لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ ٢٢
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ
İsim cümlesidir. لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder.
جَرَمَ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mahzuf في veya من harf-i ceriyle لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُمْ muttasıl zamiri اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. فِي الْاٰخِرَةِ car mecruru الْاَخْسَرُونَ ’ye mütealliktir. هُمُ fasıl zamiridir. الْاَخْسَرُونَ kelimesi, اَنَّ ‘nin haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Veya munfasıl zamiri هُمُ mübteda olarak mahallen merfûdur. الْاَخْسَرُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ضَمِيرُ الفَصْلِ ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخْسَرُونَ ismi tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا جَرَمَ اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu ve sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَا ’nın haberi mahzuftur.
لَا جَرَمَ hiç kuşkusuz, şüphesiz, kesinlikle manalarındadır.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ile tekid edilmiş اَنَّهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ هُمُ الْاَخْسَرُونَ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen في veya من harf-i ceriyle لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فِي الْاٰخِرَةِ car mecruru, ihtimam için, amili olan الْاَخْسَرُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
فِي الْاٰخِرَةِ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen الْاٰخِرَةِ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Çünkü ahiret, zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
İsm-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade eden الْاَخْسَرُونَ kelimesi اَنَّ ’nin haberidir. Müsnedin ال takısı ile marife gelişi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğuna işaret etmiştir.
هُمُ , kasr ifade eden fasıl zamiridir. هُمُ maksûr/mevsûf, الْاَخْسَرُونَ maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat, iddiaî kasrdır.Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Onlar hüsranda son noktaya ulaşmışlardır. Sanki onlardan başka hüsranda olan yoktur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
هُمُ الْاَخْسَرُونَ cümlesinde istiare sanatı vardır. خسرا , aslında satılık eşyanın fiyatındaki düşüklüktür. İnsana değil mala özgüdür. Bu kişiler, sahip olunan eşya konumuna konulmuştur. Azapla cezalandırılma, eşyanın telef olmasına, değersizleşmesine benzetilmiştir.
Onların menfaat umdukları bir zamanda başlarına bir zarar gelmiştir. Bu halleri, kâr etmek istediği halde zarara uğrayan tacirlere benzer. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
هُمْ zamirinin tekrarı hüsrana uğrayanların onlar olduğunu vurgulamak içindir. Ayrıca bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife olması sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Zeccâc şöyle der: لَا edatı, onların, fayda vereceğini sandıkları şeyin, nefyini (olumsuzluğunu) ifade eder. جَرَمَ kelimesi ise “fiili kazanmak” manasındadır. Buna göre bunun manası, “Bu onlara fayda vermez. Bu fiili kesbetmek, kazanmak da onlara fayda vermez. Hem dünyada hem de ahirette zarar onların başınadır.” şeklinde olur.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ayetler, daha önce geçen, Rabbin’den bir açık delil üzerinde olanlarla yalnız dünya hayatını isteyenlerin eşit olmayacakları gerçeğini en mükemmel şekilde açıklar. Çünkü onlar, en büyük zalimlerdir ve en çok zarara uğrayanlardır. O halde onların diğer zalimler ve zarardakilerle bir olmaları mümkün değildir. Nerde kaldı ki onlar, kemalin en yüksek derecelerinde bulunanlarla bir olsunlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)