وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ ٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَلُوطًا | ve Lut |
|
| 2 | إِذْ | hani |
|
| 3 | قَالَ | dedi ki |
|
| 4 | لِقَوْمِهِ | kavmine |
|
| 5 | إِنَّكُمْ | şüphesiz siz |
|
| 6 | لَتَأْتُونَ | gidiyorsunuz |
|
| 7 | الْفَاحِشَةَ | bir fuhşa |
|
| 8 | مَا | yapmadığı |
|
| 9 | سَبَقَكُمْ | sizden önce |
|
| 10 | بِهَا | onu |
|
| 11 | مِنْ | hiç |
|
| 12 | أَحَدٍ | kimsenin |
|
| 13 | مِنَ | -den |
|
| 14 | الْعَالَمِينَ | alemler- |
|
وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ
لُوطاً atıf harfi وَ ’la اِبْرٰه۪يمَ ’e matuftur. اِذْ zaman zarfı mukadder أرسلنا fiiline mütealliktir. قَالَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِقَوْمِ car mecruru قَالَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كُمْ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. تَأْتُونَ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَأْتُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْفَاحِشَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ
Cümle, الْفَاحِشَةَۘ ‘nin veya failinin hali olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. سَبَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
بِهَا car mecruru zamir olan mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, متلبّسين بها (Ona bürünerek) şeklindedir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. مِنْ اَحَدٍ lafzen mecrur, fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْعَالَم۪ينَ car mecruru اَحَدٍ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
مِنْ nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)
وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ
Ayet atıfla gelmiştir. لُوطاً ’in, 16. ayetteki إبراهيم ’e matuf olması caizdir. Veya takdiri أذكر (Düşün, hatırla!) olan mahzuf fiille birlikte cümlenin cümleye atfı söz konusudur.
وَلُوطاً ‘den bedeli iştimal olan zaman zarfı اِذْ , ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ cümlesi, اِنَّ ve lâm-ul muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir.
İsim cümlesinde, müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ , lam-ı muzahlaka ve isnadın tekrarı ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَۘ [Gerçekten siz hayasızlık yapıyorsunuz…] ve arkadan gelen [Siz, ille de erkeklere mi yaklaşacaksınız?] cümlelerinde, onların çirkin işlerini kınamak ve ayıplamak için çeşitli edatlarla tekid ve fiili tekrarlamak suretiyle ıtnâb yapılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Zaman isminin masdara değil de fiil cümlesine muzâf olması tazim ifade eder. Böylece fiilin teceddüt ifadesi dolayısıyla adeta şimdiki zaman ifade edilmiş olur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac 26)
الْفَاحِشَة ’den hal olan مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ cümlesi fasılla gelmiştir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s.107)
Fiilin faili konumundaki مِنْ اَحَدٍ ‘e dahil olan مِنْ , tekit ifade eden zaid harftir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur بِهَا , ihtimam için fail مِنْ اَحَدٍ ’e takdim edilmiştir.
اَحَدٍ ‘deki nekrelik nev ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. Zaid harf, olumsuzluğu tekit ederek kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.
مِنَ الْعَالَم۪ينَ car mecruru اَحَدٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayetteki beyânî üsluptan umum anlaşılmaktadır. Cümlede iki farklı şekilde umumi mana ifade edilmiştir: Olumsuz gelen cümlede nekre kelimeyle, Cins isme dahil olan min harfiyle. (Hâlidî, Vakafât 78)
Lut’u da... ifadesi İbrahim’i de ifadesine ya da İbrahim’in de matuf olduğu Nuh’u da kelimesine atfedilmiştir. الْفَاحِشَةَ lafzı, çirkinliğin dibi anlamına gelir. مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ [Dünyada sizden önce hiç kimse bunu yapmamıştı!] cümlesi yapılan işin çirkinliğini ortaya koyan bir başlangıç cümlesidir. Sanki biri; “Bu iş (yani livata) neden kötüdür?” diye soruyor da ona şöyle deniliyor: Bu, çok çirkin olduğundan insanlar tabiatları gereği bundan iğrenip nefret ettikleri için bu işe bunlardan önce hiç kimse teşebbüs etmemiştir. Tabiatları pis; tıynet, huy ve karakterleri habis olduğu için bu işe bir tek Lut kavmi cüret etmiştir. Alimler demişlerdir ki: Lut kavminden önce hiçbir erkek, hiçbir erkeğe şehvetle yanaşmamıştır! (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu cümle, fiilin son derece çirkin olduğunun izahıdır. Zira bütün dünya insanlarının bu fiilden uzak durması, bunun ancak, insan tabiatının tiksindiği ve nefislerin nefret ettiği bir fiil olduğunu göstermektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)