8 Mart 2024
Bakara Sûresi 70-76 (10. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Bakara Sûresi 70. Ayet

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۙ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ وَاِنَّٓا اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ  ٧٠


“Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın. Çünkü sığırlar, bizce, birbirlerine benzemektedir. Ama Allah dilerse elbet buluruz” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 ادْعُ du’a et د ع و
3 لَنَا bizim için
4 رَبَّكَ Rabbine ر ب ب
5 يُبَيِّنْ açıklasın ب ي ن
6 لَنَا bize
7 مَا nasıl bir şey olduğunu
8 هِيَ onun
9 إِنَّ zira
10 الْبَقَرَ o inek ب ق ر
11 تَشَابَهَ benzer geldi ش ب ه
12 عَلَيْنَا bize
13 وَإِنَّا ama mutlaka biz
14 إِنْ eğer
15 شَاءَ dilerse ش ي ا
16 اللَّهُ Allah
17 لَمُهْتَدُونَ hidayeti buluruz ه د ي

Allah dilerse ancak biz doğruyu bulan kimseler oluruz diyor ve inşaallah diyerek aslında Allah’ı suçlayan bir dil kullanıyorlar. Biz elimizden geleni yaptık ama Allah istemedi diyebilmek için. Dua ederken ”inşallah” ı kullanmayız oysa.

Kavminin Hz. Musa’ya ‘Rabbine yalvar’ diye hitap etmesi, akıllarında olan ‘bizim Rabbimiz ise Buzağıdır’ fikrini düşündürür.

Kavmin bir miktar gelişerek inşallah demeyi öğrenmiş olmaları dikkat çekicidir.

Allah birşeyi emrettiği zaman onu hemen yapmalıyız. Daha fazlasını, detayını sorarsak sordukça durumu kendimiz için daha da zorlaştırmış oluruz.

İnşaallah demeden bir işe başlamayalım. Kehf Suresi 23 ve 24. ayetlerde de bu konu açıkça ifade edilmiştir.

قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۙ اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ وَاِنَّٓا اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavl, ادْعُ لَنَا  ’dur. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

ادْعُ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri, أنت ‘dir. لَنَا  car mecruru  ادْعُ  fiiline mütealliktir.  رَبَّ  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olup mahallen mecrurdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  يُبَيِّنْ cümlesi şartın cevabıdır.

يُبَيِّنْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri, هُوَ ‘dir. لَنَا  car mecruru  يُبَيِّنْ  fiiline mütealliktir. مَا هِيَ  cümlesi, mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

İstifham ismi  مَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. Munfasıl zamir  هِيَ  haberi olarak mahallen merfûdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

الْبَقَرَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  تَشَابَهَ عَلَيْنَا  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَشَابَهَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْنَا  car mecruru  تَشَابَهَ  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ  cümlesi îtiraziyyedir.

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

شَٓاءَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri, اهتدينا  şeklindedir.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مُهْتَدُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ [Çünkü sığırlar bizce birbirlerine benzemektedir.] اَلشَّجَرَ  kelimesi  شَجَرَةٌ (ağaç) kelimesinin çoğulu olduğu gibi الْبَقَرَ  kelimesi de  بَقَرَةٌ (inek) kelimesinin çoğuludur. Burada kelimenin sonundaki  ة  harfi tekillik için eklenmiştir. Ayette kelimenin sonundaki bu harfin kaldırılmış olması, kelimenin çoğul ve cins isim anlamında olduğuna delalet eder. تَشَابَهَ  fiili karışmak, kapalı gelmek manasındadır. Fiil burada müzekker kullanılmış olsa da bununla müennes formdaki  اِشْتَبَهَتْ (karıştı, birbirine benzedi) ve  خُفِيَتْ (kapalı geldi) anlamı kastedilmiştir. Çünkü  الْبَقَرَ  kelimesi çoğul olsa da ona taalluk eden  تَشَابَهَ  fiili, الْبَقَرَ  kelimesinin lafız yapısına uygun bir şekilde müzekker ve tekil yapılmıştır. Kur’an dışında kullanıldığı zaman, anlamı esas alınarak bu kelime müennes yapılabilir. Ancak Kur’an metninde böyle bir değişiklik yapılması söz konusu değildir. Bir görüşe göre bu ifadenin anlamı “Sığır cinsi bize kapalı geldi.” şeklindedir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)

يُبَيِّنْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بين ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

تَشَابَهَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ'ul babındandır. Sülâsîsi, شبه ’dir. 

Tefâ'ul babı fiile, müşareket (ortaklık), görünmek ve zorlanmak, bir işi aşamalı olarak yapmak manalarını katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مُهْتَدُونَ ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۙ  

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ادْعُ لَنَا رَبَّكَ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبَّكَ  izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla  كَ  zamirinin ait olduğu Hz.Musa şeref kazanmıştır.

Bu cümle 61 ve 68. ayetlerdekinin tekrarıdır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ف  karînesi olmadan gelen  يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ  cümlesi mahzuf şartın cevabıdır. Meczum muzari sıygada gelmiş hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Cevap cümlesinde muzari fiilin meczum olması talebin cevabı olduğuna işaret eder. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Emir, nehy, soru, temenni gibi talep bildiren durumlardan sonra başında ف harfi bulunmayan, karşılık ve sonuç (ceza) ifade eden bir muzari fiil geldiğinde söz konusu muzari fiil de meczûm olur. Çünkü o cümlede şart ve cezâ anlamı bulunmaktadır. Bir diğer ifadeyle talep bildiren cümleden sonraki muzari fiil, öncesindeki talebin karşılığı veya sonucudur. (Yunus İnanç Dr. Öğr. Üyesi, Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Arap Dili ve Belagatı Anabilim Dalı, Karaman) 

Şart edatı ile fiilin hazfi, talep ifade eden fiillerden sonra mecburidir. «Bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin..» (Âl-i İmrân, 31.) ayeti buna misaldir. Bu ayette hazif eğer bana uyarsanız, şeklindedir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 2, s.172)

ان زرتنا فانكرمك  Bizi ziyaret edersen sana ikramda bulunuruz, cümlesi buna misaldir. Bu ifadeden, ziyaret edenlere ikramın lüzumunu tekid anlaşılmaktadır. İbnu Abdisselam şunu ilave eder: Çünkü emir, icab ifade eder. Haber cümlesi icabda, talep cümlesi gibidir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 2, s.105)

مَا هِيَ  cümlesi  يُبَيِّنْ  fiilinin mef’ûlüdür, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mübteda ve haberden müteşekkil bu cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisaldir.

مَا  istifham harfi mübteda, هِيَ  haberdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  لَنَا , ihtimam için, mef’ûle takdim edilmiştir.

 

 اِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ

 

Beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

 اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  تَشَابَهَ عَلَيْنَاۜ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِنَّ ‘nin haberinin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

لَنَا  ve  عَلَيْنَاۜ  arasında tıbâk-ı icab sanatı vardır. 

Önceki iki ayetteki  قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَۙ  ibaresi bu ayette tekrarlanmıştır. Anlamı daha da yerleştirmek gayesiyle yapılan bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

 

وَاِنَّٓا اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَمُهْتَدُونَ

 

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  مُهْتَدُونَ ,  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart üslubunda gelen  اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ  cümlesi, اِنَّٓ  edatının ismi ile haberi arasında yer almış olan bir itiraz (parantez) cümlesidir. İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. 

Şart cümlesi olan  شَٓاءَ اللّٰهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Takdiri  فهدايتنا حاصلة (Ve bizim hidayetimiz hasıl olmuştur.) olan cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. Cevabın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 88.)

اِنْ  şart harfi, maziyi muzariye çevirir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Ayette cevabın hazfi, farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

Genel olarak  شَٓاءُ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîp bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bakara Sûresi 71. Ayet

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟  ٧١


Mûsâ şöyle dedi: “Rabbim diyor ki; o, çift sürmek, ekin sulamak için boyunduruğa vurulmamış, kusursuz, hiç alacası olmayan bir sığırdır.” Onlar, “İşte, şimdi tam doğrusunu bildirdin” dediler. Nihayet o sığırı kestiler. Neredeyse bunu yapmayacaklardı.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 إِنَّهُ şüphesiz O
3 يَقُولُ şöyle diyor ق و ل
4 إِنَّهَا gerçekten o
5 بَقَرَةٌ bir inektir ب ق ر
6 لَا olmayan
7 ذَلُولٌ boyundurluk altında ذ ل ل
8 تُثِيرُ sürmek için ث و ر
9 الْأَرْضَ yeri ا ر ض
10 وَلَا
11 تَسْقِي ve sulamaz س ق ي
12 الْحَرْثَ ekin ح ر ث
13 مُسَلَّمَةٌ kusursuz س ل م
14 لَا yoktur
15 شِيَةَ hiçbir alacası و ش ي
16 فِيهَا onda
17 قَالُوا dediler ق و ل
18 الْانَ işte şimdi
19 جِئْتَ getirdin ج ي ا
20 بِالْحَقِّ doğruyu ح ق ق
21 فَذَبَحُوهَا ve boğazladılar onu ذ ب ح
22 وَمَا
23 كَادُوا az daha ك و د
24 يَفْعَلُونَ yapmayacaklardı ف ع ل

Özellikle kutsiyet atfettikleri ineği kestiler. Bizim için de neye en çok önem veriyorsak, neyi gönlümüzde çok yüceltiyorsak odur kesmemiz gerekli olan, kalbimizden çıkarıp atmamız gereken. Çıkaramıyorsak Allah zorla bize çıkarttırıyor. Onunla imtihan oluyoruz.

Bu kadar çok soru sormaları, kesmemek için bahane aramalarındandır.

Burada kısasta hayat vardır ayetine de bir atıf var. Böyle bir cinayet işleyen birisine cezasını vermek, onun öldüreceği bir sürü insanın hayatını kurtarmak demek olduğu için, kısasta hayat vardır.

Ayette adeta Müslüman topluma bir şahsiyet belirlenmektedir.

Müslüman topluma boyunduruk vurulamaz. Müslüman toplum zelil olamaz. Müslüman ancak kendi inancı için çalışır. Kalbi başka, fiili başka olamaz. Kimseye boyun eğmez. Münafık olamaz.


Peygamber Efendimiz de gereksiz yere çok soru sormaktan Allah Teâlâ’nın hoşlanmadığını belirtmistir.
(Buhari, Zekât 53, Rikâk 22; Müslim, Akdıye 10,12-14).

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l kavli, اِنَّهُ يَقُولُ  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَقُولُ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl, اِنَّهَا بَقَرَةٌ ’ dir. يَقُولُ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هَا  muttasıl zamir  اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. بَقَرَة  kelimesi  اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. ذَلُولٌ  kelimesi  بَقَرَة  ‘nün sıfatı olup damme ile merfûdur. تُث۪يرُ الْاَرْضَ  cümlesi,  بَقَرَةٌ  ‘nün ikinci sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

تُث۪يرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. الْاَرْضَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَا تَسْقِي  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  تُث۪يرُ ‘ya matuftur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَسْقِي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. الْحَرْثَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred ve fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُث۪يرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ثور ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟


مُسَلَّمَةٌ  kelimesi  بَقَرَةٌ  ‘nün üçüncü sıfatı olup damme ile merfûdur. لَا شِيَةَ ف۪يهَا cümlesi  بَقَرَةٌ ‘nün dördüncü sıfatı olarak mahallen merfûdur.

İsim cümlesidir. لَا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

شِيَةَ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebnidir. Haberi mahzuftur. ف۪يهَا  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.

Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْـٰٔنَ  zaman zarfı,  جِئْتَ  fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavl,  جِئْتَ بِالْحَقّ  ’ dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

جِئْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. بِ  ta’diyet içindir. بِالْحَقّ  car mecruru  جِئْتَ  fiiline mütealliktir.  

ذَبَحُوهَا  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mukadder müstenef cümleye matuftur. Takdiri بحثوا عنها. فوجدوها فذبحوها. (Onu araştırdılar, bulup hemen kestiler) şeklindedir. 

ذَبَحُو  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كاد  mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasbeder. 

كَادُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. يَفْعَلُونَ۟  cümlesi, كَادُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur. 

يَفْعَلُونَ۟  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُسَلَّمَةٌ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür. 

ذَلُولٌ  ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ  مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hazret-i Musa’nın Allah Teâla’ya dua edip kendisine vahiy geldikten sonra verdiği cevaptır. İki cümle arasında meskûtun anh vardır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِنَّ ‘nin haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

قَالَ - يَقُولُ  fiillerinde maziden muzariye iltifat sanatı vardır.

يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَا ذَلُولٌ  haber olan  بَقَرَة  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.  

تُث۪يرُ الْاَرْضَ  cümlesi  بَقَرَة  için ikinci sıfattır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Öncesindeki  لَا ذَلُولٌ  sıfatının nefiy manasına dahildir. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

مُسَلَّمَةٌ  kelimesi  بَقَرَةٌ  için üçüncü sıfattır.

لَا شِيَةَ ف۪يهَا  cümlesi  بَقَرَةٌ  için dördüncü sıfatıdır. Cinsini nefyeden  لَا ‘nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

شِيَةَ , cinsini nefyeden لَا ‘nın ismidir. لَا ’nın haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Car mecrur  ف۪يهَا  bu mahzuf habere mütealliktir.

Nefy harfi  لَا’ nın tekrarı olumsuzluğu tekid etmek için yapılmış ıtnâbtır.

قَالَ -  قَالُوا -  يَقُولُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, لَا , لَنَا  ve  اِنَّ ’nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Önceki iki ayetteki  قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ  ibaresi bu ayette tekrarlanmıştır. Anlamı daha da yerleştirmek gayesiyle yapılan bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Son üç ayette, bahsedilen ineğin özellikleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

Burada ilk  لَا  olumsuzlama ifade eder; ikincisi ise ilkini tekit etmek için kullanılmış zaid harftir. Zira mana, “o, boyunduruğa koşularak ne tarla sürmüş ne de ekin sulamıştır.” manasıdır. Yani tarla sürmek ve ekin sulamak, boyunduruğa koşulan hayvanın [zelûl] sıfatıdır. Adeta, “tarla süren ve ekin sulayan ‘boyunduruklu bir hayvan’ değildir” denilmiştir. Ebû Abdurrahmân es-Sülemî  [v.412/1021]  لَا ذَلُولً  şeklinde okumuştur; bu durumda ifade, ‘’boyunduruğa koşulma diye bir şey söz konusu değildir” manasına gelir. Bu, hayvanın boyunduruğa koşulmuş olmasını olumsuzladığı gibi böyle bir sıfatla nitelenmesini de olumsuzlar. Bu yüzden o hayvana zelûl [boyunduruğa koşulmuş] denilemez. Bu tıpkı, “bir kavme uğradım ki ne cimri var ne korkak!” ifadesi gibidir. Yani bu ifadede, o kavim içerisinde cimri ve korkak kimsenin bulunmadığı söylenmiş olmaktadır. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

لَا ذَلُولٌ  ifadesi بَقَرَة kelimesinin sıfatı olup “zelûl olmayan” yani toprağı sürmek ve zor işlere koşulmak gibi şeylere mecbur edilmemiş, arazi sulamak için kullanılmamış demektir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقّ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Zaman zarfı  الْـٰٔنَ , ihtimam için, amili olan جِئْتَ ‘e takdim edilmiştir.

جِئْتَ  fiiline müteallik olan  بِالْحَقِّۜ  car mecruruna dahil olan  بِ , tadiye içindir. Geldi manasındak,  جِئْتَ  fiiline getirdi anlamı kazandırmıştır. Bu tazmin sanatıdır.

Zeccâc der ki: الْـٰٔنَ  kelimesi elif-lamlı sair kelimelerden farklı olduğundan fethalı olarak mebnidir. Çünkü  الْ  ahid için gelmemiştir. Mesela: ‘’Sen şu ana kadar buradasın’’, derken "şu vakte kadar burdasın" demektir. İşte bu bakımdan mebni bir kelime olarak iki sakin arka arkaya geldiğinden dolayı  نَ  harfi de üstün almıştır. Bu kelime, geçmiş ile gelecek arasındaki zamanı (hali) ifade eder. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

 فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟

ذَبَحُوهَا  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mukadder müstenef cümleye matuftur. Takdiri  بحثوا عنها فوجدوها فذبحوها  (Onu araştırdılar, bulup hemen kestiler) şeklindedir. Cümleler arasında meskutun anh mevcuttur. Cümlenin  فَ  ile atfedilmesi, aradan fazla zaman geçmediğine işaret eder. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetin son cümlesi olan  وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ  cümlesi haldir. Nakıs fiil  كَاد ’nin dahil olduğu menfî isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. كَاد ’nin haberi olan  يَفْعَلُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade eder.

Muzari fiilin tercih edilmesinin bir sebebi de olayın zihinde muzari fiil sayesinde daha kolay canlandırılmasıdır. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

كَاد , nakıs fiillerdendir, ‘neredeyse’ anlamına gelir.

Bu cümlede hazif vardır. Bu cümlenin başından, manaları kelimele­rin dizilişinden anlaşılan iki cümle hazfedilmiştir. Bu tür bir hazif, Kur’an'ın îcâzındandır. Takdiri şöyledir: İsrailoğulları, yukarıda zikredilen va­sıfları taşıyan sığırı bulup satın aldılar. İstenilen sığırın bu sığır olduğunu anlayınca onu kestiler. Bu, hazif yoluyla îcâz kabilindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

68 - 69 ve 71. ayetlerde  اِنَّهُ يَقُولُ  [şüphesiz o, o söylüyor] şeklinde vurgu yapılmıştır.

Bakara Sûresi 72. Ayet

وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْساً فَادّٰرَءْتُمْ ف۪يهَاۜ وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَۚ  ٧٢


Hani, bir kimseyi öldürmüştünüz de suçu birbirinizin üstüne atmıştınız. Hâlbuki Allah, gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktı.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ hani
2 قَتَلْتُمْ siz öldürmüştünüz ق ت ل
3 نَفْسًا bir adam ن ف س
4 فَادَّارَأْتُمْ birbirinizle atışmıştınız د ر ا
5 فِيهَا onun hakkında
6 وَاللَّهُ oysa Allah
7 مُخْرِجٌ ortaya çıkarıcıdır خ ر ج
8 مَا şeyi
9 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
10 تَكْتُمُونَ gizlemiş ك ت م

Allah’tan hiçbirşeyin gizleyemeyeceği ve Allah’ın herşeyi açığa çıkaracağı haber verilmiştir.  

وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادّٰرَءْتُمْ ف۪يهَاۜ وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَۚ

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  (Hatırla, düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. قَتَلْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

قَتَلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. نَفْسًا  mef’ûlun bih fetha ile mansubdur

ادّٰرَءْتُمْ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile  قَتَلْتُمْ ‘e matuftur. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ادّٰرَءْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru  ادّٰرَءْتُمْ  fiiline mütealliktir.

İsim cümlesidir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübtada olup damme ile merfûdur.  مُخْرِجٌ  haber olup damme ile merfûdur.  

مَا  müşterek ism-i mevsûl, ism-i fail  مُخْرِجٌ ’nun mef’ulün bihi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كُنْتُمْ ' dir. Îrabtan mahalli yoktur.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَكْتُمُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ‘ün haberi olarak mahallen mansubdur. 

تَكْتُمُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

دَارَاَهُ [Onu savundu.], تَدَارَاَ الْقَوْمُ [Topluluk birbirleri ile dövüştü.] demektir.  اِدَّارَؤُوا da aynı manaya gelmektedir. اِدَّارَؤُوا  fiilinin aslı  تَدَارَاَ  şeklindedir. Baştaki  تَ harfi  د  harfine katılmıştır. Çünkü  تَ  harfi ile  د  harfinin mahreçleri aynıdır. Bu iki harfin birleşmesinden sonra  د  harfi sakin (harekesiz) kılınmıştır. Sakin bir harfle kelimeye başlanılmayacağı için de başına bir vasıl hemzesi getirilmiştir. (Ömer Nesefî / Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır.  4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya meful bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ادّٰرَءْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefa’ûl babındadır. Sülâsîsi, درأ ’dır. Aslı تدارأتم 'dür. Te ve dal harfleri yanyana geldiğinden idgam olmuştur.

 Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

مُخْرِجٌ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادّٰرَءْتُمْ ف۪يهَاۜ 

وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Zaman zarfı  اِذْ ’in, takdiri  اذكر (Hatırla, düşün) olan müteallakı mahzuftur. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَتَلْتُمْ نَفْساً  cümlesi,  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

نَفْسًا  ’deki tenvin, herhangi bir kişiye delalet etmektedir.

Aynı üslupta gelerek makabline atfedilen  فَادّٰرَءْتُمْ ف۪يهَا  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Öldürme işine işaret eden car-mecrur  ف۪يهَاۜ ‘daki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. Ayette öldürme, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle, içinde bulundukları durumun şiddetli kötülüğü, onları kapalı bir mekân gibi tamamen kuşattığı ifade edilerek vurgulanmıştır. 

Ayette hitabın çoğul olarak yer alması, öldürme olayının onların içinde meydana gelmesindendir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

 

وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَۚ

 

وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ  cümlesi matuf ve matufun aleyh arasında gelen itiraziyyedir.

İtiraz cümleleri tetmim ıtnâbı babındandır. 

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Birbirini takip eden iki cümle arasına gelen ara cümle, beliğ kelâmın güzelliğini daha da artırır. Cümle-i muterizenin buradaki faydası, hakikatin kuşkusuz meydana çıkacağını muhataplara bildirmektir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)

وَاللّٰهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ  [Allah gizlediklerinizi açığa çıkaracaktır]. Şüphesiz onu ortaya çıkaracaktır. مُخْرِجٌ  ism-i faili amel etmiştir, çünkü gelecek zaman hikayesidir. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması teberrük, haşyet duyguları uyandırmak, ikaz ve hükmün illetini bildirmek içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsned; rubaî fiilin ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

مُخْرِجٌ ’ un mef’ûlu konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ nın, sıla cümlesi,  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَان ’nin haberi  تَكْتُمُونَ ‘nin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مُخْرِجٌ  -  تَكْتُمُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

Burada, bu karşılıklı suçlama ve ihtilaf olayının yaşandığı dönem, Hz. Musa’nın zamanında olmasına rağmen, cinayetin açığa çıkma hadisesi gelecek zamanda, hadise olup bittikten çok zaman sonra Kur’an’ın nüzûlü esnasında hikaye edilmiştir. Bu tıpkı  ِباسط ذراعينه  [köpekleri de ön ayaklarını eşiğe uzatmıştı] (Kehf 18/18)] ifadesinde, olay anında şimdiki zaman durumunda olan bir şeyin hikaye edilmesine benzer. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bakara Sûresi 73. Ayet

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَاۜ كَذٰلِكَ يُحْـيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ  ٧٣


“Sığırın bir parçası ile öldürülene vurun” dedik. (Denileni yaptılar ve ölü dirildi.) İşte, Allah ölüleri böyle diriltir, düşünesiniz diye mucizelerini de size böyle gösterir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَقُلْنَا dedik ki ق و ل
2 اضْرِبُوهُ vurun ona (öldürülene) ض ر ب
3 بِبَعْضِهَا (ineğin) bir parçasıyla ب ع ض
4 كَذَٰلِكَ işte böylece
5 يُحْيِي diriltir ح ي ي
6 اللَّهُ Allah
7 الْمَوْتَىٰ ölüleri م و ت
8 وَيُرِيكُمْ ve size gösterir ر ا ي
9 ايَاتِهِ ayetlerini ا ي ي
10 لَعَلَّكُمْ umulur ki
11 تَعْقِلُونَ düşünürsünüz ع ق ل

(Akıl erdiresiniz diye) buyurulmuştur. Oysa aklı melekeleri çalıştırabilmek için kalbin selim olması gerekiyor. Hemen sonraki ayetlerde de kalplerin durumundan bahsediyor.

Bu arada عفل kelimesi bugün arapların kafalarına taktıkları o uzun başörtünün üzerine geçirdikleri yuvarlak tasma gibi şeye verilen bir isimdir aynı zamanda. Devenin üzerine oturunca onu devenin boynuna geçirip hayvana onunla yön verirler.

Yani akıllarınız size yön vermiyor mu? Demektir.

Allahu Teala adeta ahirette ölüleri nasıl dirilteceğini göstermektedir. Bize ‘Aklınızı kullanın’ ve ahirette tekrar dirileceğinize iman edin demek istemektedir. Deneysel bilgi imanı tatmin noktasına ulaştırır. Bakara 260. Ayetinde Hz. İbrahim’in kalbinin tam tatmin olmayı arzu etmesinde olduğu gibi. Din ve ilim adamı kendisi doyum noktasına ulaşırsa tesir ettiği halkını da o noktaya ulaştırabilir.

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَاۜ كَذٰلِكَ يُحْيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قُلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl,  اضْرِبُوهُ ’ dır. قُلْنَا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

اضْرِبُو  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

بِبَعْضِ  car mecruru  اضْرِبُو  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

كَ  harfi ceri  مِثْلِ  manasındadır. ذا  işaret ismi, ل  buud, yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir. كَذٰلِكَ  car mecruru mahzuf mef’ûlun mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri, ذلك يحيي الله الموتى إحياء مثل ذلك الإحياء (İşte Allah bu diriltme gibi ölüleri diriltir.) şeklindedir. 

يُحْـيِ  fiili  يِ  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. الْمَوْتٰى  mef‘ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir.

يُر۪يكُمْ  atıf harfi وَ ‘ la  يُحْـيِ ‘ye matuftur. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُر۪ي  fiili  يِ  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اٰيَاتِه۪  ikinci mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.  

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَعْقِلُونَ  cümlesi,  لَعَلّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

تَعْقِلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Ayetteki  اضْرِبُوهُ  kelimesinde yer alan zamir bir önceki ayette geçen  نَفْسًا  kelimesine işaret eder. Zamirin müzekker olarak gelmesi, نَفْسًا  kelimesinin şahıs veya insan olarak yorumlanması nedeniyledir. (Nesefî / Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُر۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رأي ’dir.  

يُحْـيِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حيي ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَاۜ 

Ayet atıf harfi  فَ  ile  فَادّٰرَءْتُمْ ف۪يهَاۜ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi mekan ve zaman ortaklığıdır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

قُلْنَا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا  cümlesi,  emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

 

كَذٰلِكَ يُحْيِ اللّٰهُ الْمَوْتٰى وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪

 

Cümle, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. 

كَذٰلِكَ , amili  يُحْـيِ  olan mahzuf bir mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Cümlenin takdiri, ذلك يحيي الله الموتى إحياء مثل ذلك الإحياء (İşte Allah bu diriltme gibi ölüleri diriltir.) şeklindedir. 

Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Ayetin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Önceki cümledeki azamet zamirinden bu cümlede zahir isme iltifat sanatı vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Aynı üslupta gelerek makabline atfedilen  وَيُر۪يكُمْ اٰيَاتِه۪  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  اٰيَاتِه۪  izafetinde, Allah Teâlâ’ya  ait zamire muzâf olan اٰيَاتِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

يُحْيِ  ve  الْمَوْتٰى  kelimeleri arasında tıbâkı îcab sanatı vardır.

فَقُلْنَا اضْرِبُوهُ بِبَعْضِهَا  [Bir parçasıyla ona vurun] buyrulup akabinde de Allah’ın ölüyü diriltmesi ifade edilince, müfessirlerin çoğu bu ifadeyi (kesilen ineğin bir parçası ile ölüye vurulmak suretiyle onun dirilmesi) olarak açıklamışlardır. Bu durumda bu hadisenin mucize olduğu aşikârdır; Allah emrederse ölmüş olan kişi herhangi bir sebebe ihtiyaç olmaksızın da dirilebilir. Yüce Allah insanların dikkatini çekmek için böyle bir olayın olmasını istemiş ve mucizeyi gerçekleştirmiştir. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)

اضْرِبُوهُ  [ona vurun] ifadesindeki zamir ya nefs kelimesine -ki bu durumda zamirin müzekker olmasının sebebi, bu nefsin insan ya da şahıs anlamında değerlendirilmesidir- ya da maktule işaret eder. Nitekim  مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ  ifadesi buna delalet eder. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Gayr-ı talebî inşâî isnaddır.“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تَعْقِلُونَ ’nin muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

لَعَلَّ  edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub;  “ لَعَلَّ  kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Nesefî, Medâriku’t Tenzîl ve Hakâîku’t Te’vîl)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

Siz akledesiniz diye… ifadesindeki  لَعَلَّ  istiare yoluyla irade etme anlamında kullanılmış olup hem irade hem de umma anlamını göz önünde bulundurman gerekir. Bu durumda anlam şöyle olur: Arapların anlamasını istediğimiz için ve [“Ayetleri açıkça bildirilseydi ya!”] (Fussilet 41/44) diye itiraz etmesinler diye Kur’an’ı yabancı dilde değil, Arapça olarak yarattık! (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ve Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s. 45)

Kur’an’daki fasılaların en önemli meselelerinden birini de pek çok dil bilimci ve müfessirin üzerinde konuştuğu akılla direk bağlantılı olan  تَعَقُّل , تَفَكُّر , تَدَبُّر , تَذَكُّر  ve  تَفَقُّه  kavramları oluşturmaktadır. Kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak, kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan  تَعَقُّل  kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken, geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken  لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَۙ  gibi tezekküre çağıran fasılalarla bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur’an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise  أَفَلاَ يَتَدَبَّرُونَ  ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin (تَعَقُّل) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكَّرُ) geleceğe yol bulmaları (تَدَبَّرُ) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise tefakkuh kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)


Bakara Sûresi 74. Ayet

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ  ٧٤


Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra yine
2 قَسَتْ katılaştı ق س و
3 قُلُوبُكُمْ kalbleriniz ق ل ب
4 مِنْ -ından
5 بَعْدِ ard- ب ع د
6 ذَٰلِكَ bunun
7 فَهِيَ şimdi onlar
8 كَالْحِجَارَةِ taş gibi ح ج ر
9 أَوْ hatta
10 أَشَدُّ daha da ش د د
11 قَسْوَةً katıdır ق س و
12 وَإِنَّ çünkü
13 مِنَ
14 الْحِجَارَةِ öyle taş ح ج ر
15 لَمَا var ki
16 يَتَفَجَّرُ fışkırır ف ج ر
17 مِنْهُ içinden
18 الْأَنْهَارُ ırmaklar ن ه ر
19 وَإِنَّ ve şüphesiz
20 مِنْهَا öylesi de
21 لَمَا var ki
22 يَشَّقَّقُ çatlayıverir de ش ق ق
23 فَيَخْرُجُ çıkar خ ر ج
24 مِنْهُ ondan
25 الْمَاءُ su م و ه
26 وَإِنَّ ve şüphesiz
27 مِنْهَا ondan
28 لَمَا öylesi de var ki
29 يَهْبِطُ aşağı yuvarlanır ه ب ط
30 مِنْ -ndan
31 خَشْيَةِ korkusu- خ ش ي
32 اللَّهِ Allah
33 وَمَا ve değildir
34 اللَّهُ Allah
35 بِغَافِلٍ gafil غ ف ل
36 عَمَّا -dan
37 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız- ع م ل

Sanki bu ayette taşlar (kalpler) üçe ayrılmış ve kalpleri katılaşmamış müminlerin kabiliyetlerine göre hizmet verişleri anlatılmaktadır.

1. Büyük beceri ve çalışmalarla bütün topluma faydalı ve berrak nehirler gibi olmak, yani bulunduğu yeri münbit hale getirmek (içinden nehirler fışkıranlar)

2. Birinciye güç yetiremiyorsa gözeler gibi en azından yakın çevresine faydalı olmak (Yarılıp içinden su çıkanlar)

3. Ya da ruhunu yüceltip marifetullah ile gönlünü doldurup kulları Allah’a yönlendirmek (Allah korkusundan parçalanarak dağlardan aşağı inenler)

Ayetin sonu Allah’ın amellerden gafil olmadığını hatırlatarak dikkati amellere çekiyor.

Min ba’di zâlike (Bunun ardından); ölmüş bir adamın tekrar hayat buluşunun ardından bile Allahın mesajını ciddiye almadınız.

Nur suresi 35. ayetin tefsirlerinde kalp, içinde Allah’ın nurunu taşıyan camdan bir kandile benzetilir.

Burda katılaşan, taşa dönüşen kalplerden bahsediliyor. Onun içine Allah’ın nuru girmesin diye taşlaştırdınız kalplerinizi deniliyor adeta. (Nouman Ali Han Özlü Tefsir Dersleri)

Allahu Teala’nın muradı Hz. Musa’nın kavminin akıllarını kullanmaları iken bunu yapmadıkları için kalpleri katılaşmış ve hatta daha da sertleşmiş; yani akılları adeta çalışmaz hale gelmiştir. Hatta taşa hakaret olmasın; içinden nehirler fışkıran ve yarılarak su kaynağı olan taşlar vardır. Hatta Allah’a duyduğu haşyetten dolayı inen taşlar, adeta atom fiziğini ifade etmektedir. Atom çekirdeği etrafında dönen elektronlar adeta Allah’a haşyet (saygı ve korku) ile ibadet etmektedir.

Hz. Musa’nın kalplerini yumuşatamadığı bu insanların adeta bugün de kalpleri yumuşamamaktadır.

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. Ayet  ثُمَّ  atıf harfi ile mukadder cümleye matuftur. Takdiri, فضربوها فحييت. (Ona vurdular hemen dirildi.) şeklindedir.

قَسَتْ  iki sakin harfin birleşmesi dolayısıyla mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. قُلُوبُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ بَعْدِ  car mecruru  قَسَتْ  fiiline mütealliktir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. كَ harfi  مِثْلِ  manasındadır. كَالْحِجَارَةِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اَشَدُّ  mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هِيَ ' dir. قَسْوَةً  temyiz olup fetha ile mansubdur.

وَ  istînâfiyedir. Haliyye olması da caizdir. İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

مِنَ الْحِجَارَةِ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مَا  müşterek ism-i mevsûl  اِنَّ ’ nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَتَفَجَّرُ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

يَتَفَجَّرُ  damme ile merfû muzari fiildir. مِنْهُ  car mecruru  يَتَفَجَّرُ  fiiline mütealliktir. الْاَنْهَارُ  fail olup damme ile merfûdur. 

اَوْ ;Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)

يَتَفَجَّرُ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi, فجر ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

اَشَدُّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ

İsim cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

مِنْهَا  car mecruru  اِنَّ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)

مَا  müşterek ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَشَّقَّقُ  ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. يَخْرُجُ  atıf harfi فَ  ile makabline matuftur. 

يَخْرُجُ  damme ile merfû muzari fiildir. مِنْهُ  car mecruru  يَخْرُجُ  fiiline mütealliktir. الْمَٓاءُۜ  fail olup damme ile merfûdur.

يَشَّقَّقُ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi, شقق ’dır. Aslı, يتشقق  şeklindedir. تَ  harflerinden biri ش ‘a idgam edildi. 

 وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ

 

Cümle, atıf harfi وَ  ile  اِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ  ‘e matuftur. İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

مِنْهَا  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)

 مَا  müşterek ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَهْبِطُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

يَهْبِطُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنْ خَشْيَةِ  car mecruru  يَهْبِطُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

 وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ


İsim cümlesidir. و  istînâfiyyedir. مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder. 

اللّٰهُ  lafza-i celâl  مَا ’ nın ismi olup damme ile merfûdur. بِ  harf-i ceri zaiddir. غَافِلٍ lafzen mecrur,  مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  عَنْ  harfi ceriyle  غَافِلٍ 'ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعْمَلُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri, تعملونه  şeklindedir.

تَعْمَلُونَ  fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş olup zaiddir. Olumlu cümlelerde  لَ harfinin tekit ifade ettiği gibi olumsuz cümlelerde de  لَيْسَ  ve  مَا ' nın haberinin başında gelen  بِ  harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 142)

Kur'an-ı Kerim'de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmlâ Yönüyle Arapçada Zaidlik) 

غَافِلٍ , sülâsi mücerredi غفل  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ 

Ayet  ثُمَّ  atıf harfiyle mahzuf bir ifadeye atfedilmiştir. Takdiri, فضربوها فحييت (Ona vurdular ve hemen canlandı…) şeklindedir. Bu ayetle önceki ayet arasında meskûtun anh vardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

ثُمَّ  bir mühletle birlikte sıralama bildirir.  ثُمَّ  edatı, birbirine bağlanan öğelerin, kısa da olsa bir süre sonra gerçekleştiklerini ifade eder. Bu edat, terahi ifade eder. 

İşaret ismi  ذٰلِكَ ’de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile duruma işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile müşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

قَسَتْ قُلُوبُكُمْ  ifadesinde istiare sanatı vardır. قَسَتْ  tabiri kalbin sertleşebilen bir maddeye benzetilmesiyle insanın aklını kullanıp gerçeği görmemesi anlamında müstear olmuştur.

مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ  ifadesi, öldürülen kimsenin diriltilmesinden sonra veya daha önce tek tek sayılan ve geçen olaylardan sonra anlamındadır. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَة

فَ ; ta’liliye, هِيَ كَالْحِجَارَةِ  cümlesi, ta’lil cümlesidir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  كَالْحِجَارَةِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

Müfredin müfrede benzetildiği teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir. Müşebbeh  هِيَ (kalpler), müşebbehe bih  الْحِجَارَةِ (Taşlar) dır.

اَوْ  atıf harfiyle makabline atfedilen  اَوْ اَشَدُّ قَسْوَة  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

اَشَدُّ , takdiri  هِيَ  olan mahzuf mübtedanın haberidir.  قَسْوَة  temyizdir.

Müsned olan  اَشَدُّ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV, Tekid)

قَسْوَة - اَشَدُّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

قَسْوَة - قَسَتْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetteki  قَسْوَة  kelimesi katı ve sert anlamına gelmektedir. Tıpkı taş katılığında bir sertlik... Ayette kalpler katılık ve sertlikte taşa benzetiliyor. Çünkü hiçbir şeyden ders ve ibret almıyorlar. Hiçbir öğüt ve vaaz kendilerini yumuşatmıyor. Bu kadar şeyler işitmelerine, ölünün dirilmesi olayını görmelerine ve daha birçok işaretlerin sunulmasına rağmen hiçbir şey onları etkilemedi ki bunlardan dağlar erir, kayalar yumuşardı. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Buradaki  اَشَدُّ [daha şiddetli] ifadesi, كَالْحِجَارَة ’deki  كَ ’ ye atıftır. Bu da iki anlama gelebilir: İlk ihtimal, مِثْلُ اَشَدُّ قَسْوَةٌ [daha şiddetli kasvet sahibi olan gibidir] anlamına gelmesidir ki bu durumda muzâf  مثل  hazfedilmiş, muzâfun ileyh onun yerine ikame edilmiş olur.

İkinci ihtimal ise, bunun bizzat kendisi daha şiddetli kasvet sahibidir anlamına gelmesidir. Anlam; bu kalplerin halini bilen kimse, onları ya taşa ya da taştan daha sert bir şeye benzetir. Örneğin: demir-çeliğe benzetir ya da onları bilen kimse taşa benzetir şeklindedir. Ya da onlar taştan daha kasvetlidir, denilmiş olabilir.

Şayet, “Neden ayette ً اَوْ اَشَدُّ قَسْوَة [daha kasvetli] denildi, oysa kasvetin ism-i tafdil şeklinde bir kullanımı اقسي  ve hayret fiili şeklinde kullanımı da mevcuttur?” dersen, şöyle derim: Ayetteki kullanım kasvetin aşırılığına daha açık ve güçlü delalet ettiği için tercih edilmiştir. Diğer bir izah da şöyledir: Burada “en kasvetli” manası kastedilmemiş, aksine kasvetin şiddetlilik niteliği ile nitelendirilmesi kastedilmiştir. Sanki “taşların kasveti çok şiddetlidir, ama onların kalbinin kasveti daha şiddetlidir” denilmek istenmiştir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ

وَ , istînâfiyye veya haliyyedir.  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  مِنَ الْحِجَارَةِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

اِنَّ ’nin muahhar ismi olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ya dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır. Sılası olan  يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, sonra gelecek habere merak uyandırarak dikkat çekmek amacına matuftur.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  مِنْهُ , ihtimam için, fail olan الْاَنْهَارُ ‘ya takdim edilmiştir

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ  ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنَّ , cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen,  اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 2 s.176)

لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ  [Ondan ırmaklar fışkırır.] cümlesinde mecaz-ı mürsel sanatı kullanılmıştır. Ancak ondan nehirler fışkırır demekle, nehirde akan su fışkırır denmek istenmiştir. Araplar mekânı zikredip o mekânda bulunan nesneyi kast ederler. Örnekte de nehir söylenip içinde akan suyun kast edilmesi de bu duruma örnektir. Belirti açıktır, ancak nehir değil nehrin içindeki su fışkırır. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)

 وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ

Aynı üslupta gelen  وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle  öncesine atfedilmiştir.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin muahhar ismi olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ya dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır. Sılası olan   يَشَّقَّقُ  cümlesi,  müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile  يَشَّقَّقُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  Car-mecrur  مِنْهُ , ihtimam için, fail olan  الْمَٓاءُۜ ‘ya takdim edilmiştir.

يَتَفَجَّرُ - يَخْرُجُ  ve  الْمَٓاءُۜ - الْاَنْهَارُۜ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Taşlar etkilenir ve reaksiyona uğrar; onlardan kimisi çatlar ondan su çıkar ve ırmaklar fışkırır. Kimisi Allah Teâlâ’nın muradına itaat ederek dağların başından aşağıya doğru yuvarlanır. Bunların kalpleri ise onun emrinden etkilenmez ve hiçbir reaksiyon (tepki) göstermez. Ayette geçen التفجر  ifadesi, genişleyerek ve çoğalarak açılmaktır. Korku da itaattan mecazdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

 وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ

Cümle atıf harfi  وَ  ile  اِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin muahhar ismi olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ya dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır. Sılası olan  يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.

مِنْ خَشْيَةِ  car mecruru  يَهْبِطُ  fiiline mütealliktir.  خَشْيَةِ اللّٰهِ  izafeti muzâfın tazimi içindir. 

Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla Allah lafzında tecrîd sanatı vardır. 

Ayette taşların değişikliğe uğrama halleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

Taşların Allah’a haşyet duyması ifadesinde istiare vardır. Taşlar akıllı bir canlıya benzetilerek kişileştirilmiştir. Taşların bir şahıs gibi haşyet duyması Allah’ın azametini artırmada mübalağa ifade etmiştir.

 وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

وَ  istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Nefy harfi  مَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  مَا  harfi  ليس  gibi amel etmiştir. مَا ‘nın haberi olan  بِغَافِلٍ ’deki  بِ  harfi tekid ifade eden zaid harftir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عن harf-i ceriyle birlikte  بِغَافِلٍ ‘ye müteallik olan masdar harfi  مَا ‘nın sılası olan  تَعْمَلُونَ  cümlesi,  müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Burada  بِ  harfi manayı pekiştirmek için zaid olarak gelmiştir. Olumlu cümlelerde  ل  harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de  لَيْسَ  ve  مَا ’nın haberinin başında gelen  بِ  harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.2, II, 142)

Haber olan  غَافِلٍ ‘nin ism-i fail sıygasında gelerek isim cümlesindeki sübut ve istimrar anlamını kuvvetlendirmiştir.

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi) 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

[Allah gafil değildir.] sözü “Allah onların yaptıklarını bilir.” ifadesinden daha güçlüdür. Olumsuz cümlelerde daha fazla vurgu vardır.

[Allah yapmakta olduğunuz şeylerden gafil değildir] ifadesi amellerin karşılığının verilmesi konusunda bir vaîd, yani tehdittir. Bu ifadenin altında “Her davranışınız değerlendirilmektedir” anlamı yatmaktadır. Bir anlamın içine başka bir anlamın gizlenmesi idmâc sanatıdır. 

Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

غَافِلٍ - تَعْمَلُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

مَا , اِنَّ , لَمَا , الْحِجَارَةِ , مِنْ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Meşhur bir söz de şöyledir: ”Dört şey vardır ki, bunlar kişinin bedbahtlığının alametlerindendir: Yaşsız göz, katı yürek, uzun emel, dünyaya düşkünlük." (Rûhu-l Beyân) 

Kur’an-ı Kerim’de  بِ  harfi 22 yerde  لَيْسَ ’nin, 19 yerde de  مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmla Yönüyle Arapçada Zaidlik) 

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Bu cümle, Bakara Suresi’nde 5 kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Bakara Sûresi 75. Ayet

اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ  ٧٥


Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَفَتَطْمَعُونَ umuyor musunuz? ط م ع
2 أَنْ ki
3 يُؤْمِنُوا inanacaklar ا م ن
4 لَكُمْ size
5 وَقَدْ oysa
6 كَانَ vardı ki ك و ن
7 فَرِيقٌ bir grup ف ر ق
8 مِنْهُمْ bunlardan
9 يَسْمَعُونَ işitirlerdi de س م ع
10 كَلَامَ sözünü ك ل م
11 اللَّهِ Allah’ın
12 ثُمَّ sonra
13 يُحَرِّفُونَهُ onu değiştirirlerdi ح ر ف
14 مِنْ -ından
15 بَعْدِ ard- ب ع د
16 مَا
17 عَقَلُوهُ düşünüp akıl erdirdikten ع ق ل
18 وَهُمْ ve onlar
19 يَعْلَمُونَ bildikleri halde ع ل م

Kelam; keleme fiilinden türemiştir, yaralamak demektir. Duyum ve gözlem yoluyla insan idraki üzerinde kalıcı bir etki bırakmaktır. Bu harflerden oluşan bütün fiillerde etki ve güç manası vardır. Kelime, kemale ermek, meleke yetenek, kabiliyet, lekeme tokat attı demektir.

Onlar Allah’ın kelamını işitirler ve etkilenirler. Burada “kavl” değil, “kelam” buyurulmuştur. Kavl’de ağırlık manası, kelam’da etki manası vardır.

Kişi, işitip dinleyecek, akledecek sonra bunu imana dönüştürecektir. Ama taştan daha da katılaşmış bu kişilerin kalplerine iman giremez. Artık iman etmelerinden umut kesilmiş olup bile bile tahrifat yapmaktadırlar. Maide Suresi 13. ayette ve Ali İmran 78.de bu tahrifattan bahseder.

Müslümanların asla bu tahrifatı yapmaya kalkışmaması gerektiği ima edilmektedir.

Kelam; keleme fiilinden türemiştir, yaralamak demektir. Duyum ve gözlem yoluyla insan idraki üzerinde kalıcı bir etki bırakmaktır. Bu harflerden oluşan bütün fiillerde etki ve güç manası vardır. Kelime, kemale ermek, meleke yetenek, kabiliyet, lekeme tokat attı demektir.

Onlar Allah’ın kelamını işitirler ve etkilenirler. Burada “kavl” değil, “kelam” buyurulmuştur. Kavl’de ağırlık manası, kelam’da etki manası vardır.

Harf de bir şeyin ucu demektir. Türkçe’de kullandığımız tahrif kelimesi bu köktendir. Bir şeyi tahrif etmek, onu eğip bükmektir. Ayette de bu manada kullanılmıştır.

 اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Ayet  فَ  atıf harfi ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri, أتعلمون أخبارهم فتطمعون  (Onların haberlerini biliyor musunuz ki …. umuyorsunuz?) şeklindedir.

تَطْمَعُونَ  fiili  نَ ' un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel takdir edilmiş  في  harfi ceriyle  تَطْمَعُونَ  fiiline mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

يُؤْمِنُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. لَكُمْ  car mecruru  يُؤْمِنُوا  fiiline mütealliktir.

وَ  haliyyedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasb eder. 

فَر۪يقٌ  kelimesi  كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. مِنْهُمْ  car mecruru  فَر۪يقٌ ’ un mahzuf sıfatına mütealliktir. يَسْمَعُونَ  cümlesi, كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. 

يَسْمَعُونَ  fiili  نَ 'un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. كَلَامَ  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâli muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُؤْمِنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi, أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يُحَرِّفُونَهُ  atıf harfi  ثُمَّ  ile  يَسْمَعُونَ ’ ye matuftur. 

يُحَرِّفُونَهُ  fiili  نَ ' un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مِنْ بَعْدِ  car mecruru  يُحَرِّفُونَ  fiiline mütealliktir. مَا  ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

عَقَلُوهُ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُحَرِّفُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  حرف ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

وَهُمْ يَعْلَمُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَعْلَمُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ

Ayet, takdiri … أتعلمون أخبارهم  (Onların haberlerini biliyor musunuz ki …) olan mukadder istînâfa  فَ  ile atfedilmiştir. Hemze inkarî istifham harfidir. Cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp inkar ve kınama anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede, tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhataplar ise Rasulullah (s.a.v) ve inananlardır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُؤْمِنُوا لَكُمْ  cümlesi, masdar teviliyle mahzuf  في  harfi ceriyle  تَطْمَعُونَ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayette yer alan ve soru anlamında olan hemze, Yahudilerin inkarcılıklarını ve imana yaklaşmalarının uzak bir ihtimal olduğunu göstermektedir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

وَقَدْ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ

Cümle haldir. و  haliyye,  قَدْ  tekid ifade eden tahkik harfidir. Tahkik harfiyle tekid edilmiş,  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. كَانَ ’nin ismi olan  فَر۪يقٌ ‘un nekre gelişi, ayette bahsi geçen zümreye tahkir ifade eder.

مِنْهُمْ  car-mecruru  فَر۪يقٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcaz-ı hazif sanatıdır. 

كَانَ  ‘in haberi olan  يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz ifade kastına matuf  كَلَامَ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olması  كَلَامَ ‘a şan ve şeref kazandırmıştır.

كَان ’ nin haberi muzari fiil olduğunda genellikle devam edegelen maziye, âdet haline gelmiş davranışlara delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ‘nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

Müsnedin ileyhin fiil olan habere takdim edilmesi, hükmü takviye yani tekid etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki  يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ  [Allah'ın sözünü işitiyorlar] ifadesinden maksat; ‘’Hazreti Musa'nın okuduğu Tevrat'ı işitiyorlar’’ manasıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

Cümle,  كَانَ ’nin haberi olan  يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlenin  ثُمَّ  ile atfedilmesi, sonraki durumun bir süre sonra gerçekleştiğine işaret eder. ثُمَّ  sözlükte sonra olmak ve gecikmek anlamında terahi ifade eder.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

بَعْدِ ‘nin muzâfun ileyhi olan masdar harfi  مَا ‘nın sılası olan  عَقَلُوهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hal  وَ ’ıyla gelen  وَهُمْ يَعْلَمُونَ  cümlesi, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عَقَلُوهُ - يَعْلَمُو ve  ثُمَّ - بَعْدِ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

يَعْلَمُونَ - يَسْمَعُونَ - تَطْمَعُونَ  kelimeleri arasında muvazene sanatı vardır.

Bu ifade ile onlar azarlanmaktadırlar. Yani, bu yahudilerin atalarının geçmişte öyle kötü işleri ve inatları olmuştur ki, işte bunlar da aynı yolu izleyip gidiyorlar. Nasıl olur da siz onların iman edeceklerini umabiliyorsunuz? (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Bakara Sûresi 76. Ayet

وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُٓوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَٓاجُّوكُمْ بِه۪ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ  ٧٦


Onlar iman edenlerle karşılaşınca, “İman ettik” derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında da şöyle derler: “Rabbinizin huzurunda delil olarak kullanıp sizi sustursunlar diye mi, Allah’ın (Tevrat’ta) size bildirdiklerini onlara söylüyorsunuz? (Bu kadarcık şeye) akıl erdiremiyor musunuz?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا zaman
2 لَقُوا rastladıkları ل ق ي
3 الَّذِينَ kimselerle
4 امَنُوا inanan ا م ن
5 قَالُوا derler ق و ل
6 امَنَّا inandık ا م ن
7 وَإِذَا zaman
8 خَلَا yalnız kaldıkları خ ل و
9 بَعْضُهُمْ onların bazısı ب ع ض
10 إِلَىٰ -na
11 بَعْضٍ bazısı- ب ع ض
12 قَالُوا derler ق و ل
13 أَتُحَدِّثُونَهُمْ onlara haber mi veriyorsunuz ح د ث
14 بِمَا şeyleri
15 فَتَحَ açtığı ف ت ح
16 اللَّهُ Allah’ın
17 عَلَيْكُمْ size
18 لِيُحَاجُّوكُمْ sizin aleyhinizde delil olarak kullansınlar ح ج ج
19 بِهِ onu
20 عِنْدَ katında ع ن د
21 رَبِّكُمْ Rabbiniz ر ب ب
22 أَفَلَا
23 تَعْقِلُونَ Aklınızı kullanmıyor musunuz? ع ق ل

وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezm etmeyen zaman zarfı olup, قَالُٓوا ‘nun cevabına mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. لَقُوا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَقُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mef‘ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  karînesi olmadan gelen  قَالُوا  cümlesi şartın cevabıdır. 

قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl  اٰمَنَّا ’ dır. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

اٰمَنَّا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)(إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)(إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنَّا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُٓوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَٓاجُّوكُمْ بِه۪ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. خَلَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

خَلَا  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. بَعْضُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلٰى بَعْضٍ  car mecruru خَلَا fiiline mütealliktir. 

فَ  karînesi olmadan gelen  قَالُوا  cümlesi şartın cevabıdır. 

قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl  اَتُحَدِّثُونَهُمْ 'dir. قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifham harfidir. تُحَدِّثُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  تُحَدِّثُونَهُمْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  فَتَحَ اللّٰهُ  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

فَتَحَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  فَتَحَ fiiline mütealliktir.  

لِ  harfi,  يُحَٓاجُّوكُمْ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  تُحَدِّثُونَهُمْ  fiiline mütealliktir.

يُحَٓاجُّو  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

بِه۪  car mecruru  يُحَٓاجُّوكُمْ  fiiline mütealliktir. عِنْدَ  mekân zarfı  تحدّثون  fiiline mütealliktir. رَبِّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, 5) Vavul maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُحَٓاجُّو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi, حجج ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

تُحَدِّثُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi, حدث ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

اَفَلَا تَعْقِلُونَ

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْقِلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.


 

 

 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ

Ayet atıf harfi  وَ ‘ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Haberî manada olması, inşâ cümlesinin haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan  لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  قَالُٓوا اٰمَنَّا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Burada  إنْ  değil, اِذَا  buyrulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü  اِذَا  harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır. إنْ  harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 7, c. 2, s. 397)

اٰمَنُوا -  اٰمَنَّاۚ  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatı vardır. 

İman edenlerin ism-i mevsûlle belirtilmesi, bilinen kişiler olmalarının yanında onlara tazim ifade eder.

وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُٓوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَٓاجُّوكُمْ بِه۪ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ

Ayetin ikinci şart cümlesi öncekine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan  خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesi olmadan gelen … قَالُٓوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ  şeklindeki cevap cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَٓاجُّوكُمْ بِه۪ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ  cümlesi istifham üslubunda gelmiş, talebî inşâî isnaddır. Müspet muzari fiil sıygasında gelen cümle hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru anlamından çıkarak Yahudilerden münafık olanların olmayanları kınaması anlamına gelmesi sebebiyle mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca cevabını bildikleri istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا  başındaki harf-i cerle birlikte  اٰمِنُوا  fiiline mütealliktir. Sılası olan  فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Yahudilerin sözlerinde müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması onların birbirlerini Allah’la korkuttuklarına işaret eder.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُحَٓاجُّوكُمْ بِه۪ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ  cümlesi, mecrur mahalde olup  تُحَدِّثُونَهُمْ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَبِّكُمْۜ  izafetiyle yahudiler, muhataplarına ait zamiri Rab ismine izafe ederek onları iknaya çalışmışlardır.

اَفَلَا تَعْقِلُونَ

İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, istînâfa  فَ  ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Hemze, inkârî istifham, لَا  nefî harfidir. Cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, soru anlamından çıkarak inkâr ve tevbih anlamı taşıdığı ve Yahudilerden münafık olanların olmayanları kınaması anlamında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Menfî muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir. Hemze, inkâri istifham harfidir.

Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilme sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin bu son cümlesi, bir çok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)  

بَعْضٍ - قَالُٓوا - اِذَا  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اٰمَنُوا - اٰمَنَّاۚ  kelimelerinde iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

اللّٰهُ  -  رَبِّ  kelimeleri arasında murâât-ı nazîr sanatı, لَقُوا - خَلَا  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

Yahudiler müminlerle karşılaştıklarında, içlerinden münafık olanları; ‘’inandık! yani sizin hak üzere olduğunuza ve Muhammed’in müjdelenen peygamber olduğuna iman ettik!’’ diyorlar; (birbirleriyle) yani münafık olmayanları, münafık olanlarla baş başa kaldıklarında ise; Allah’ın Tevrat’ta size açtığı bilgileri (Muhammed’in sıfatı ile ilgili size beyan ettiği şeyleri), Rabbinizin kitabındaki ifadeler olarak aleyhinizde kanıt göstersinler diye mi onlara anlatıyorsunuz?! Hâlâ, aklınızı başınıza almayacak mısınız siz?! diye onları kınıyorlar. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

اَفَلَا تَعْقِلُونَ  cümlesi çok büyük bir kınama ifadesidir. 

Günün Mesajı
Verilen mucizeler karşısında İsrailoğullarının  kalpleri taştan da katı bir hale gelmiştir. Çünkü;
* Öyle taşlar vardır ki içinden gürül gürül ırmaklar fışkırır. Kafir kalpler ise hiçbir şeyden etkilenmez ve onlardan hiçbir ilim fışkırmaz.
* Öyle taşlar vardır ki herhangi bir etkilenme ile hemen çatlar ve arasından sular akar, akmasa da süzülür. Kafir kalplerde böyle bir çatlama ve sızma olmaz.
* Öyle taşlar vardır ki yağmur, kasırga, deprem gibi ilahi kudretin eserleri karşısında yerinden oynar, düşer, yuvarlanır. Kafir kalpler ise ayan beyan olan ayetler ve açıklamalar karşısında zerre kadar etkilenmez.
Sayfadan Gönüle Düşenler
Alemde yaratılan canlı cansız her şeyin bu dünyada hizmet ettiği bir amacı vardır. Hepsi, büyük ya da küçük yaşam düzenlerinde, dolaylı ya da dolaysız olarak rol oynarlar. 

İnsanın amacı ise çok boyutludur: dünyevi ve uhrevi diye ayrılır. Bu iki hedefe, ya ulaşır ya da kaybeder. Zira; uhrevi boyut önemsenmediği zaman, ulaşılmış görünen dünyevi amaçların hepsi boşa çıkar.

Bu tıpkı, sınav konularını önemsemeden yalnız keyif aldığı derslere bakarak, sınava hazırlandığını sanan öğrenci gibidir. Sınav günü gelince, sadece canının istediğine bakan öğrenci sorulara yabancı kalır. 

Nihai hedefinden uzaklaşan ve iman nuru yerine karanlığı seçen insanın kalbi bir taş gibi kaskatı kesilir. Ancak, artık bir taş kadar değeri yoktur çünkü bir taşın bile yeryüzünde oynadığı önemli rolleri vardır.

Gözünün ve kulağının aldığı, elinin ve kalbinin değdiği hiçbir kırıntı boşa değildir; zira her şey Allah’ı tesbih eder ve aklı ile kalbini kullanan kula O’nu hatırlatır. Davete icabet eden değer kazanır, etmeyen ise hem kaybeder, hem de kaybolur.

Ey Allahım! Bizi koru; şüphesiz ki Sen koruyucuların en hayırlısısın. Kalplerimizin taş kesilmesinden, katılaşmasına sebep olacak amellerle meşgul olmaktan ve imansızlıktan karanlıklara bürünmüş katı kalp sahiplerini sevmekten koru. Bizi ayetlerine şeksiz ve şüphesiz iman ve itaat edenlerden; Sana olan iman ve muhabbet ile kalbi genişleyenlerden; rahmetin ile Senin katındaki değeri artanlardan; yardımın ile dünyevi ve uhrevi hedeflerine, yarattığın nice hayırlarla ve kolaylıklarla ulaşanlardan eyle.

Amin.
Zeynep Poyraz  @zeynokoloji