اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٦٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 2 | الَّذِينَ |
|
|
| 3 | امَنُوا | inananlar |
|
| 4 | وَالَّذِينَ |
|
|
| 5 | هَادُوا | ve yahudiler |
|
| 6 | وَالنَّصَارَىٰ | ve hıristiyanlar |
|
| 7 | وَالصَّابِئِينَ | ve sabiiler |
|
| 8 | مَنْ | kim |
|
| 9 | امَنَ | inanırsa |
|
| 10 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 11 | وَالْيَوْمِ | ve gününe |
|
| 12 | الْاخِرِ | ahiret |
|
| 13 | وَعَمِلَ | ve yaparsa |
|
| 14 | صَالِحًا | iyi işler |
|
| 15 | فَلَهُمْ | onlar için vardır |
|
| 16 | أَجْرُهُمْ | mükafatları |
|
| 17 | عِنْدَ | katında |
|
| 18 | رَبِّهِمْ | rablerinin |
|
| 19 | وَلَا | ve yoktur |
|
| 20 | خَوْفٌ | korku |
|
| 21 | عَلَيْهِمْ | onlara |
|
| 22 | وَلَا | ve yoktur |
|
| 23 | هُمْ | onlara |
|
| 24 | يَحْزَنُونَ | hüzün |
|
Muhakkak o kimseler iman ettiler ve o kimseler ki yahudileştiler (Yahudiler). Arkadan Hristiyanlar ve Sabiiler isim olarak geldiği halde burada Yahudiler fiil olarak gelmiş. Burada Beni İsrail kelimesi yerine yahudileşenler buyurulmuş. Çünkü İsrailoğulları bu imtihanlar bittikten sonra Yahudileşip, dinlerini tamamen kötüye kullandılar, dinlerini tahrif ettiler ve tamamen başka bir hayat yaşamaya başladılar. İsrailoğulları ifadesinde Allah’ın temiz kulu ifadesi vardır. Hata yapsalar da iyi niyetliydiler. Ama artık bundan sonra dönülmeyecek bir noktaya gelmişlerdir.
Ellezine kelimesi, arkasından gelen fiilin onlarda yerleştiğine delalet ediyor. Ellezine âmenu şeklinde ifade edilenler imana saplananlar, onda inatçı olanlar, Hristiyanlar ve Sabiilerdir (Bunlar Hristiyanlar ve Yahudiler arasında gelmiş, yine tevhid inancına sahip bir inanıştır. Kendilerine ait kitapları olduğunu, yıldızlara tapanlar olduklarını söyleyenler vardır). Bunların içinden kim Allah’a iman etti ve ahiret gününe ve salih işler yaptı, onlar için mükafatları, ücretleri, karşılıkları vardır. Rableri katında, onlar için (onları kaplayan) korku yoktur ve onlar hüzünlenenler de değillerdir.
Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir şeklindeki ayetleri toplayıp üzerinde düşünmek gerekir.
Hevede هود :
هَوْدٌ sözcüğü rıfkla, nazik ve yumuşak bir biçimde rucû etmek/dönüş yapmak demektir. Âheste bir şekilde ya da yumuşakça, nazikçe yürümek demek olan تَهْوِيدٌ kavramı da buradan gelir.
هَوْدٌ sözcüğü yaygın dilde tövbe etmek anlamı kazanmıştır. Bazı dilbilimciler Yahudilerin adı olan يَهُودٌ kelimesinin köken olarak Âraf, 7/156. ayeti kerimesindeki kökün bu anlamından geldiğini ifade etmişlerdir. Bu eskiden övgü ifade eden bir isim iken daha sonra şeriatlarının neshedilmesinin ardından her ne kadar bir övgü anlamı taşımasa da onlara aid bir ad halini almıştır. Nitekim benzer bir şekilde Hıristiyanların ismi olan نَصارَى sözcüğü de köken olarak yardımcılar demek olan Yüce Allah'ın Saff, 61/14 ayeti kerimesinden gelir.
Son olarak هُودٌ temelde tövbe eden manasındaki هائِدٌ kelimesinin çoğuludur. Bu aynı zamanda bir Peygamberin de ismidir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil ve iki farklı isim formunda toplam 21 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekli yahudidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِوَعَمِلَ صَالِحًا
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası آمَنُوا ‘dur.Îrabtan mahalli yoktur.
آمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, atıf harfi وَ ile birincisine matuf olup, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası هَادُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
هَادُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَلنَّصَارَى elif üzere mukadder fetha olarak, الصَّابِـ۪ٔينَ ise nasb alameti ي olarak atıf harfi وَ ile اِنَّ ‘nin ismi اَلَّذِينَ ‘ye matuftur.
مَنْ müşterek ism-i mevsûl, اِنَّ 'nin isminden bedel olarak mahallen mansub veya şart edatı olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنَ بِاللّٰهِ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
آمَن fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ' dir. بِاللَّه car mecruru آمَنَ fiiline mütealliktir. اَليَوْمِ atıf harfi وَ ile makabline matuftur. الْاٰخِرِ kelimesi اَليَوْمِ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. عَمِلَ atıf harfi وَ ile آمَن ‘ ye matuftur.
عَمِلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ' dir. صَالِحًا mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mahzuf mef‘ûlu mutlakın sıfatıdır. Takdiri, عَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا şekildedir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şayet, ‘’مَنْ اٰمَنَ ifadesinin i‘râbdaki mahalli nedir?’’ dersen; şöyle derim: Bu ifadenin mahalli ref‘tir; eğer mübteda olduğu kabul edilirse haberi de, فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ ifadesidir. Ancak اِنَّ ’nin isminden bedel ya da ona matuf olduğu kabul edilirse, o zaman mahalli nasbtır. Birinci ihtimalde اِنَّ ’nin haberi, bütünüyle cümledir; ikinci ihtimalde ise فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ ifadesidir. فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ ifadesindeki فَ harfi, مَنْ kelimesinin şart manası taşımasından dolayı gelmiştir.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الصَّابِـ۪ٔينَ , sülâsi mücerredi صبأ olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ
لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. فَ harfi zaiddir. لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَجْرُهُمْ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عِنْدَ mekân zarfı, اَجْرُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. رَبِّهِمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
İsim cümlesidir. Cümle, atıf harfi وَ ile önceki cümleye matuftur. لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. خَوْفٌ mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمْ car mecruru, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
وَ atıf harfidir. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. يَحْزَنُونَ cümlesi haber olarak mahallen merfûdur.
يَحْزَنُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِوَعَمِلَ صَالِحًا
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, habere dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tazim amacına matuftur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
İkinci الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûlu, atıf harfi وَ ile birincisine matuf olup sılası olan هَادُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ kelimeleri tezayüf nedeniyle birinci mevsûle atfedilmiştir.
Lafızlar birbirine atfedilirken daha önemli olan takdim edilir. Bu cümlede de iman edenler, önemine binaen yahudiler, hristiyanlar ve sabiîlere takdim edilmiştir.
مَنْ müşterek ism-i mevsûlu, اِنَّ 'nin isminden bedeldir. Şart ismi olduğu da söylenmiştir. Sılası olan اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bedel, atıf harfi getirilmeksizin, tefsir ve izah maksadıyla, bir kelimenin bir başka kelimeyle açıklandığı ıtnâb sanatıdır.
Arap dilinde bir kelimenin yerine kullanılan başka bir kelimenin atıf yapılmadan ve tefsir maksatlı kullanılması “bedel” ile anlatılmaktadır. Bedel yapmanın amacı, kapalı olan kelamı açmak, açık olanı ise tekid etmektir. (Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi, İtnâb-îcâz)
Güvenli oldu, emniyette oldu anlamındaki اٰمَن fiilinin بِ harfi ile gelerek ‘iman etti’ manasında olması, tazmin sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
الْاٰخِرِ kelimesi لْيَوْمِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen وَعَمِلَ صَالِحًا cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sıla cümlesinde o kişilerin Allah’a, ahiret gününe iman etmek ve salih amel yapmak şeklinde özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.
Mef’ûl olan صَالِحًا ‘daki nekrelik tazim ve nev ifade eder
صَّالِحَا kelimesi hazfedilmiş bir amel kelimesinin sıfatıdır. Aslında عَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا şeklinde gelmesi beklenirdi. آيَاتٍ بَيِّنَات ibaresi de böyledir. Çoğu zaman آيَات hazfolur sadece بَيِّنَات gelir.
الَّذ۪ينَ ’nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, الَّذ۪ينَ ve مَنْ kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اٰمَنُوا - اٰمَنَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَنْ اٰمَنَ ifadesinin îrabdaki mahalli, reftir; eğer mübteda olduğu kabul edilirse haberi de فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ ifadesidir. Ancak اِنَّ ’ nin isminden bedel ya da ona atıf olduğu kabul edilirse, o zaman mahalli, nasbtır. Birinci ihtimalde اِنَّ ’nin haberi bütünüyle cümledir; ikinci ihtimalde ise فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ ifadesidir. ْفَلَهُمْ اَجْرُهُمْ ifadesindeki مَنْ ,فَ ifadesinin şart manası ihtiva etmesinden dolayı gelmiştir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
النَّصَارٰى kelimesinin sonundaki ى , mübalağa ifade etmek içindir. Bunlara Mesih’e yardım ettikleri için yardımcılar anlamındaki bu isim verilmiştir. وَالصَّابِـ۪ٔينَ ise “dinden çıkmak” anlamındaki صبِـ۪ٔ kökünden gelir. Sabiîler, Yahudilik ve Hıristiyanlığın dışında meleklere tapınan bir gruptur. َمَنْ اٰمَنَ [iman eden]; bu kâfirler içerisinde halis bir şekilde iman eden ve İslâm dinine aslî olarak giren, katılan kimse demektir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا [Muhakkak o kimseler iman ettiler ve o kimseler ki yahudileştiler. (Yahudiler).] Arkadan Hristiyanlar ve Sabiiler isim olarak geldiği halde, burada Yahudiler fiil olarak gelmiş ve Benî İsrail yerine yahudileştiler buyurulmuştur. Çünkü İsrailoğulları bu imtihanlar bittikten sonra Yahudileşip dinlerini kötüye kullandılar, dinlerini tahrif ettiler ve tamamen başka bir hayat yaşamaya başladılar. İsrailoğulları ifadesinde Allah’ın temiz kulu ifadesi vardır. Hata yapsalar da iyi niyetliydiler. Ama artık bundan sonra dönülmeyecek bir noktaya gelmişlerdir.
مَنْ اٰمَنَ [Kim iman ederse] ve عَمِلَ صَالِحًا [salih amel işlerse] ayetinde “ederse” ve “işlerse” fiilleri مَنْ (kim) kelimesinin lafız olarak tekil olmasından dolayı tekil formda ifade edilmiştir. Ancak وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ [Onlar için bir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.] ifadesinde zamirler çoğul olarak zikredilmiştir. Bunun sebebi, مَنْ kelimesinin, lafzen tekil olsa da anlam olarak çoğul olmasıdır, çünkü bu kelime tekil için de çoğul için de kullanılabilir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ
Cümlenin başındaki فَ zaid harftir. Ayetin başındaki mevsûlün haberi olarak gelen cümle, mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâzi hazf sanatları vardır. لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَجْرُهُمْ , muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyh olan اَجْرُهُمْ ’un izafetle gelmesi gelmesi az sözle çok anlam ifadesi içindir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin izafetle marife oluşu, az sözle çok anlam ifade etme amacına matuftur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
عِنْدَ رَبِّهِمْۖ izafetinde iman edenlere ait zamirin Rab ismine muzafun ileyh olmasıyla onlar, yine Rab ismine muzaf olmasıyla عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
هُمْ zamirinin cümlede üç kez zikredilmesi, onlara verilen önemin işaretidir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Bu cümle فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ cümlesine وَ ’ la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ifade eden isim cümlesi formunda faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan لَا خَوْفٌ ’un haberi mahzuftur. عَلَيْهِمْ bu mahzuf habere mütealliktir. Müsnedün ileyh olan خَوْفٌ ’daki tenvin, nev ve kıllet içindir. Yani ‘hiçbir korku’ demektir. Bilindiği gibi nefy siyakta nekre umum ifade eder.
وَ ’la öncesine atfedilen وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümledeki لَا , olumsuzluğu tekit için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Haber, muzari fiil cümlesi şeklinde gelerek teceddüt ve istimrar ifadesiyle birlikte hükmü takviye etmiş, müsnedün ileyhin nefy harfinden sonra gelmesi de tahsis ifade etmiştir. Kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُمْ maksur/mevsûf, لَا يَحْزَنُونَ maksurun aleyh/sıfat olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Böylece Allah Teâlâ, onların mahzun olmayacaklarını çok kesin bir şekilde bildirmiştir.
يَحْزَنُونَ kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, isim cümlesi ve kasr tekid edilen bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
خَوْفٌ - يَحْزَنُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr vardır.
Burada ولاهم يحزنون cümlesinde, هم munfasıl zamirinin kullanılışında kasr vardır. “Sadece Allah’ın hidayetine tabi olanların mahzun olmayacaklarını, başkalarının değil’ manasını vermektedir. Muzari fiilin başına nefy harfinin dahil olması ile de devam ve istimrar manası kazanmıştır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 489)
وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ibaresinden korku ve hüznün devamlı olmayacağı değil, fakat hiçbir zaman olmayacağı anlamı çıkarılmıştır. Çünkü burada nefy harfi لَا her ne kadar geniş zaman fiiline dahil olmuşsa da makamın gereği olarak devamlılık ifade eder. (Ebüssuûd,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm Maide Suresi, 69)
خوف ve حزن arasındaki fark: خوف , insanın gelecekte olacak (henüz meydana gelmemiş) bir işten dolayı kederlendirmesi, حزن ise geçmişte bir şeyi kaçırmasından dolayı kederlenmesidir. Burada ayrıca خوف kelimesinin önce حزن kelimesinin sonra zikredilmesinde bir incelik vardır. Şöyle ki gelecekte meydana gelecek bir şeylerden korkmak, geçmişte olmuş olanlarınkinden daha şiddetlidir. Bu nedenle خوف , önce zikredilmiştir. Yine burada خوف ve حزن kelimelerinde kinaye vardır. خوف , günahlardan dolayı cezalandırılmayacaklar, حزن de sevaplarından da mahrum bırakılmayacaklar manasında kinaye yapılmıştır. Ayrıca sonrasında gelen والذين كفرو ا و كذبوا باياتنا اولئك اصحاب النار هم غيها خالدون ayetiyle de mukabele sanatı oluşmuştur. Böylelikle muttakilere verilen karşılık ile sonrasında kâfirlere verilecek ceza da zikredilerek aralarındaki fark tamamen beliğ bir şekilde beyan edilmiştir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, s. 490)
Burada isim cümlesi olarak gelmiş iki cümle; kendilerine müjde verilen muhsinlerin hallerini toplu olarak ifade eden bir kelamdır. Bu kelamda, hüsnü intiha olduğunu söyleyebiliriz. Son derece kısa ve kolay olarak tanımlayabiliriz. İbarenin başındaki فَ harfi, şart ifade eden ism-i mevsûlün haberinin başına gelmiştir. Bunun faydası da haberin mübtedaya isnadını tekid etmektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 7, Ahkaf/13, S. 142)
فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ cümlesi, Bakara 38,112, 262, 274, 277, Maide 69, Enam 48, Araf 35, Yunus 62 ve Ahkâf 13. ayetlerde aynen tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
الَّذ۪ينَ kelimesi, arkasından gelen fiilin onlarda yerleştiğine delalet eder. الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا şeklinde ifade edilenler imana saplananlar, onda inatçı olanlar, Hristiyanlar ve Sabiilerdir. (Bunlar Hristiyanlar ve Yahudiler arasında gelmiş, yine tevhid inancına sahip bir inanıştır. Kendilerine ait kitapları olduğunu, yıldızlara tapanlar olduklarını söyleyenler de vardır) Bunların içinden kim Allah’a ve ahiret gününe iman etti, salih işler yaptı onlar için mükafatları, ücretleri, karşılıkları vardır. Rableri katında onlar için (onları kaplayan) korku yoktur ve onlar hüzünlenenler de değillerdir.
Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir şeklindeki ayetleri bir araya getirip üzerinde düşünmek gerekir.