Bakara Sûresi 61. Ayet

وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّٓائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۜ قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذ۪ي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذ۪ي هُوَ خَيْرٌۜ اِهْبِطُوا مِصْراً فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْۜ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۟  ٦١

Hani, “Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O hâlde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin” demiştiniz. O da size, “İyi olanı düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Öyle ise inin şehre! İstedikleriniz orada var” demişti. Böylece zillet ve yoksulluk onları kapladı. Onlar, Allah’ın gazabına uğradılar. Bunun sebebi, onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor, peygamberleri de haksız yere öldürüyor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmek ve aşırı gitmekte oluşlarıydı.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ hani
2 قُلْتُمْ siz demiştiniz ki ق و ل
3 يَا مُوسَىٰ Musa
4 لَنْ asla
5 نَصْبِرَ biz dayanamayız ص ب ر
6 عَلَىٰ
7 طَعَامٍ yemeğe ط ع م
8 وَاحِدٍ bir و ح د
9 فَادْعُ du’a et د ع و
10 لَنَا bizim için
11 رَبَّكَ Rabbine ر ب ب
12 يُخْرِجْ çıkarsın خ ر ج
13 لَنَا bize
14 مِمَّا şeylerden
15 تُنْبِتُ bitirdiği ن ب ت
16 الْأَرْضُ yerin ا ر ض
17 مِنْ -nden
18 بَقْلِهَا sebzesi- ب ق ل
19 وَقِثَّائِهَا ve acurundan ق ث ا
20 وَفُومِهَا ve sarımsağından ف و م
21 وَعَدَسِهَا ve mercimeğinden ع د س
22 وَبَصَلِهَا ve soğanından ب ص ل
23 قَالَ dedi ki ق و ل
24 أَتَسْتَبْدِلُونَ değiştirmek mi istiyorsunuz? ب د ل
25 الَّذِي olanı
26 هُوَ o
27 أَدْنَىٰ daha aşağı د ن و
28 بِالَّذِي olanla
29 هُوَ o
30 خَيْرٌ iyi خ ي ر
31 اهْبِطُوا inin ه ب ط
32 مِصْرًا bir şehre م ص ر
33 فَإِنَّ şüphesiz
34 لَكُمْ sizin için vardır
35 مَا şeyler
36 سَأَلْتُمْ istediğiniz س ا ل
37 وَضُرِبَتْ ve vuruldu ض ر ب
38 عَلَيْهِمُ üzerlerine
39 الذِّلَّةُ alçaklık ذ ل ل
40 وَالْمَسْكَنَةُ ve yoksulluk (damgası) س ك ن
41 وَبَاءُوا ve uğradılar ب و ا
42 بِغَضَبٍ bir gazaba غ ض ب
43 مِنَ -tan
44 اللَّهِ Allah-
45 ذَٰلِكَ işte bu
46 بِأَنَّهُمْ şüphesiz öyle
47 كَانُوا oldu ك و ن
48 يَكْفُرُونَ (çünkü) inkar ediyorlar ك ف ر
49 بِايَاتِ ayetlerini ا ي ي
50 اللَّهِ Allah’ın
51 وَيَقْتُلُونَ ve öldürüyorlardı ق ت ل
52 النَّبِيِّينَ peygamberleri ن ب ا
53 بِغَيْرِ etmediği halde غ ي ر
54 الْحَقِّ hak ح ق ق
55 ذَٰلِكَ işte bu
56 بِمَا sebebiyledir
57 عَصَوْا isyan etmeleri ع ص ي
58 وَكَانُوا ve oldukları ك و ن
59 يَعْتَدُونَ sınırı aşmış ع د و
 

Bu bize Adem as kıssasını hatırlatıyor. Onlar da cennette yorulmadan rızıklandırılıyorlardı. Onlara da ihbitû buyurulmuştu. Ve şimdi dünyada çeşit çeşit, türlü nimetler var ama bunu elde etmeleri için çalışmaları gerekir, herşey hazır değildir.

Havariler de Hz. İsa’dan maide, yani hazırlanmış bir sofra istiyorlar. Onlar da “dua et Rabbine” diyerek aynı edepsizliği yapıyorlar. Biz buna iktibas sanatı diyoruz. Ayetler birbirini hatırlatıyor. O zaman daha iyi anlaşılıyor. Konu birinde daha kısa, diğerinde daha geniş anlatılmıştır.

Peygamberleri öldürmek, aynı anda, aynı nesil içinde Hz. İsa, Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya öldürülmüştür.

Burada “hayır” ile “edna” yı, özgürlük ve kölelik olarak düşünebiliriz. Çünkü özgürlüğün karşısında hazır yemek var, köleliğin karşısında kişiliğin zedelenerek çalışılması var.

İsrailoğulları Firavun’dan kurtuldukları halde daha önce yaşadıkları kölelik psikolojisinden kurtulamamışlardı. Köle ruhlu oldukları için eskiden yedikleri gıdaları (sebze, salatalık, sarımsak, mercimek, soğan) tekrar yemeyi arzu ettiler. Hangi gıdaların daha değerli olduğunu bilemediler. Ancak gelişmiş ve şahsiyetli toplumlar hangi düşüncenin, neyin daha değerli olduğunu bilir ve neyi tercih edeceğinin farkında olur. Çare; Kur’ân kapısından içeri ve medeniyet şehrine girilmesidir. Medeniyet ise hukukla olur. Örneğin Medine kelimesi ‘hukukun uygulandığı yer’ manasındadır.

İsrailoğullarına bundan dolayı zillet ve miskinlik damgası vurulmuştur. Biz Müslümanlara verilen mesaj ise; Bu zamanda Kur’ân hükümlerini uygulayarak ve medeniyet kurarak teknoloji üretmezsek bizim de zillet ve miskinlik içinde bir toplum haline gelebileceğimizdir.

Tüm bunlara ilaveten, daha da kötüsü, İsrailoğulları bir de Allah’ın gazabına uğramışlardır. Bunun sebebi de Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, Peygamberleri haksız yere öldürmeleridir. Allaha karşı ileri giderek sınır tanımamış ve isyan etmişlerdir. Allahu Teala asla yargısız infaz yapmaz. Şeytana bile neden insana secde etmediğini sormuş, sebebini öğrenince onu huzurundan kovmuştur.

Müslümanlar Allah’ın sınırlarını aşmama konusunda çok dikkatli olmalıdırlar. Ayet bize ‘’İşte Allah’ın sınırları bunlardır’’ denen Nisa Suresi 13. ayetini hatırlatmaktadır. İktibas sanatı vardır.

Tefsiri yapılan 60. ayette İsrailloğulları Hz. Musa’ya ‘Rabbine bizim için dua et’ derken aslında kendileri bu Rabbe inanmadıkları halde alaycı bir tavır sergilemektedirler.

Yetiştirdi, bitirdi manalarına gelen enbete fiili if’al kalıbında gelmiş olup, özelliği bir işin olmasını sağlamak, fiilin anlamının nesne üzerindeki etkisini belirtmektir.

Haddi aşıyorlar manasına gelen i’tedâ fiili, iftial babında gelmiş olup, failin gayretini gösterir.

Değiştirmek istedi, manasına gelen istebdele fiili istif’al babında gelmiş olup, mazi fiilin başına elif, sin ve te harflerinin eklenmesiyle yapılır, hakiki veya mecazi manada istek cümlelerinde kullanılır.

Allah’a dua ederken bizim için hayırlı olup olmadığını bilmediğimiz şeyin peşine düşüp onu istemeyelim. Bizim için hayırlı olanı isteyelim.

 
Peygamber Efendimiz:” Kıyamet gününde azabı en şiddetli olan, bir peygamberin öldürdüğü veya bir peygamberi öldüren kimsedir” buyurmuştur.
( Ahmed b Hanbel, Müsned, I ,407).
 
  

Katele قتل : 

  Katl قَتْلٌ  hayâtın mukâbili, yâni hayâtın zevâlidir. Hayât nebâtta, hayvanda veyâ ma’neviyatta olabildiği gibi ölüm de bunların hepsinde söz konusudur. Bâzı âlimler katlin hareketin durması mânâsında olduğunu söylemişlerdir. 
Yine katl; canlı bünyenin bozulmasıdır. Bunu gerçekleştirenin fiili itibara alındığında, hayatın yok olması itibara alındığında ise denir.

  مُقاتَلَةٌ ve إقْتِتالٌ sözcükleri aynı anlamdadır ve çarpışmak/savaşmak manasında kullanılır. (Müfredat-Tahqiq-Furuq)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 170 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

 Türkçede kullanılan şekilleri katl, kâtil, maktul, katliam, kıtal ve mukateledir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

 

وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  (Hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. قُلْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

قُلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl, يَا مُوسٰى  ‘dir.  قُلْتُمْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يَا  nida harfidir. مُوسٰي  münadadır. Müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. Nidanın cevabı  لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ ’ dır. 

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir. 

نَصْبِرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. عَلٰى طَعَامٍ  car mecruru نَصْبِرَ  fiiline mütealliktir. وَاحِدٍ  kelimesi  طَعَامٍ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّٓائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۜ

 

فَ  sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfi veya mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Takdiri, إن كنّا بحاجة الى أكثر من نوع من الطعام فادع لنا ربّك..(Eğer daha çok çeşit yiyeceğe ihtiyacımız olursa Rabbine bizim için dua et) şeklindedir.

Fiil cümlesidir.  ادْعُ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. لَنَا  car mecruru  ادْعُ  fiiline mütealliktir. رَبَّكَ  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

فَ  karînesi olmadan gelen  يُخْرِجْ  cümlesi şartın cevabıdır. 

يُخْرِجْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Mef’ûlü bihi mahzuftur. Takdiri, شيئا  şeklindedir. لَنَا  car mecruru  يُخْرِجْ  fiiline mütealliktir. مَّا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  يُخْرِجْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تُنْبِتُ الْاَرْضُ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تُنْبِتُ  damme ile merfû muzari fiildir. الْاَرْضُ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْ بَقْلِهَا  car mecruru  تُنْبِتُ  fiilinin mahzuf mef’ûlün mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, ممّا تنبته الأرض من بقل  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

قِثَّٓائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا  kelimeleri, atıf harfi  وَ  ile  بَقْلِهَا ‘ya matuf olup kesra ile mecrurdur.

فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ [Bizim için Rabbine yalvar.] Yani, ondan iste. “Rabbine yalvar da o bize yerden biten sebze (…) versin.” Ayette  مِمَّا  kelimesindeki  مِنْ  Ahfeş’e göre zaid, harf-i cerdir. Yalnız, kısmilik için de olabilir. مِنْ بَقْلِهَا  ifadesindeki  مِنْ  ise cins içindir. Aynı şekilde o da “bazı çeşitlerinden” demektir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

يُخْرِجْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خرج ’dir.

تُنْبِتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  نبت ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

 

قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذ۪ي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذ۪ي هُوَ خَيْرٌۜ اِهْبِطُوا مِصْرًا فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْۜ                    

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l kavl  اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذ۪ي هُوَ اَدْنٰى ‘ dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Hemze istifham harfidir. تَسْتَبْدِلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası هُوَ اَدْنٰى ’dır. Îrabtan mahalli yoktur. 

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اَدْنٰى  haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  اَتَسْتَبْدِلُونَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  هُوَ خَيْرٌ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرٌۜ  haber olup damme ile merfûdur. 

اِهْبِطُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مِصْرًا  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  ta’liliyye veya mukadder şartın cevabına gelen rabıtadır. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.  

لَكُمْ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. مَا  müşterek ism-i mevsûl اِنَّ ‘nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  سَاَلْتُمْۜ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

سَاَلْتُمْۜ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْۜ  fail olarak mahallen merfûdur.

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِهْبِطُوا مِصْرًا  ifadesi, ötre ile اِهْبُطُوا  şeklinde de okunmuştur. Anlam, çölden oraya inin şeklindedir. Vadiden aşağı inen kişi icin  هبط الوادى  ifadesi, vadiden yukarı çıkan için ise هبط منْهُ  ifadesi kullanılır. Çöl bölgesi Beyt-i Makdis’den [Şam civarındaki] Kınnesrin bölgesine kadar olan 12’ye 8 fersahlık alandır. مِصْرًا  kelimesi ile özel isim Mısır da kastedilmiş olabilir ki bu durumda iki sebep, yani marifelik ve müenneslik sebepleri bir araya geldiği halde kelimenin munsarif [sonu tenvinli] olarak gelmiş olması ortasındaki harfin, tıpkı  وَنوحا [Örn. Enbiya 21/76] ve وَ لوطا  [Örn. Enbiya 21/74] ifadelerinde olduğu gibi sakin olması sebebiyledir. Bu iki kelimede de yabancılık ve marifelik söz konusu olduğu halde bunlar da gayr-i munsarif değildir.

مِصْرًا  kelimesi ile ülke/şehir [cinsi] kastedilmişse o zaman kelimede bir tek sebepten başka gayr-ı munsariflik sebebi kalmamaktadır; herhangi bir şehrin kastedilmiş olması halinde de durum aynıdır. İbn Mes‘ud mushafında -ki A‘meş [v.148/765] de böyle okumuştur- tenvinsiz bir şekilde, tıpkı ادخلوا مصر [Yusuf 12/99] ayetinde olduğu gibi, اِهْبِطُوا مِصْر  olarak yer alır. Bir görüşe göre,kelimenin aslı Mısraim olup daha sonra Arapçalaşmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

تَسْتَبْدِلُونَ  fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, بدل ‘dir. 

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar. 

اَدْنٰى , sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرٌ ,ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. وَضُرِبَتْ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. الذِّلَّةُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمُ  car mecruru  ضُرِبَتْ  fiiline mütealliktir. الْمَسْكَنَةُ  atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur. بَٓاؤُ۫  atıf harfi وَ ‘ la istînâfiyyeye matuftur. 

بَٓاؤُ۫  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِغَضَبٍ  car mecruru mahzuf hale mütealliktir. بِ  mülabese içindir. مِنَ اللّٰهِۜ  car mecruru  غَضَبٍ  mahzuf sıfatına mütealliktir. 

İsm-i işaret  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdarı müevvel  بِ  harfi ceriyle  ذٰلِكَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, ذلك الغضب مستحقّ بكفرهم (Küfürleri sebebiyle bu gadaba müstehaktırlar) şeklindedir. 

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمْ  munfasıl zamir  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle  اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَكْفُرُونَ  cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur. 

يَكْفُرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِ car mecruru يَكْفُرُونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ

 

 Cümle, atıf harfi وَ ‘ la  يَكْفُرُونَ  cümlesine matuftur. 

Fiil cümlesidir. يَقْتُلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. النَّبِيّ۪نَ  mef‘ûlun bih olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

بِغَيْر  car mecruru  يَقْتُلُونَ ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, يقتلونهم مبطلين  şeklindedir. الْحَقّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

 

ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۟

Cümle, ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا  cümlesinden bedel olarak mahallen merfûdur.

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. بِ  harf-i ceri sebebiyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel, بِ  harfi ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri, ذلك بسبب عصيانهم (Bu, isyanları sebebiyledir.) şeklindedir. كَانُوا يَعْتَدُونَ۟ cümlesi atıf harfi وَ  ile makabline matuftur. 

عَصَوْا  iki sakinin birleşmesinden dolayı, mahzuf elif üzere mukadder damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانُوا. nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَعْتَدُونَ۟  cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur. 

يَعْتَدُونَ۟  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَعْتَدُونَ۟  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عَدَوَ ’dir.

İftial babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ

Aynı üslupla gelen ayet önceki ayete atfedilmiştir.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ  cümlesi,  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

قُلْتُمْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا مُوسٰى لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ  cümlesi, nida üslubunda talebi inşâî isnaddır.

Nidanın cevabı olan  لَنْ نَصْبِرَ عَلٰى طَعَامٍ وَاحِدٍ  cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında lâzım-ı  faide-i haber inkârî kelamdır. Musa’nın kavmi, sözlerini  لَنْ  ile tekid etmişlerdir.

Zaman ismi olan  إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

وَاحِدٍ  kelimesi  طَعَامٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

طَعَامٍ ‘in nekreliği muayyen olmayan bir cinse işaret eder.

Bu sözleriyle  من  ve  سلوي ‘nın iki ayrı yemek olmalarına rağmen tek bir çeşit olduğunu kinaye yoluyla ifade ettiler. Çünkü onlar bu ikisini birlikte yiyorlardı. Bundan dolayı bir tek yemek tabirini kullandılar. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

 فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ 

Nidanın cevabına dahil olan cümlede  فَ , takdiri  إن كنّا بحاجة الى أكثر من نوع من الطعام (Birden fazla çeşit yiyeceğe ihtiyacımız varsa) olan şart cümlesinin cevabına gelen rabıta harfidir. Cevap cümlesi  فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

رَبَّكَ  izafetinde  رَبّ  ismine muzâfun ileyh olan  كَ  zamirinin aid olduğu Hz. Musa şeref kazanmıştır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

 

يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّٓائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۜ

 

Yine nidanın cevabına dahil olan cümle mahzuf şartın cevabıdır. Meczum muzari sıygada gelmiş hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.  فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesinde muzari fiilin meczum olması talebin cevabı olduğuna işaret eder. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda  talebî inşâî isnaddır.

Emir, nehy, soru, temenni gibi talep bildiren durumlardan sonra başında ف harfi bulunmayan, karşılık ve sonuç (cezâ) ifade eden bir muzâri fiil geldiğinde söz konusu muzâri fiil de meczûm olur. Çünkü o cümlede şart ve cezâ anlamı bulunmaktadır. Bir diğer ifadeyle talep bildiren cümleden sonraki muzâri fiil, öncesindeki talebin karşılığı veya sonucudur. (Yunus İnanç Dr. Öğr. Üyesi, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Arap Dili ve Belagatı Anabilim Dalı, Karaman Emrin Cevabında Gelen Fiillerin Bazı Kur’ân Meallerindeki Hatalı Tercümesi)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , başındaki harf-i cerle يُخْرِجْ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  تُنْبِتُ الْاَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّٓائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَقِثَّٓائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَاۜ  kelimeleri temasül nedeniyle  بَقْلِهَا ‘ya atfedilmiştir.

بَقْلِ -  قِثَّٓائِ  -  فُومِ -  عَدَسِ  -  بَصَلِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

هَا  zamirinin tekrarında, ıtnâb ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardı.

Yeryüzünde çıkan bitkiler sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

Tekdüzeliğin, insan istekleri üzerinde az çok sıkıcı bir tesiri vardır. Ve buna karşı çeşitlilik isteğinde bulunmakta esasen bir günah da yoktur. Fakat bunu yaparken, bir taraftan eldeki nimetin yokluğu zamanında çekilen acıları unutmamak, diğer taraftan da yüce bir ruh haliyle ve temiz bir kalple hareket edip şükrü artırmak ve daha önemlisi, bedenin istek ve ihtiyaçlarına kapılıp edep ve terbiye dışına çıkmadan hareket etmek icap eder. Onların da "Rabbimize dua et" diyecek yerde, edepsizce "Rabbine dua et" diye imansızlık eseri göstermemeleri gerekirdi. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili 

Bu ayette geçen, مِمَّا تُنْبِتُ الْاَرْضُ [Yerin bitirdiklerinden] ibaresinde mecaz sanatı bulunmaktadır. Çünkü hakikatte bitkiyi toprak değil, Allah büyütür. Bu çeşit mecaza, mecaz-ı akli denilir. Mecazın ilgisi sebeptir ki toprak bitkinin bitmesine sebep olduğu için bitirme fiili ona yüklenmiştir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)

Birinci  مِنْ  teb'iz (kısmîlik) ifade etmek; ikincisi tahsis içindir (yani yerin bitirdiklerinden özel olarak hangi yiyecekleri istediklerini açıklamak gayesiyle kullanılmıştır). Bundan sonra gelen  بَقْلِ  bu şeylerin bedelidir. Yani bunların ne olduğunu açıklamaktadır. Ondan sonrakiler ise ona atfedilmiştir. Bakla (بَقْل) bilinen bir bitkidir. Bu da sapı olmayan her türlü bitkinin adıdır. Ağaç (شجر) ise sapı, gövdesi olan her bitkidir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ [Bizim için Rabbine yalvar.] Yani, ondan iste. “Rabbine yalvar da o bize yerden biten sebze (…) versin.” Ayette  مِمَّا  kelimesindeki  مِنْ  Ahfeş’e göre zaid, harf-i cerdir. Yalnız, kısmilik için de olabilir. مِنْ بَقْلِهَا  ifadesindeki  مِنْ  ise cins içindir. Aynı şekilde o da “bazı çeşitlerinden” demektir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

  قَالَ اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذ۪ي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذ۪ي هُوَ خَيْرٌۜ    

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذ۪ي هُوَ اَدْنٰى بِالَّذ۪ي هُوَ خَيْرٌۜ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tevbih ve taaccüb amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Mef’ûl konumundaki müfret müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  ‘nin sılası olan  هُوَ اَدْنٰى  cümlesi, mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mecrur mahaldeki müfret müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ‘nın sılası olan  هُوَ خَيْرٌ ; mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

خَيْرٌ  ve  اَدْنٰٓى  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İki farklı şeyi temsil eden  الَّذ۪ي ’lerde ıtnâb ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.

هُوَ اَدْنٰى  cümlesiyle  هُوَ خَيْرٌۜ  cümlesi  arasında mukabele sanatı vardır.

Burada  هُوَ اَدْنٰى  çok daha basit ve daha önemsiz, miktarca daha az olan demektir. هُوَ خَيْرٌ  ise daha iyi, daha değerli ve üstün anlamındadır. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

 اِهْبِطُوا مِصْرًا 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mukadder fiilin mekulü’l-kavli olması da caizdir.

Cümle emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.

Bu ayetteki emir onları aciz bırakmak içindir.  اِهْبِطُوا  çekip inmek, yukarıdan aşağıya doğru inmektir. Onları aciz bırakmak anlamına gelen bu ayetin bir diğer benzeri de: [De ki: Onlara, ister taş, ister demir olunuz..] (el-İsra, 17/50) ayetidir. Çünkü İsrailoğullarına bu emir verildiğinde Tîh Çölü’nde idiler. Böyle bir emir de onlar için cezadır. Onlara istediklerinin verildiği de söylenmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

فَاِنَّ لَكُمْ مَا سَاَلْتُمْۜ

فَ  ta’liliyedir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَكُمْ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَا  müşterek ism-i mevsûlu  اِنَّ  ’nin muahhar ismidir.

Mevsûlün sılası olan  سَاَلْتُمْۜ  cümlesi, mazi fiil sıygasında gelerek sebat ve temekkün ifade etmiştir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِۜ 

وَ  istînâfiyyedir. Müsbet fiil cümlesi fâide-i haber ibtidaî kelamdır. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini ve sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

ضُرِبَتْ  fiili mef’ûle dikkat çekmek kastıyla meçhul bina edilmiştir.

Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  عَلَيْهِمُ , durumun onlara has olduğunu vurgulamak için fail olan  الذِّلَّةُ ‘ye takdim edilmiştir.

الذِّلَّةُ - الْمَسْكَنَةُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

ضُرِبَتْ  ifadesinde istiare vardır. Bununla anlatılmak istenen, sakinlerinin üzerine kurulmuş çadır ve gölgeleyen çardak ve revak gibi onları zilletin kaplaması ve miskinliğin kuşatmasıdır. Bu ifade tür olarak istiare-i mekniyye-i tahyiliyye olur: Zillet ve meskenet, çadır ve çardağa benzetilmiş, müşebbeh bih olan çadır ve çardak söylenmeyip bunun lâzımı olan  ضرِبَ (kurmak) fiili, müşebbeh olan  الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ ’ e isnad edilmiştir. Özne olan zillet ve meskenet -maddi çadır gibi- kurulamayacağından ضرِبَ kelimesinin mecazi anlamda olduğunu belirleyen karine olmuştur. Aynı zamanda  ضرِبَ fiilinin zillet ve meskenete isnat edilmesiyle hayal gücü çadır gibi kurulanlar kategorisine zillet ve meskeneti de dahil etmiş olmuştur.(Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ [Onlar üzerine zillet ve miskinlik damgası vuruldu] cümlesi bir çadırın, içindeki kimseyi her taraftan kuşattığı gibi, zillet ve meskenetin de onları kuşatmasından kinayedir. Nitekim şâir şöyle der: Yücelik, mürüvvet ve cömertlik, İbn Haşrec'i kuşatan bir çadır içinde­dir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Zillet kelimesinin manası şudur: Zillet, onları kuşatacak şekilde ve onlar da onun içinde, kubbeye hapsedilmiş kimse gibi olacakları bir vaziyette, onları kuşatacak bir duruma getirilmiştir. Veya, onlara zillet, duvarın üzerine yapıştırılıp ondan ayrılmayan çamur gibi, onlardan silinemeyecek bir damga gibi onlara yapışıktır. Zillet hususunda akla en yakın görüş, ondan muradın, Cenâb-ı Allah'ın harb edip bozgunculuk yapan kimse hakkında söylemiş olduğudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ مِنَ اللّٰهِ  cümlesi makabline  وَ ‘la atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اِهْبِطُوا  fiili ile  عَلَيْهِمُ  arasında muhataptan gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır.

بِغَضَبٍ ‘deki nekrelik tarifi mümkün olmayan nev ve tazim ifade eder.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

وَبَٓاؤُ۫ بِغَضَبٍ  ifadesi ‘’onlar Allah’ın gazabına müstehak oldular’’ manasındadır. Daha önce zikredilen zillet, meskenet, gazaba maruz kalma gibi hususlara işarettir. Anlam, [bu, onların küfürleri ve peygamberleri öldürmeleri sebebiyledir] şeklindedir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 

 ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  ذٰلِكَ  mübtedadır. 

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular. Bunun yanında tazim ifade eder.

İşaret isminde istiare vardır. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile müşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz.(Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190) Burada da Allah’ın gazabına işaret edilmiştir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ‘nin dahil olduğu  بِاَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  cümlesi masdar teviliyle, sebep bildiren  بِ  harfi ile  ذَ ٰ⁠لِكَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.  اَنَّ ‘nin haberi  كَانُوا يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ , nakıs fiil  كَانُ ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَان ’nin haberi olan  يَكْفُرُونَ بِاٰيَاتِ اللّٰهِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَان ’nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

يَكْفُرُونَ  fiiline müteallik olan   بِاٰيَاتِ اللّٰهِ  izafetinde, ayetlerin lafzı celâle muzâf olması, ayetlere tazim ve teşrif ifade eder. Lafz-ı celâle muzâf olması, ayetlerin kemâl vasıflara sahip olduğuna da işaret eder.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Lafz-ı celâle teberrük ve haşyet uyandırmak maksadıyla  tekrarlanmıştır. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

وَيَقْتُلُونَ النَّبِيّ۪نَ بِغَيْرِ الْحَقِّۜ

Cümle atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Peygamberlerin hiçbir zaman haklı olarak öldürülmeleri söz konu­su olmadığı halde بِغَيْرِ الْحَقّ  kaydıyla onların öldürülmelerinin haksız yere olduğunun kayıtlanması, onların peygamberlere karşı düşmanlıklarının büyük bir çirkinlik ve adilik olduğunu göstermektedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Haksız yere öldürüyorlar, cümlesine gelince; Müslüman bir kimsenin kanı ancak şu üç şeyin birisi ile helâl olur (yani öldürülebilir): İman ettikten sonra inkâr, evlendikten sonra zina, haksız yere birisini öldürmek" buyurmuştur. Buna göre harf-i tarifle gelen "hak" işte buna işaret etmek içindir. Nekre olarak gelen "hak'tan murad ise, umumun tekididir, yani burada hiçbir surette bir hak mevcut değildir, ne müslümanlar, ne de başkaları nezdinde. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

ذٰلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۟

Fasılla gelen cümle önceki ayetteki  ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ  cümlesinden bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi fâide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede haberin hazfi nedeniyle îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Mübtedanın işaret ismiyle gelmesi işaret edilene dikkat çekmenin yanında tahkir ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların mertebelerinin yüksekliğini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile onların hak ettikleri cezaya işaret edilmiştir. 

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile müşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Mecrur mahallindeki ism-i mevsûl  مَا , başındaki harf-i cerle mahzuf habere mütealliktir. Sılası olan  عَصَوْا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Ayetin fasılası olan  وَكَانُوا يَعْتَدُونَ۠, hükümde ortaklık sebebiyle makabline atfedilmiştir.  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كَان ’nin haberinin müspet muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade etmiştir.

ٱلنَّبِیِّـۧنَ - ـَٔایَـٰتِ - ٱللَّهِ - رَبَّ  ve  عَصَوْا - يَعْتَدُونَ۟  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

ذٰلِكَ - ٱلَّذِی - كَانُوا۟  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بِمَا عَصَوْا [isyan etmeleri sebebiyle] ; yani Allah’ın ayetlerini inkar edip peygamberlerini öldürmeleri ile birlikte türlü suçlar, günahlar işlemiş ve her konuda Allah’ın sınırlarını ihlal etmiş olmaları yüzünden demektir.  ذٰلِكَِ  ile onların küfürlerine ve peygamberleri öldürmelerine işaret edilmiş olması, yani isyankarlıkları ve had bilmezlikleri sebebiyle küfre batmış ve peygamberleri öldürmüş olduklarının ifade edilmiş olması da mümkündür. Zira onlar küfre iyice batmışlar ve neticede kalpleri katılaşmış, Allah’ın ayetlerini inkâr edecek ve peygamberlerini öldürecek kadar cüret sahibi olmuşlardır. Bir başka ihtimal de  ذٰلِكَِِ  ile “bu küfür ve peygamber öldürme, onların isyankârlıkları ile birliktedir” anlamının kastedilmiş olmasıdır. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)