7 Mart 2024
Bakara Sûresi 62-69 (9. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Bakara Sûresi 62. Ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ٦٢


Şüphesiz, inananlar (Müslümanlar) ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîlerden (her bir grubun kendi şeriatında) “Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır” (diye hükmedilmiştir).

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 الَّذِينَ
3 امَنُوا inananlar ا م ن
4 وَالَّذِينَ
5 هَادُوا ve yahudiler ه و د
6 وَالنَّصَارَىٰ ve hıristiyanlar ن ص ر
7 وَالصَّابِئِينَ ve sabiiler ص ب ا
8 مَنْ kim
9 امَنَ inanırsa ا م ن
10 بِاللَّهِ Allah’a
11 وَالْيَوْمِ ve gününe ي و م
12 الْاخِرِ ahiret ا خ ر
13 وَعَمِلَ ve yaparsa ع م ل
14 صَالِحًا iyi işler ص ل ح
15 فَلَهُمْ onlar için vardır
16 أَجْرُهُمْ mükafatları ا ج ر
17 عِنْدَ katında ع ن د
18 رَبِّهِمْ rablerinin ر ب ب
19 وَلَا ve yoktur
20 خَوْفٌ korku خ و ف
21 عَلَيْهِمْ onlara
22 وَلَا ve yoktur
23 هُمْ onlara
24 يَحْزَنُونَ hüzün ح ز ن

Muhakkak o kimseler iman ettiler ve o kimseler ki yahudileştiler (Yahudiler). Arkadan Hristiyanlar ve Sabiiler isim olarak geldiği halde burada Yahudiler fiil olarak gelmiş. Burada Beni İsrail kelimesi yerine yahudileşenler buyurulmuş. Çünkü İsrailoğulları bu imtihanlar bittikten sonra Yahudileşip, dinlerini tamamen kötüye kullandılar, dinlerini tahrif ettiler ve tamamen başka bir hayat yaşamaya başladılar. İsrailoğulları ifadesinde Allah’ın temiz kulu ifadesi vardır. Hata yapsalar da iyi niyetliydiler. Ama artık bundan sonra dönülmeyecek bir noktaya gelmişlerdir.

Ellezine kelimesi, arkasından gelen fiilin onlarda yerleştiğine delalet ediyor. Ellezine âmenu şeklinde ifade edilenler imana saplananlar, onda inatçı olanlar, Hristiyanlar ve Sabiilerdir (Bunlar Hristiyanlar ve Yahudiler arasında gelmiş, yine tevhid inancına sahip bir inanıştır. Kendilerine ait kitapları olduğunu, yıldızlara tapanlar olduklarını söyleyenler vardır). Bunların içinden kim Allah’a iman etti ve ahiret gününe ve salih işler yaptı, onlar için mükafatları, ücretleri, karşılıkları vardır. Rableri katında, onlar için (onları kaplayan) korku yoktur ve onlar hüzünlenenler de değillerdir.

Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir şeklindeki ayetleri toplayıp üzerinde düşünmek gerekir.

 

Muhammed'in canını kudret elinde tutan Allah'a yemin ederim ki ister yahudi ister hristiyan olsun bu ümmetten herhangi bir kimse benim peygamber olduğumu duyar da benimle gönderilen gerçeğe iman etmeden ölürse kesinlikle cehennemlik olur. (Müslim, İmân 240, Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2, 317, 350)

   Hevede هود :

  هَوْدٌ sözcüğü rıfkla, nazik ve yumuşak bir biçimde rucû etmek/dönüş yapmak demektir.  Âheste bir şekilde ya da yumuşakça, nazikçe yürümek demek olan تَهْوِيدٌ kavramı da buradan gelir.

  هَوْدٌ sözcüğü yaygın dilde tövbe etmek anlamı kazanmıştır. Bazı dilbilimciler Yahudilerin adı olan يَهُودٌ kelimesinin köken olarak Âraf, 7/156. ayeti kerimesindeki kökün bu anlamından geldiğini ifade etmişlerdir. Bu eskiden övgü ifade eden bir isim iken daha sonra şeriatlarının neshedilmesinin ardından her ne kadar bir övgü anlamı taşımasa da onlara aid bir ad halini almıştır. Nitekim benzer bir şekilde Hıristiyanların ismi olan نَصارَى  sözcüğü de köken olarak yardımcılar demek olan Yüce Allah'ın Saff, 61/14 ayeti kerimesinden gelir.

  Son olarak هُودٌ temelde tövbe eden manasındaki هائِدٌ kelimesinin çoğuludur. Bu aynı zamanda bir Peygamberin de ismidir.  (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil ve iki farklı isim formunda toplam 21 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekli yahudidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِوَعَمِلَ صَالِحًا

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder. 

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl, اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası آمَنُوا ‘dur.Îrabtan mahalli yoktur. 

آمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl, atıf harfi  وَ  ile birincisine matuf olup, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası هَادُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

هَادُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَلنَّصَارَى  elif üzere mukadder fetha olarak,  الصَّابِـ۪ٔينَ  ise nasb alameti  ي  olarak atıf harfi  وَ  ile  اِنَّ ‘nin ismi  اَلَّذِينَ ‘ye matuftur.

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl, اِنَّ  'nin isminden bedel olarak mahallen mansub veya şart edatı olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنَ بِاللّٰهِ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

آمَن  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ' dir. بِاللَّه  car mecruru  آمَنَ  fiiline mütealliktir. اَليَوْمِ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur. الْاٰخِرِ  kelimesi  اَليَوْمِ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. عَمِلَ  atıf harfi  وَ  ile  آمَن ‘ ye matuftur.

عَمِلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ' dir. صَالِحًا  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mahzuf mef‘ûlu mutlakın sıfatıdır. Takdiri, عَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا  şekildedir. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şayet, ‘’مَنْ اٰمَنَ  ifadesinin i‘râbdaki mahalli nedir?’’ dersen; şöyle derim: Bu ifadenin mahalli ref‘tir; eğer mübteda olduğu kabul edilirse haberi de, فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ  ifadesidir. Ancak اِنَّ ’nin isminden bedel ya da ona matuf olduğu kabul edilirse, o zaman mahalli nasbtır. Birinci ihtimalde  اِنَّ ’nin haberi, bütünüyle cümledir; ikinci ihtimalde ise  فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ ifadesidir. فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ  ifadesindeki  فَ  harfi, مَنْ  kelimesinin şart manası taşımasından dolayı gelmiştir.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

 اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

الصَّابِـ۪ٔينَ , sülâsi mücerredi  صبأ  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ

 

لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

İsim cümlesidir. فَ  harfi zaiddir. لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اَجْرُهُمْ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

عِنْدَ  mekân zarfı, اَجْرُ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. رَبِّهِمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ  وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

 

İsim cümlesidir. Cümle, atıf harfi وَ  ile önceki cümleye matuftur. لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. خَوْفٌ  mübteda olup damme ile merfûdur.  عَلَيْهِمْ car mecruru, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir.  لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. 

Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَحْزَنُونَ  cümlesi haber olarak mahallen merfûdur. 

يَحْزَنُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِوَعَمِلَ صَالِحًا

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, habere dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tazim amacına matuftur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

İkinci  الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûlu, atıf harfi  وَ  ile birincisine matuf olup sılası olan  هَادُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ  kelimeleri tezayüf nedeniyle birinci mevsûle atfedilmiştir.

Lafızlar birbirine atfedilirken daha önemli olan takdim edilir. Bu cümlede de iman edenler, önemine binaen yahudiler, hristiyanlar ve sabiîlere takdim edilmiştir.

مَنْ  müşterek ism-i mevsûlu, اِنَّ  'nin isminden bedeldir. Şart ismi olduğu da söylenmiştir. Sılası olan  اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Bedel, atıf harfi getirilmeksizin, tefsir ve izah maksadıyla, bir kelimenin bir başka kelimeyle açıklandığı ıtnâb sanatıdır.

Arap dilinde bir kelimenin yerine kullanılan başka bir kelimenin atıf yapılmadan ve tefsir maksatlı kullanılması “bedel” ile anlatılmaktadır. Bedel yapmanın amacı, kapalı olan kelamı açmak, açık olanı ise tekid etmektir. (Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi, İtnâb-îcâz)  

Güvenli oldu, emniyette oldu anlamındaki  اٰمَن  fiilinin  بِ  harfi ile gelerek ‘iman etti’ manasında olması, tazmin sanatıdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

الْاٰخِرِ  kelimesi  لْيَوْمِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen  وَعَمِلَ صَالِحًا  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıla cümlesinde o kişilerin Allah’a, ahiret gününe iman etmek ve salih amel yapmak şeklinde özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.

Mef’ûl olan  صَالِحًا ‘daki nekrelik tazim ve nev ifade eder

صَّالِحَا  kelimesi hazfedilmiş bir amel kelimesinin sıfatıdır. Aslında  عَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا  şeklinde gelmesi beklenirdi.  آيَاتٍ بَيِّنَات  ibaresi de böyledir. Çoğu zaman  آيَات  hazfolur sadece  بَيِّنَات  gelir. 

الَّذ۪ينَ ’nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları, الَّذ۪ينَ  ve  مَنْ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اٰمَنُوا - اٰمَنَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَنْ اٰمَنَ  ifadesinin îrabdaki mahalli, reftir; eğer mübteda olduğu kabul edilirse haberi de  فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ  ifadesidir. Ancak  اِنَّ ’ nin isminden bedel ya da ona atıf olduğu kabul edilirse, o zaman mahalli, nasbtır. Birinci ihtimalde  اِنَّ ’nin haberi bütünüyle cümledir; ikinci ihtimalde ise  فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ  ifadesidir. ْفَلَهُمْ اَجْرُهُمْ ifadesindeki  مَنْ ,فَ  ifadesinin şart manası ihtiva etmesinden dolayı gelmiştir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

النَّصَارٰى  kelimesinin sonundaki  ى , mübalağa ifade etmek içindir. Bunlara Mesih’e yardım ettikleri için yardımcılar anlamındaki bu isim verilmiştir. وَالصَّابِـ۪ٔينَ  ise “dinden çıkmak” anlamındaki  صبِـ۪ٔ  kökünden gelir. Sabiîler, Yahudilik ve Hıristiyanlığın dışında meleklere tapınan bir gruptur. َمَنْ اٰمَنَ [iman eden]; bu kâfirler içerisinde halis bir şekilde iman eden ve İslâm dinine aslî olarak giren, katılan kimse demektir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا [Muhakkak o kimseler iman ettiler ve o kimseler ki yahudileştiler. (Yahudiler).] Arkadan Hristiyanlar ve Sabiiler isim olarak geldiği halde, burada Yahudiler fiil olarak gelmiş ve Benî İsrail yerine yahudileştiler buyurulmuştur. Çünkü İsrailoğulları bu imtihanlar bittikten sonra Yahudileşip dinlerini kötüye kullandılar, dinlerini tahrif ettiler ve tamamen başka bir hayat yaşamaya başladılar. İsrailoğulları ifadesinde Allah’ın temiz kulu ifadesi vardır. Hata yapsalar da iyi niyetliydiler. Ama artık bundan sonra dönülmeyecek bir noktaya gelmişlerdir.

مَنْ اٰمَنَ  [Kim iman ederse] ve  عَمِلَ صَالِحًا [salih amel işlerse] ayetinde “ederse” ve “işlerse” fiilleri  مَنْ (kim) kelimesinin lafız olarak tekil olmasından dolayı tekil formda ifade edilmiştir. Ancak  وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ [Onlar için bir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.] ifadesinde zamirler çoğul olarak zikredilmiştir. Bunun sebebi, مَنْ kelimesinin, lafzen tekil olsa da anlam olarak çoğul olmasıdır, çünkü bu kelime tekil için de çoğul için de kullanılabilir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

 

فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ

Cümlenin başındaki  فَ  zaid harftir. Ayetin başındaki mevsûlün haberi olarak gelen cümle, mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâzi hazf sanatları vardır.  لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اَجْرُهُمْ , muahhar mübtedadır.

Müsnedün ileyh olan  اَجْرُهُمْ ’un izafetle gelmesi gelmesi az sözle çok anlam ifadesi içindir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin izafetle marife oluşu, az sözle çok anlam ifade etme amacına matuftur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

عِنْدَ رَبِّهِمْۖ  izafetinde iman edenlere ait zamirin Rab ismine muzafun ileyh olmasıyla onlar, yine Rab ismine muzaf olmasıyla  عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

هُمْ  zamirinin cümlede üç kez zikredilmesi, onlara verilen önemin işaretidir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

Bu cümle  فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ  cümlesine وَ ’ la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ifade eden isim cümlesi formunda faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  لَا خَوْفٌ ’un haberi mahzuftur.  عَلَيْهِمْ  bu mahzuf habere mütealliktir. Müsnedün ileyh olan  خَوْفٌ ’daki tenvin, nev ve kıllet içindir. Yani ‘hiçbir korku’ demektir. Bilindiği gibi nefy siyakta nekre umum ifade eder.

وَ ’la öncesine atfedilen  وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır.  Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümledeki  لَا , olumsuzluğu tekit için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Haber, muzari fiil cümlesi şeklinde gelerek teceddüt ve istimrar ifadesiyle birlikte hükmü takviye etmiş, müsnedün ileyhin nefy harfinden sonra gelmesi de tahsis ifade etmiştir. Kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُمْ  maksur/mevsûf,  لَا  يَحْزَنُونَ  maksurun aleyh/sıfat olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Böylece Allah Teâlâ, onların mahzun olmayacaklarını çok kesin bir şekilde bildirmiştir.

يَحْزَنُونَ  kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, isim cümlesi ve kasr tekid edilen bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

خَوْفٌ - يَحْزَنُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr vardır. 

Burada  ولاهم يحزنون  cümlesinde,  هم  munfasıl zamirinin kullanılışında kasr vardır. “Sadece Allah’ın hidayetine tabi olanların mahzun olmayacaklarını, başkalarının değil’ manasını vermektedir. Muzari fiilin başına nefy harfinin dahil olması ile de devam ve istimrar manası kazanmıştır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 489)

وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ  ibaresinden korku ve hüznün devamlı olmayacağı değil, fakat hiçbir zaman olmayacağı anlamı çıkarılmıştır. Çünkü burada nefy harfi  لَا  her ne kadar geniş zaman fiiline dahil olmuşsa da makamın gereği olarak devamlılık ifade eder. (Ebüssuûd,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm Maide Suresi, 69)

خوف  ve  حزن  arasındaki fark:  خوف , insanın gelecekte olacak (henüz meydana gelmemiş) bir işten dolayı kederlendirmesi, حزن  ise geçmişte bir şeyi kaçırmasından dolayı kederlenmesidir. Burada ayrıca  خوف  kelimesinin önce  حزن  kelimesinin sonra zikredilmesinde bir incelik vardır. Şöyle ki gelecekte meydana gelecek bir şeylerden korkmak, geçmişte olmuş olanlarınkinden daha şiddetlidir. Bu nedenle  خوف , önce zikredilmiştir. Yine burada  خوف  ve  حزن  kelimelerinde kinaye vardır.  خوف , günahlardan dolayı cezalandırılmayacaklar,  حزن  de sevaplarından da mahrum bırakılmayacaklar manasında kinaye yapılmıştır. Ayrıca sonrasında gelen والذين كفرو ا و كذبوا  باياتنا اولئك اصحاب النار هم غيها خالدون  ayetiyle de mukabele sanatı oluşmuştur. Böylelikle muttakilere verilen karşılık ile sonrasında kâfirlere verilecek ceza da zikredilerek aralarındaki fark tamamen beliğ bir şekilde beyan edilmiştir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, s. 490)

Burada isim cümlesi olarak gelmiş iki cümle; kendilerine müjde verilen muhsinlerin hallerini toplu olarak ifade eden bir kelamdır. Bu kelamda, hüsnü intiha olduğunu söyleyebiliriz. Son derece kısa ve kolay olarak tanımlayabiliriz. İbarenin başındaki  فَ harfi, şart ifade eden ism-i mevsûlün haberinin başına gelmiştir. Bunun faydası da haberin mübtedaya isnadını tekid etmektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 7, Ahkaf/13, S. 142)

فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ cümlesi, Bakara 38,112, 262, 274, 277, Maide 69, Enam 48, Araf 35, Yunus 62 ve Ahkâf 13. ayetlerde aynen tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

الَّذ۪ينَ  kelimesi, arkasından gelen fiilin onlarda yerleştiğine delalet eder. الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  şeklinde ifade edilenler imana saplananlar, onda inatçı olanlar, Hristiyanlar ve Sabiilerdir. (Bunlar Hristiyanlar ve Yahudiler arasında gelmiş, yine tevhid inancına sahip bir inanıştır. Kendilerine ait kitapları olduğunu, yıldızlara tapanlar olduklarını söyleyenler de vardır) Bunların içinden kim Allah’a ve ahiret gününe iman etti, salih işler yaptı onlar için mükafatları, ücretleri, karşılıkları vardır. Rableri katında onlar için (onları kaplayan) korku yoktur ve onlar hüzünlenenler de değillerdir.

Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir şeklindeki ayetleri bir araya getirip üzerinde düşünmek gerekir.

Bakara Sûresi 63. Ayet

وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَۜ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا ف۪يهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ  ٦٣


Hani, (Tevrat ile amel edeceğinize dair) sizden sağlam bir söz almış, Tûr dağını da tepenize dikmiş ve “Sakınasınız diye, size verdiğimiz Kitab’ı sıkı tutun, onun içindekileri düşünün (gafil olmayın)” demiştik.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ hani
2 أَخَذْنَا almıştık ا خ ذ
3 مِيثَاقَكُمْ sizin sözünüzü و ث ق
4 وَرَفَعْنَا ve kaldırmıştık ر ف ع
5 فَوْقَكُمُ üzerinize ف و ق
6 الطُّورَ dağı ط و ر
7 خُذُوا tutun ا خ ذ
8 مَا şeyi
9 اتَيْنَاكُمْ size verdiğimiz ا ت ي
10 بِقُوَّةٍ kuvvetle ق و ي
11 وَاذْكُرُوا ve hatırlayın ذ ك ر
12 مَا şeyi
13 فِيهِ içinde olan
14 لَعَلَّكُمْ belki de siz
15 تَتَّقُونَ korunursunuz و ق ي

Tur kelimesi aslında dağ, tur-i Sina Sina dağı demektir. Çoğu müfessir bu dağın onların tepelerine gerçekten kalktığı görüşündedir. O kavme çok sayıda mucizeler gelmiştir.

Keffâl şöyle der: Yüce Allah, onların her birinden bir ahd aldığını vurgulamak için mîsak kelimesini tekil olarak zikretmiştir.

وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَۜ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  (Hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. اَخَذْنَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

اَخَذْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. م۪يثَاقَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ  cümlesi  قَدْ  takdiriyle hal olarak mahallen mansubdur. 

وَ  haliyyedir. رَفَعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  فَوْقَكُمُ  mekân zarfı  رَفَعْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  الطُّورَۜ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiilcümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا ف۪يهِ

 

خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ  cümlesi, mahzuf  قُلْنَا  fiilinin mekulü’l kavli ‘dir. Mukadder olan cümle hal konumunda olup mahallen mansubdur.

Fiil cümlesidir. خُذُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  آتَيْنَا ’ dır. Îrabta mahalli yoktur. 

آتَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بِقُوَّةٍ  car mecruru  اٰتَيْنَاكُمْ  ‘daki mef’ûlün mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, خذوا ما آتيناكم حاملين بقوة (Kuvvetle taşıyarak size verdiğimiz şeyi alın) şekildedir. اذْكُرُوا  atıf harfi وَ ‘ la خُذُوا  cümlesine matuftur.  

اذْكُرُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِيهِ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir.

آتَيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أتي’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ


İsim cümlesidir. لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَتَّقُونَ  cümlesi  لَعَلَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَتَّقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

تَتَّقُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَۜ

Zaman zarfı  اِذْ ’in, takdiri  اذكر (Hatırla, düşün) olan müteallakı mahzuftur. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ  cümlesi,  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

Allah Teâlâ, Kur'an'da ne zaman kendisinden azamet zamiriyle bahsetse hemen öncesinde veya sonrasında vahdaniyetinin bilinmesi için kendisine ait tekil bir zamir gelir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 467) 

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette azamet zamirine iltifat edilmiştir.

Zaman ismi olan  إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

وَ ’la gelen  وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ  cümlesi,  قَدْ  takdiriyle haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

اَخَذْنَا  ve  رَفَعْنَا  fiillerinin azamet zamirine isnadı tazim ifade eder. 

رَفَعْنَا  -  فَوْقَكُمُ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı, اَخَذْنَا  -  رَفَعْنَا  kelimeleri arasında muvazene sanatı vardır.

Keffâl şöyle der: ‘’Yüce Allah, onların her birinden bir ahd aldığını vurgulamak için mîsak kelimesini tekil olarak zikretmiştir.

الطُّورَ  kelimesi aslında dağ, طُورِ سِينا  Sina dağı demektir. Çoğu müfessir bu dağın onların tepelerine gerçekten kalktığı görüşündedir. O kavme çok sayıda mucizeler gelmiştir. Her dağa "Tûr" denildiği de söylenmiştir. Hâlil ise kitabında, muayyen bir dağın ismi olduğunu söylemiştir. Bu doğruya daha yakındır. Çünkü keli­medeki  ال  takısı bunun bu isimle adlandırıldığı, bilinen belli bir dağ olarak anlaşılmasını gerektirir. Bilinen dağ ise üzerinde bu münacaatın yapıldığı dağ­dır. Allah'ın o dağı Benî İsrail'in bulundukları yere çok uzak bir yerde bulunsa da nakletmesi ve onların üzerine kaldırması mümkündür. Çünkü dağı hava­da tutmaya kadir olan Allah, onu yerinden söküp uzak bir yerden onların üze­rine getirmeye de kâdirdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا ف۪يهِ

Haber cümlesinin ardından gelen bu inşâ cümlesi takdiri, قلنا (dedik) olan cümlenin mekulü’l-kavlidir. Bu takdire göre mahzufla birlikte cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Fiilin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mukadder olan cümle hal konumundadır.

Mahzuf fiilin mekulü’l-kavli olan  خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sıla cümlesi olan  اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtida-i kelamdır. Fiilin azamet zamirine isnadı tazim ifade eder.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

قُوَّةٍ ‘deki tenvin nev ve kesret ifade eder.

Aynı üslupta gelen  وَاذْكُرُوا مَا ف۪يهِ  cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle öncesine atfedilmiştir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sıla cümlesi mahzuftur.  ف۪يهِ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Farklı şeyleri temsil eden  مَٓا ‘ların tekrarında ise ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ [Size verdiğimizi kuvvetle tutun] cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Burada hazif yoluyla îcâz vardır. Takdiri, قُلْنَا لَهُمْ خُذُوا [Onlara.... tutun dedik] şeklindedir. Zemahşerî de bu şekilde takdir etmiştir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. Haberinin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.

Ta’lil cümleleri anlamı açıklamak, zenginleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

‘Umulur ki’ anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde ‘’...olsun diye, ...olması için’’ şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58) Bunlar sebep bildirir, (lam-ı ta’lil manasındadır). ‘’Bunları yapın ki, muttaki olabilesiniz’’ demektir.

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub (v. 106/724); لَعَلَّ kelimesi “için” manasındadır, demiştir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

تَتَّقُونَ  kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

لعل  harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad, takvalı olmaya teşviktir. Takvalı olmak; kuralları yerine getirmektir. En alt seviyesi Müslüman olmak, en üst derecesi ise her türlü şüpheli şeyden kaçınmak olarak tarif edilir.Takvalı olmak için kitaba ve hükümlerine sarılmak gerekir.

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. Tevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/ beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

 

Bakara Sûresi 64. Ayet

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۚ فَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ  ٦٤


Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah’ın bol nimeti ve merhameti olmasaydı, herhâlde ziyana uğrayanlardan olurdunuz.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 تَوَلَّيْتُمْ dönmüştünüz و ل ي
3 مِنْ -ından
4 بَعْدِ ard- ب ع د
5 ذَٰلِكَ bunun
6 فَلَوْلَا eğer olmasaydı
7 فَضْلُ iyiliği ف ض ل
8 اللَّهِ Allah’ın
9 عَلَيْكُمْ size
10 وَرَحْمَتُهُ ve merhameti ر ح م
11 لَكُنْتُمْ elbette olurdunuz ك و ن
12 مِنَ -dan
13 الْخَاسِرِينَ ziyana uğrayanlar- خ س ر

Tevella arkasını dönmek demektir. M. Ebu Musa; bunun sıradan arkasını dönmeyi değil, gerilerek, gazaplanarak ve reddederek geri dönmek manasında olduğunu söyler.

Tevelleytum yüz çevirdiniz demek olup kökü velîdir. Velî iki şey arasında kendilerinden olmayan bir şeyin girmesine izin verilmemesidir. Türkçe’de dost manasında kullandığımız veli kelimesi de bu köktendir. Fahreddin er-Râzî, kulun velî isminden nasibinin Allah ile müşterek dostluğunun devamını sağlamak için kendisine düşen görevi yerine getirmesi olduğunu belirtir. Bu görev de Allah’tan başka her şeyden ‘yüz çevirmek’ ve bütün varlığıyla O’nun azamet nuruna yönelmekle yerine getirilebilir.

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۚ

 

 Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. تَوَلَّيْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  تَوَلَّيْتُمْ  fiiline mütealliktir. İşaret ismi  ذَلِكَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَوَلَّيْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  ولي ‘dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

فَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. لَوْلَا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için هلا  yani “değil mi?” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فَضْلُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. اللَّه  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Haber mahzuftur. Takdiri; موجود (vardır.)  şeklindedir. 

عَلَيْكُمْ  car mecruru  فَضْل  'e mütealliktir. رَحْمَتُهُ  atıf harfi وَ ‘ la  فَضْل ‘e matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَ  harfi  لَوْلَا ’nın cevabının başına gelen rabıtadır. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْخَاسِر۪ينَ  car mecruru  كُنْتُمْ ‘ün mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

لَوْلاَ  ‘-meli/-malı, değil mi? ...olsaydı ya’ manasında tahdid ilişkisi kurar. Muzariden önce teşvik, maziden önce kınama ve nedamet (pişmanlık) ifade eden bir edattır. Tahdid kelime olarak teşvik anlamına gelse de terim olarak ‘bir işin yapılmasını ve onda gevşeklik gösterilmemesini şiddetle ve sertçe istemektir’. Arz kelimesinde olduğu gibi yumuşaklık söz konusu değildir. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)

خَاسِر۪ينَ , sülâsi mücerredi خسر  olan fiilin ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۚ

Ayet  ثُمَّ  atıf harfi ile öncesine atfedilmiştir.  ثُمَّ , bir mühletle birlikte sıralama bildirir. Bu edat, birbirine bağladığı öğeler arasında kısa da olsa bir süre olduğunu ifade eder. Ayrıca bu edat, terahi içindir. 

Ayetin ilk cümlesi, müsbet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile yaşanan olaylara işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile müşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190) 

ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۚ [Sonra onun arkasından yine yüz çevirdiniz.] Tevrat’ı kabul ettikten sonra hükümlerini uygulamaya devam etmekten yüz çevirdiniz demektir. Anlamın, “Dağ üzerinizden çekildikten sonra yüz çevirdiniz.” şeklinde olduğu söylendiği gibi “Söz aldıktan ve dağı üzerinize diktikten sonra yüz çevirdiniz.” şeklinde olduğu da söylenmiştir. “Onun” kelimesi kendinden önce iki şey zikredildiği hâlde -o iki şey Tevrat’ı kabul etmeleri ve dağın üzerlerinden çekilmesidir- tekil olarak getirilmiştir.

Çünkü Allah bu ifade ile  مِنْ بَعْدُ مَا ذَكَرْنَا [zikrettiğimiz şeyden sonra] manasını kastetmiştir. Buradaki  مَا  harfi tekil olduğu için  ذٰلِكَ  ‘de tekil kullanılmıştır. ذٰلِكَ (onun) sözü - sonundaki كَ  zamirinin muhatap ve tekil formda olmasından dolayı - sadece Hz. Peygamber (s.a.v) ‘a hitaptır. Şayet  ذَلِكُمْ  deseydi onların hepsine hitap olurdu. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

فَلَوْلَا فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubunda haberî isnaddır. لَوْلَا  şart edatının dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ , şarttır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan  فَضْلُ ’nin, takdiri  موجود  (mevcuttur) olan haberi mahzuftur.

Car-mecrur  عَلَيْكُمْ , masdar vezninde gelerek mübalağa ifade eden  فَضْلُ ‘ya mütealliktir. رَحْمَتُهُ  izafeti tezayüf nedeniyle,  فَضْلُ اللّٰهِ ‘ye atfedilmiştir.

Veciz anlatım kastıyla gelen  فَضْلُ اللّٰهِ  ve  وَرَحْمَتُهُ  izafetlerinde  فَضْلُ ’nun Allah lafzına,  رَحْمَتُ ’nun Allah Teâlâ’ya ait olan zamire muzâf olması, onları tazim ve teşrif içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

لَ , şartın cevabının başına gelen harftir. Tekid ifade eder. Cevap cümlesi olan  لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istikrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  كُنْتُمْ  ‘ün haberi mahzuftur.  مِنَ الْخَاسِر۪ينَ , nakıs fiil كَانَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. 

الْخَاسِر۪ينَ , ism-i fail kalıbında gelerek sübut ve süreklilik ifade etmiştir.  

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber talebî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Önceki ayetteki azamet zamirinden bu cümlede gaib zamire iltifat vardır.

فَضْلُ - رَحْمَتُهُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

رَحْمَتُهُ - الْخَاسِر۪ينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî vardır.

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: “olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi” şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

لَوْ  edatı aslında bir şey bulunmadığı için başka bir şeyin de bulunmaması manası içindir. لَا  edatının başına geçerse ispat manası ifade eder; o da, başkası bulunduğu için bir şeyin olmamasıdır. Ondan sonra gelen isim Sîbeveyh'e göre mübtedadır, haberinin hazfi de vaciptir. Çünkü kelam ona delalet eder ve cevap onun yerini tutar. Kûfelilere göre ise mahzuf fiilin failidir. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Kendi nefsinin felah ve kurtuluştan payını azaltan kimseye خاسر  (zarara uğrayan) denilir. İster terazideki ister başka birşeydeki eksiklik ve zararın ismi de  خسران ‘ dır. Helak olan kimseye خاسر (hüsrana uğrayan, zarar eden) denir. Çünkü böyle bir kişi kıyamet gününde hem kendisini hem aile halkını kaybedecek ve cennette kendisi için ayrılmış olan yere gidemeyecektir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Bakara Sûresi 65. Ayet

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ  ٦٥


Şüphesiz siz, içinizden Cumartesi yasağını çiğneyenleri bilirsiniz. Biz onlara, “Aşağılık maymunlar olun” demiştik.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ ve elbette
2 عَلِمْتُمُ bilmişsinizdir ع ل م
3 الَّذِينَ
4 اعْتَدَوْا haddi aşanları ع د و
5 مِنْكُمْ içinizden
6 فِي -nde
7 السَّبْتِ cumartesi günü- س ب ت
8 فَقُلْنَا işte dedik ki ق و ل
9 لَهُمْ onlara
10 كُونُوا olun ك و ن
11 قِرَدَةً maymunlar ق ر د
12 خَاسِئِينَ aşağılık خ س ا
Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre cumartesi yasağını çiğneyen halk gerçekten maymuna çevrilmiştir. Peygamber Efendimize “ maymunların ve domuzların, maymuna ve domuza çevrilmiş insanlardan türeyip türemediği” sorulmuş; Resûl-i Ekrem de, kendilerini Allah Teâlâ’nın böyle cezalandırdığı kimselerin soylarının devam etmediğini, maymun ve domuz neslinin bu tür cezalandırmadan önce de var olduğunu söylemiştir.
(Müslim, Kader 32; Ahmed b Hanbel, Müsned ,I, 413,445,466).

وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ل  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

عَلِمْتُمُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl olan  اَلَّذِينَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اعْتَدَوْا ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

اعْتَدَوْا  mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

مِنْكُمْ  car mecruru  اعْتَدَوْا  ‘deki failin mahzuf hâline mütealliktir. فِي السَّبْتِ  car mecruru  اعْتَدَوْا fiiline mütealliktir. Muzaf mahzuftur. Takdiri, في يوم السبت  şeklindedir.

فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ

Fiil cümlesidir. Cümle atıf harfi  فَ  ile  عَلِمْتُمُ ‘e matuftur. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قُلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ  car mecruru  قُلْنَا  fiiline mütealliktir. Mekulü’l kavli, كُونُوا قِرَدَةً ‘dir. قُلْنَا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُونُوا  nakıs, نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. كُونُوا  ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur.  قِرَدَة  kelimesi  كُونُوا ’nun haberi olup fetha ile mansubdur. خَاسِئِينَ  kelimesi  قِرَدَة ‘nin sıfatı olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَاسِـ۪ٔينَ , sülâsi mücerredi  خسأ  olan fiilin ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap olan  عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtida-i kelamdır.

مِنْكُمْ  ve  فِي السَّبْتِ  car mecrurları  اعْتَدَوْا  fiiline mütealliktir.

Mülk suresinde geçen  سُبَاتِ  kelimesi dinlenmek, ara vermek, mola manasındadır.

سَبتْ  cumartesi günü, dinlenme günüdür. 

فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ

Cümle, atıf harfi  فَ  ile  عَلِمْتُمُ ‘e atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قُلْنَا  fiilinde azamet zamirine iltifat sanatı vardır. Fiilin azamet zamirine isnadı tazim ifade eder.

قُلْنَا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Emir üslubunda gelen cümle, vaz edildiği anlam dışında teshîr, alay etme ve küçümseme ifade eder. Bu yüzden mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c.5, s. 124)

خَاسِئِينَ  kelimesi  قِرَدَة  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

خَاسِـ۪ٔينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Allah Teâlâ'nın: كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚ  sözü, emir değildir. Çünkü onlar kendilerini maymun şekline sokmaya kadir değillerdi. Bu sözden maksat, maymuna dönüşmenin süratli oluşudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burada  كُونُوا قِرَدَةً  emri hakiki manasında olmayıp kendisiyle ihâne (küçümseme) ve tahkir anlamı kast edilmiştir. Bu, teklîfî bir emir değil tekvînî bir emirdir. Burada kastedilen onların maymuna dönüştürülmeleridir. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)

Bakara Sûresi 66. Ayet

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ  ٦٦


Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَجَعَلْنَاهَا ve bunu yaptık ج ع ل
2 نَكَالًا ibretlik bir ceza ن ك ل
3 لِمَا şey için
4 بَيْنَ arasındaki (önündeki) ب ي ن
5 يَدَيْهَا onların iki eli ي د ي
6 وَمَا ve şey (için)
7 خَلْفَهَا ardından gelen خ ل ف
8 وَمَوْعِظَةً ve bir öğüt و ع ظ
9 لِلْمُتَّقِينَ müttakiler için و ق ي

Nekâlen ibret olması için verilen cezaya denir.

 فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir.  جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri  نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. نَكَالاَ  ikinci mef‘ûl olup fetha ile mansubdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  نَكَالًا ‘e  mütealliktir.

Mekân zarfı  بَيْنَ , ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. يَدَيْهَا  muzâfun ileyh olup tesniye olduğundan cer alameti يْ ‘dir. İzafetten dolayı  نَ  harfi mahzuftur. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Müşterek ism-i mevsûl olan  مَا , atıf harfi  وَ  ile birinci  مَا ‘ ya matuftur. Mekân zarfı  خَلْفَهَا ikinci ism-i mevsûlun mahzuf sılasına mütealliktir. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مَوْعِظَةً  atıf harfi  وَ  ile  نَكَالًا ‘e matuftur. لِلْمُتَّقِينَ  car mecruru  مَوْعِظَةً ‘nin mahzuf sıfatına müteallik olup cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُتَّق۪ينَ  ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّق۪ينَ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

جَعَلْنَا  fiilindeki  نَا  azamet zamiri tazim ifade eder.

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlü, başındaki  لِ  harf-i ceriyle  نَكَالًا ’e  mütealliktir. Sılası mahzuftur. Mekan zarfı  بَيْنَ يَدَيْهَا  , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Aynı üslupta gelen ikinci mevsûl  مَا , öncekine matuftur. Mekan zarfı  خَلْفَهَ , mevsûlün mahzuf sılasına mütealliktir.

مَوْعِظَةً  kelimesi  نَكَالً ‘e atfedilmiştir. Atıf sebebi tezayüftür.

لِلْمُتَّقِينَ  car mecruru  مَوْعِظَةً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

نَكَالًا -  مَوْعِظَةً  kelimeleri arasında ise murâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu kelimelerdeki 

iki farklı şeyi temsil eden  مَا ’larda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

خَلْفَ  -  بَيْنَ  kelimeleri arasında murâât-ı nazir sanatı vardır.

لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا [Öncekilere ve sonrakilere] ifadesi, bu olaydan önce ve sonra gelen milletler ve mahlukattan kinayedir. Veya bu olayın öncekilere ve sonrakilere bir ibret olduğunu ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)

Başka bir varlığa dönüşmek domuza benzemek gibidir. Domuz, her türlü pisliği iğrenmeden yer. Dolayısıyla haram yiyen bir insanın kalbi de bu anlamda domuza dönüşmüş demektir. Kalbin değişmesinin üç işareti vardır:

a) Kalbi bozuk olan kimse, ibadet ve taatın tadına eremez.

b) Bozuk bir kalp günahtan ve isyandan korkmaz.

c) Bozuk bir kalp hiçbir kişinin ölümünden ders ve ibret almaz. Aksine böyle bir kalbin sahibi gün geçtikçe dünyaya daha çok bağlanır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Bakara Sûresi 67. Ayet

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةًۜ قَالُٓوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُواًۜ قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ  ٦٧


Hani Mûsâ kavmine, “Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor” demişti. Onlar da, “Sen bizimle eğleniyor musun?” demişlerdi. Mûsâ, “Kendini bilmez cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” demişti.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ hani
2 قَالَ demişti ق و ل
3 مُوسَىٰ Musa
4 لِقَوْمِهِ kavmine ق و م
5 إِنَّ şüphesiz
6 اللَّهَ Allah
7 يَأْمُرُكُمْ size emrediyor ا م ر
8 أَنْ ki
9 تَذْبَحُوا kesmenizi ذ ب ح
10 بَقَرَةً bir inek ب ق ر
11 قَالُوا dediler ق و ل
12 أَتَتَّخِذُنَا bizimle ediyor musun? ا خ ذ
13 هُزُوًا alay ه ز ا
14 قَالَ dedi ق و ل
15 أَعُوذُ sığınırım ع و ذ
16 بِاللَّهِ Allah’a
17 أَنْ
18 أَكُونَ olmaktan ك و ن
19 مِنَ -den
20 الْجَاهِلِينَ cahiller- ج ه ل

Alay mı ediyorsun dedikleri zaman cevap olarak “alay etmekten Allah’a sığınırım” demesi beklenirken ''cahillerden olmaktan sana sığınırım'' buyurulmuştur. Demek ki alay etmek cahillik işidir. Birisi ile tartışacağımız zaman bu ayeti hatırlamalıyız.

Bir faili meçhul cinayet olduğu vakit, o faili bulmak için böyle bir adet varmış. Aynı adet Medine’de Peygamber Efendimiz s.a.v. zamanında da varmış. Hele düşman sınırına yakın bir bölgedeyse. O bölgedekiler toplanıyorlarmış. Herkes o ölünün üstünde veya kurban kesilen hayvanın üstünde elini yıkıyor, benim bu işe elim, kanım bulaşmadı diye yemin ediyormuş. Artık fail bulunmasa da o olay onlardan düşmüş oluyormuş. Çünkü birisi birini öldürürse onun diyetini sadece öldüren kişi değil, bütün kavim ödüyordu. Böylece bir toplum baskısı oluyor, kimse kimsenin kötü bir şey yapmasını istemiyor. Çünkü ucu kendisine de dokunuyor.

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ٓ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Zaman zarfı  اِذْ , takdiri اذكر  (Hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. قَالَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. مُوسٰى  fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. Mekulü’l-kavl, اِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ ‘ dir. قَالَ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. لِقَوْمِ  car mecruru  قَالَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذْ) : Yanlız cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةًۜ

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder. 

اللَّهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur.  يَأْمُرُكُمْ  cümlesi  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَأْمُرُ,  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf harf-i cer ile  يَأْمُرُكُمْ  fiiline mütealliktir. Takdiri,  يأمرهم بذبح بقرة şeklindedir.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

تَذْبَحُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بَقَرَةًۜ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُٓوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًاۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavl  اَتَتَّخِذُنَا ‘ dir. قَالُٓوا  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

Hemze istifham harfidir. تَتَّخِذُ  damme ile merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mütekellim zamir  نَا mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. هُزُوًا  ikinci mef‘ûlün bih olup fetha ile mansubdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَتَّخِذُنَا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi, أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ‘dir. Mekulü’l-kavl  اَعُوذُ بِاللّٰهِ ’ dir. قَالَ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

اَعُوذُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  اَنَا ‘dir.  بِاللَّهِ  car mecruru  اَعُوذُ fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf من  harf-i ceriyle  اَعُوذُ  fiiline mütealliktir. Takdiri;  من أن أكون من الجاهلين (Cahillerden olmaktan) şeklindedir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

اَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. اَكُونَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri, اَنَا ’dir. مِنَ الْجَاهِلِينَ  car mecruru اَكُونَ ‘ nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

جَاهِلِينَ ; sülâsi mücerredi جهل  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ٓ اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةًۜ

Zaman zarfı  اِذْ ’in, takdiri  اذكر (Hatırla, düşün) olan müteallakı mahzuftur. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ٓ  cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُكُمْ اَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً  cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَذْبَحُوا بَقَرَةً  cümlesi, masdar teviliyle, mahzuf harf-i cer ile  يَأْمُرُكُمْ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel olan cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

54. ayetteki  وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ٓ  ibaresi bu ayette tekrarlanmıştır. İki anlatım arasındaki zamanın uzamasından dolayı birinci anlatımın unutulması korkusuyla ve anlamı daha da yerleştirmek gayesiyle yapılan bu tekrarda, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بَقَرَةً  kelimesi  بَقَرَ  ‘nın müennesi veya müfredidir. بَقَرَ  manda cinsine de şâmil olmak üzere sığır cinsinin genel ismidir. Buna göre,  بَقَرَةًۜ  erkek veya dişi sığır, yani bir inek veya bir öküz, bir düve veya bir tosun veyahut bir manda olabilir. Bunun erkeğine bâkır, bakîr, beykur, bâkur dahi denilir. "Bakr" yarmak anlamına geldiğinden, bu hayvan da çift sürüp toprağı yarmak için kullanıldığından bu ismi almıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

قَالُٓوا اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًاۜ

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mekulü’l-kavl cümlesi istifham üslubunda gelmesine rağmen gerçek manada soru kastı taşımamaktadır. İnkârî manası kazanmış olan terkip mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

قَالَ اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَعُوذُ بِاللّٰهِ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ين  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَكُونَ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ  cümlesi, mahzuf  من  harf-i ceriyle birlikte  اَعُوذُ  fiiline mütealliktir. Takdiri;  من أن أكون من الجاهلين (Cahillerden olmaktan) şeklindedir. 

Masdar-ı müevvel nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْجَاهِل۪ينَ , nakıs fiil  كَان’nin mahzuf haberine mütealliktir.

كَان ’nin  haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Hz. Musa cahillerden olma endişesini, haberin ismin bir mahiyeti haline geldiğini ifade eden كَانَ  fiiliyle belirtmiştir. Bu, onun böyle bir konuda alay etmekten son derece sakındığını gösterir.

‘’Alay mı ediyorsun?’’ dedikleri zaman cevap olarak; “alay etmekten Allah’a sığınırım” demesi beklenirken ''Cahillerden olmaktan sana sığınırım'' buyurulmuştur. Buna hakîm uslûbu denir.

Cahil, kelime manası olarak duygularını kontrol edemeyen insanlar için de kullanılır. Hz. Musa çabuk öfkelenen bir mizaca sahipti. Öfkesini kontrol edememekten Allaha sığınmıştır.

قَالَ - قَالُٓوا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Hz. Musa sözlerinde telezzüz, teberrük ve onları ikna gayesiyle, bütün kemâl ve celâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâli tekrarlamıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Sen bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. Bu cümle, kelâmın siyakından anlaşılan şu soru cümlesine cevaptır: "- Peki, onlar bu emir karşısında ne yaptılar, emri yerine getirdiler mi?"

İşte bu sorunun cevabı: "Sen bizimle alay mı ediyorsun yahut sen bizi alay konusu mu yapıyorsun?" olmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


Bakara Sûresi 68. Ayet

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ  ٦٨


“Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın.” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki: O, ne yaşlı, ne körpe, ikisi arası bir sığırdır. Haydi, emrolunduğunuz işi yapın.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ق و ل
2 ادْعُ du’a et د ع و
3 لَنَا bizim için
4 رَبَّكَ Rabbine ر ب ب
5 يُبَيِّنْ açıklasın ب ي ن
6 لَنَا bize
7 مَا ne olduğunu
8 هِيَ onun
9 قَالَ dedi ki ق و ل
10 إِنَّهُ şüphesiz O
11 يَقُولُ diyor ki ق و ل
12 إِنَّهَا gerçekten o
13 بَقَرَةٌ bir inektir ب ق ر
14 لَا olmayan
15 فَارِضٌ yaşlı ف ر ض
16 وَلَا ve olmayan
17 بِكْرٌ körpe ب ك ر
18 عَوَانٌ orta yaşlı ع و ن
19 بَيْنَ arasında ب ي ن
20 ذَٰلِكَ bunun
21 فَافْعَلُوا haydi yapın ف ع ل
22 مَا şeyi
23 تُؤْمَرُونَ size emredilen ا م ر
68-69 ve70. ayetlerde Yahudiler Musa Aleyhisselam'a رَبَّكَ derken senin Rabbin dediler de رَبَّنا yani bizim rabbimiz demediler. Rabbi sadece Musa Aleyhisselam'a izafe ettiler. Bu da onların ne kadar kibirli olduklarını göstermektedir.

Fârid kelimesi ismi fail kalıbında olup, ferada kökündendir, Türkçe’de kullandığımız farz, faraza, faraziye kelimeleri buradandır. Yaşlı sığır manasında yalnızca bu ayette geçmiştir. Ferada aslen bir şeyi yarıp onda iz bırakmak demektir. Bazısına göre fârid olan sığır, yeri çokça yardığı ve kendisine yüklenen zor işleri yaptığı için böyle isimlendirilmiştir. Sığır manasındaki bakara kelimesinin kökü olan bakara fiili de yarmak demektir. Bikr, küçük olduğu için erkekle cinsi temas etmemiş ve doğurmamış genç demektir. Bekar, bekaret kelimeleri dilimize buradan geçmiştir.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl,  ادْعُ لَنَا ’ dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اُدْعُ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت dir. لَنَا  car mecruru  ادْعُ  fiiline mütealliktir. رَبَّ  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يُبَيِّنْ cümlesi şartın cevabıdır. 

يُبَيِّنْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَنَا  car mecruru  يُبَيِّنْ  fiiline mütealliktir. مَا هِيَ  cümlesi  يُبَيِّنْ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَا  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. Munfasıl zamir  هِيَ  haber olarak mahallen merfûdur. 

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ  cümlesiyle kesilmesi istenen ineğin durumu ve özelliği soruluyor. Çünkü onlar sözü edilen ineğin mahiyetini biliyorlardı. Gerçi Arapçada, مَا  kelimesi her ne kadar cins ifade eden şeyler için ve  كَيْفَ  de “vasıf” (nitelik) ifade edenler için kullanılan kelimeler ise de bazen  مَا  edatı, كَيْفَ  yerine kullanılabilmektedir. Bu ise onların, ölü bir sığırın herhangi bir parçasıyla bir ölüye vurmalarıyla dirilme olayına şaşkınlık göstermelerini ifade etmiştir. İşte bu durumdaki hayret ve şaşkınlık uyandıran ineğin niteliğini sorup öğrenmek istiyorlardı. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

يُبَيِّنْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بين ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl  اِنَّهُ يَقُولُ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَقُولُ  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl  اِنَّهَا بَقَرَةٌ ’ dir. يَقُولُ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هَا  muttasıl zamir  اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. بَقَرَة  kelimesi  اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. فَارِضٌ  kelimesi  بَقَرَة ‘ ün sıfatı olup damme ile merfûdur. لَا بِكْرٌۜ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur. عَوَانٌ  kelimesi  بَقَرَة ‘ün ikinci sıfatı olup damme ile merfûdur. 

بَيْنَ  mekân zarfı  عَوَانٌ ‘a mütealliktir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Ayette, بَيْنَ ذٰلِكَ  buyuruldu, fakat  بَيْنَ ذَيْنِكَ  buyurulmadı. Kaldı ki  بَيْنَ  kelimesi iki ve daha çok şey manasında olmayı gerektiren bir kelimedir. Çünkü, Allah (c.c) bununla sözü edilen özelliktekiler arasından herhangi birini murad etmiştir. Bu hüküm konusunda zamir işaret ismi yerine geçmiştir. (Nesefî / Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl) فَارِضٌ  sülâsi mücerredi فرض  olan fiilin ism-i failidir.

 İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 بِكْرٌ  ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ

 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن عرفتم ذلك  (Eğer bunu bilseydin) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. افْعَلُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تُؤْمَرُونَ ‘ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تُؤْمَرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ادْعُ لَنَا رَبَّكَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

رَبَّكَ  izafetinde  رَبّ  ismine muzâfun ileyh olan  كَ  zamirinin aid olduğu Hz. Musa şeref kazanmıştır.

ف  karînesi olmadan gelen  يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ  cümlesi mahzuf şartın cevabıdır. Meczum muzari sıygada gelmiş hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Cevap cümlesinde muzari fiilin meczum olması talebin cevabı olduğuna işaret eder. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Emir, nehy, soru, temenni gibi talep bildiren durumlardan sonra başında  ف  harfi bulunmayan, karşılık ve sonuç (ceza) ifade eden bir muzari fiil geldiğinde söz konusu muzari fiil de meczûm olur. Çünkü o cümlede şart ve cezâ anlamı bulunmaktadır. Bir diğer ifadeyle talep bildiren cümleden sonraki muzari fiil, öncesindeki talebin karşılığı veya sonucudur. (Yunus İnanç Dr. Öğr. Üyesi, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Arap Dili ve Belagatı Anabilim Dalı, Karaman Emrin Cevabında Gelen Fiillerin Bazı Kur’ân Meallerindeki Hatalı Tercümesi) 

Şart edatı ile fiilin hazfi, talep ifade eden fiillerden sonra mecburidir. «Bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin..» (Âl-i İmrân, 31.) ayeti buna misaldir. Bu ayette hazif eğer bana uyarsanız, şeklindedir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 2, s.172)

ان زرتنا فانكرمك  Bizi ziyaret edersen sana ikramda bulunuruz, cümlesi buna misaldir. Bu ifadeden, ziyaret edenlere ikramın lüzumunu tekid anlaşılmaktadır. İbnu Abdisselam şunu ilave eder: Çünkü emir, icab ifade eder. Haber cümlesi icabda, talep cümlesi gibidir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.2, s.105)

مَا هِيَ  cümlesi  يُبَيِّنْ  fiilinin mef’ûlüdür, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mübteda ve haberden müteşekkil bu cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisaldir.

مَا  istifham harfi mübteda, هِيَ  haberdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  لَنَا , ihtimam için, mef’ûle takdim edilmiştir.

“Onun (sığırın) ne olduğunu” yani, ‘’hangi sığır’’ olacağının sorulması, cinsi tayin etmek için sorulmuş bir soru değildir. Çünkü Allah, kesilecek şeyin sığır olduğunu zaten söylemişti. Fakat bu soru sığırın yaşını öğrenmek için sorulmuş bir sorudur. Bu yorum cevaptan anlaşılmaktadır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۜ  cümlesiyle kesilmesi istenen ineğin durumu ve özelliği soruluyor. Çünkü onlar sözü edilen ineğin mahiyetini biliyorlardı. Gerçi Arapçada, مَا  kelimesi her ne kadar cins ifade eden şeyler için ve  كَيْفَ  de “vasıf” (nitelik) ifade edenler için kullanılan kelimeler ise de bazen  مَا  edatı, كَيْفَ  yerine kullanılabilmektedir. Bu ise onların, ölü bir sığırın herhangi bir parçasıyla bir ölüye vurmalarıyla dirilme olayına şaşkınlık göstermelerini ifade etmiştir. İşte bu durumdaki hayret ve şaşkınlık uyandıran ineğin niteliğini sorup öğrenmek istiyorlardı.

(Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌۜ عَوَانٌ بَيْنَ ذٰلِكَۜ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Hazret-i Musa’nın Allah Teâla’ya dua edip kendisine vahiy geldikten sonra verdiği cevaptır. İki cümle arasında meskûtun anh vardır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهُ يَقُولُ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهَا بَقَرَةٌ  cümle,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

فَارِضٌ  kelimesi  بَقَرَة  için sıfattır.  عَوَانٌ  kelimesi  بَقَرَة  için ikinci sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ  cümlelerinde mazi fiilden muzari fiile geçişte iltifat sanatı vardır.

Nefy harfi  لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid etmek içindir. 

فَارِضٌ  -  بِكْرٌ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır. 

فَارِضٌ  (çok yaşlı) kelimesinin, pek çok doğum yapmış ve bundan dolayı karnı genişlemiş demek olduğu da söylenmiştir. Çünkü sözlükte bu kelime “geniş” anlamındadır. Bu açıklamayı daha sonraki bazı ilim adamları yapmışlardır. بِكْرٌ (çok genç) ise gebe kalmamış küçük anlamındadır. Kutebî bunun doğum yapmış anlamına geldiğini de nakleder. İlk doğan çocuğa da  بِكْرٌ  ismi verilir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

قَالَ - قَالُوا - يَقُولُ , بَيْنَ - يُبَيِّنْ  kelime grupları arasında iştikak cinası, لَنَا  ve  اِنَّ ’nin tekrarında ıtnab ve ayrıca bu kelime gruplarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُون


فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan  فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Takdiri, …إن عرفتم ذلك  (Eğer bunu bilseydin) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sıla cümlesi olan  تُؤْمَرُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تُؤْمَرُونَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

[Haydi, size emredileni yapın.] Yani, (haydi artık) kesmeniz emredilen sığırı kesin. Bu emir, yalnızca gelecek zaman anlamı değil şimdiki zaman anlamı da içerir. Çünkü onlara bu işi hemen, o an yapmaları emredilmiştir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

Bu, Hazret-i Musa'dan gelen bir emirdir. Yani kesilmesi emredilen ineği hemen kesin demiştir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

[Artık emrolunduğunuz şeyi yapınız] cümlesi emri yenilemek, tekid etmek ve bu konuda işi zora koşmayı terk etmeleri için bir uyarıdır. Ancak onlar bu işi terk etmediler. Bu ayet fukahanın da belirttiği gibi, emrin vücub gerektirdiğinin delillerindendir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Bakara Sûresi 69. Ayet

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَاۜ قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَٓاءُۙ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ  ٦٩


Onlar, “Bizim için Rabbine dua et de, rengi neymiş? açıklasın” dediler. Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki, o, sapsarı; rengi, bakanların içini açan bir sığırdır” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 ادْعُ du’a et د ع و
3 لَنَا bizim için
4 رَبَّكَ Rabbine ر ب ب
5 يُبَيِّنْ açıklasın ب ي ن
6 لَنَا bize
7 مَا nedir
8 لَوْنُهَا onun rengi ل و ن
9 قَالَ dedi ki ق و ل
10 إِنَّهُ şüphesiz O
11 يَقُولُ diyor ق و ل
12 إِنَّهَا gerçekten o
13 بَقَرَةٌ bir inektir ب ق ر
14 صَفْرَاءُ sarı renginde ص ف ر
15 فَاقِعٌ parlak ف ق ع
16 لَوْنُهَا onun rengi ل و ن
17 تَسُرُّ sevinç verir س ر ر
18 النَّاظِرِينَ bakanlara ن ظ ر

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَاۜ

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli,  ادْعُ لَنَا ‘dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اُدْعُ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir takdiri, اَنْتَ  ‘dir. لَنَا  car mecruru اُدْعُ  fiiline mütealliktir. رَبَّ  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يُبَيِّنْ cümlesi şartın cevabıdır.

يُبَيِّنْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir takdiri, هُوَ ‘dir. لَنَا  car mecruru  يُبَيِّنْ  fiiline mütealliktir. مَا لَوْنُهَاۜ  cümlesi  يُبَيِّنْ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

İstifham ismi  مَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَوْنُهَاۜ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يُبَيِّنْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بين ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَٓاءُۙ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl  اِنَّهُ يَقُولُ ’dir. قَالَ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.     

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَقُولُ  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl  اِنَّهَا بَقَرَةٌ ’dir. يَقُولُ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.  

اِنَّ  tekid harfidir. هَا  muttasıl zamir  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. بَقَرَة  kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. صَفْرَٓاءُۙ  kelimesi  بَقَرَة ‘ ün birinci sıfatı olup damme ile merfûdur.  فَاقِعٌ  ikinci sıfatı olup damme ile merfûdur.

لَوْنُهَا  ism-i fail  فَاقِعٌ ‘un faili olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ  cümlesi,  بَقَرَة ‘nın üçüncü sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

تَسُرُّ  damme ile merfû muzari fiildir.  Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. النَّاظِر۪ينَ  mef’ûlün bih olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

صَفْرَٓاءُۙ  kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikisi müfred diğeri fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

فَاقِعٌ , sülâsi mücerredi  وقع  olan fiilin ism-i failidir. 

نَّاظِر۪ينَ , sülâsi mücerredi نظر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

صَفْرَٓاءُ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَاۜ

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ادْعُ لَنَا رَبَّكَ  cümlesi,  emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبَّكَ  izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla  كَ  zamirinin ait olduğu Hz. Musa şeref kazanmıştır.

ف  karînesi olmadan gelen  يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا  cümlesi mahzuf şartın cevabıdır. Cevap cümlesi meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mahzufla birlikte terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

مَا لَوْنُهَا  cümlesi  يُبَيِّنْ  fiilinin mef’ûlüdür, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mübteda ve haberden müteşekkil bu cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisaldir.

مَا  istifham harfi mübteda, لَوْنُهَا  haberdir.

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَٓاءُۙ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hazret-i Musa’nın Allah Teâla’ya dua edip kendisine vahiy geldikten sonra verdiği cevaptır. İki cümle arasında meskutun anh vardır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَٓاءُۙ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَٓاءُۙ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir.

اِنَّ ‘nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَٓاءُۙ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

لَوْنُهَا , ism-i fail vezninde gelen  فَاقِعٌ ‘un failidir. İsm-i fail vezni, فَاقِعٌ ‘un müteallak olmasını sağlamıştır.

صَفْرَٓاءُ  kelimesi  اِنَّ ‘nin haberi olan  بَقَرَة  için sıfattır.  فَاقِعٌ  kelimesi  بَقَرَة  için ikinci sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.  

تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ  cümlesi   بَقَرَة  için üçüncü sıfattır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ  cümlelerinde mazi fiilden muzari fiile geçişte iltifat sanatı vardır.

قَالَ - قَالُوا - يَقُولُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları,

لَنَا - لَوْنُهَا - اِنَّ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bakmak manası  اَبْصَرَ  ya da  رَاَى  ile değil de, نَظَرَ  fiiliyle gelmiştir. Yani bakanların gözünü alamayacakları, göz alıcı manası vurgulanmıştır. Aslında bu kadar soru sormaya gerek yoktur; çünkü görenlerin gözünü alan sapsarı bir ineği bulmak zor değildir.

سرور , bir faydanın husulü ya da beklenmesi anında kalpte beliren lezzettir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

تَسُرُّ النَّاظِر۪ينَ [Bakanların içini açan] Yani, bu inek yaratılışının mükemmelliği, renginin parlaklığı, boynuzlarının ve tırnaklarının zarafeti ile kendisine bakanlara güzel görünecek, hoşuna gidecek ve içini rahatlatacaktır. Ayette kullanılan تَسُرُّ (içini açar) fiilinin masdarı olan  اَلْمَسَرَّةُ, fayda umulan bir anda kalpte meydana gelen lezzet demektir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

Burada sanki altından yaptıkları buzağı anlatılıyor. صَفْرَٓاءُ kelimesi gayrı munsarif olduğu için tenvin almamıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu)

Günün Mesajı
 Başka bir varlığa dönüşmekle insanın kalbi de değişir. Kalbin değişmesinin üç işareti vardır:

a) Kalbi bozuk olan kimse, ibadet ve taatın tadına eremez.

b) Bozuk bir kalb günahtan ve isyandan korkmaz.

c) Bozuk bir kalb hiçbir kişinin ölümünden ders ve ibret almaz. Aksine böyle bir kalbin sahibi gün geçtikçe dünyaya daha çok bağlanır. (Ruhul Beyan)
Sayfadan Gönüle Düşenler

Kalbinin coştuğu, nefsinin sakinleştiği, imanının baskın olduğu ve bu yüzden cesur bir savaşçı gibi dünyalıklarla başa çıktığı anlarını çok seviyordu. Hep o halin içinde kalmayı temenni ediyor ama belirsizlikleriyle inişli çıkışlı olan dünyadan ve ona meyil eden nefsinin huysuzluğundan dolayı tökezlediği ve hatta belki düştüğü oluyordu. 

Yıllardır, her anında Allah’ı ve O’nun için yaşadığını hatırlayan bir kul olmanın yollarını arıyordu. Bir gün, bir ölümlüye aşık oldu ve onu, günün her saati düşündüğünü idrak ettiği an, sanki bir tokat yemiş gibi uyandı. O kadar çok ağladı ki, nefsi buz kesti ve kendisini uykuya verdi. Sessizleşen ortalıkla beraber insanın sevdiğini her işinde ve gücünde anmanın önemini anladı. 

Sevgi ve çaba bir arada olmalıydı. Kullandığı her uygun köşeye ‘Allah!’ yazdı ve bir süre sonra yazılanlar silikleşse de, baktığı her şeyde Rabbini hatırladı. Yürüdüğü her yolun sonunda, Rabbine ulaşmak için çabaladı. Her gününe O’nun adıyla başladı ve bitirdi. Hissettiği her duygu halinde ve uğradığı her düşünce selinde, Allah’a sığındı. Derler ki: son nefesini de O’nun adıyla verdi.

Ey Allahım! Bizi Sana iman ve itaat edenlerden, ahiret gününe inanıp salih ameller işleyenlerden, öldükten sonra korku ve üzüntü hallerinden kurtulanlardan, Senin katındaki ebedi huzura ve mükafatlara kavuşanlardan eyle. En çok Seni sevenlerden ve Senin adınla -Senin adın için- yaşayıp, Senin adınla ölenlerden -son nefesini Senin adınla verenlerden- eyle.

Amin.

 

***

Detaylara yoğunlaşmanın, gerçekten gerekli olduğu ya da olmadığı yer ve zamanları iyi ayırt etmek önemlidir. Bazen mükemmelliyetçilikten, bazen de tembellikten ama temelde cahillikten dolayı detayların peşinden koşulur. Bir taraftan zaman ve emek israfına dönüşebilecekken, diğer taraftan işten kaçma çabasının dışa vurumudur.


Amacın özünden uzaklaştıran detayların işi zorlaştırmaktan ya da ertelemekten başka bir faydası yoktur. İsrailoğulları, itaatte acele edip herhangi bir inek kurban edebilecekken; sanki bulamadıklarını bahane etme umuduyla gereksiz bir sürü detay sormuşlardır. Bu, yemeğe oturmadan önce çiğneme sayısını hesaba katmak gibi doyma amacına alakasız bir işe benzemektedir. 

Gün içerisinde yapması gerekenleri yapamayanlar için uzmanlar: detayları barındıran adımları hesaplamadan önünüzdeki işe, amacınıza ulaştıran bir bütün olarak yaklaşın tavsiyesini vermektedir. Yani çalışmanız gereken saatin her dakikasını planlamak yerine bulunduğunuz dakikadaki iş parçasına odaklanın. İsrailoğulları örneğine dönersek: Buradaki amaç ve ilk tepki Allah’ın emrine itaat etmek iken, onlar amacı ideal ineği bulmaya çevirmişlerdir.

Buna şu açıdan da bakmak mümkündür: Namaza başlamıyorum ya da başımı örtmüyorum çünkü en mükemmel şekilde sürdürememekten korkuyorum ifadesi yaygındır. Gereksiz detayların bir diğer çirkin yüzü de budur: biraz olanın getireceği bereketten, insanı tamamen mahrum bırakarak hiçliğe terkeder. Zira; İsrailoğulları Allah’a itaatten mahrum kalacaklardı, ideal ineği bulamasalardı eğer.

Ey Allahım! Gereksiz detaylarla meşgul olup, asıl yapılması gerekenlerden yani Sana itaatten uzaklaşarak, kaybedenler arasına karışmaktan Sana sığınırız. Şeytanın ve nefsimizin vesveselerine kanarak; dinimize, ilmimize ve hayatımıza fayda sağlamayacak, faydasız soruları sorma ve faydasız bilgi kırıntılarını arama gafletine düşmekten Senin sonsuz rahmetine ve ilmine sığınırız. Bizi; ihtiyacımız olan hakikatleri öğrenenlerden, bedenini ve zihnini ve azmini dinçleştirdiklerinden, öğrendikleriyle amel edenlerden ve imanının temellerini sağlamlaştıranlardan eyle.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji