Âl-i İmrân Sûresi 85. Ayet

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪يناً فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ  ٨٥

Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَنْ ve kim
2 يَبْتَغِ ararsa ب غ ي
3 غَيْرَ başka غ ي ر
4 الْإِسْلَامِ İslam’dan س ل م
5 دِينًا bir din د ي ن
6 فَلَنْ (bilsin ki) asla
7 يُقْبَلَ (o din) kabul edilmeyecek ق ب ل
8 مِنْهُ ondan
9 وَهُوَ ve o
10 فِي
11 الْاخِرَةِ ahirette ا خ ر
12 مِنَ
13 الْخَاسِرِينَ kaybedenlerden olacaktır خ س ر
 

   Qabele قبل :

  قَبْلُ önce demektir ve öne geçmekle ilgili kullanılır. Zıddı بَعْدُ sözcüğüdür.

  قَبْلُ kelimesi değişik anlamlarda kullanılır. Örneğin mekan, zaman, makam/mevki ve yapılan bir işteki sıralamada öncelik için kullanılır.

  İkbâl إقْبالٌ tıpkı istikbal إسْتِقْبالٌ gibi öne yönelmek demektir.

  قَبِلَ ve تَقَبَّلَ fiilleri kabul etmek anlamındadır.

  تَقَبُّلٌ bir şeyi karşılığında hediye vb. bir mükafatı gerektirecek tarzda kabul etmektir.

  Kefalete de قُبالَةٌ denir, çünkü kefalet en sağlam kabuldur.

  Yine bu köke ait tekâbül تَقابُلٌ ve mukâbele مُقابَلَةٌ sözcükleri insanların ya bizzat ya da yardımlaşarak; ya çaba sarf ederek veya sevgiyle birbirlerine yönelmeleridir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de pek çok farklı türevde 294 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri kabul, makbul, kâbil, kâbiliyet, kabala, kıble, kabile, mukabil, mâkabl, mukabele, ikbal, tekabul, istikbal, müstakbel, (hissi) kablel (vuku) ve mütekabildir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪يناً فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ


İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَبْتَغِ  şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. غَيْرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الْاِسْلَامِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  د۪ينًا  kelimesi غَيْرَ ’ nın temyizi olup fetha ile mansubdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

يُقْبَلَ  fetha üzere mebni meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هُوَ ‘ dir. مِنْهُ  car mecruru  يُقْبَلَ  fiiline mütealliktir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَبْتَغِ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بغي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.  

 

وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  فِي الْاٰخِرَةِ  car mecruru  الْخَاسِر۪ينَ ’ ye mütealliktir.  مِنَ الْخَاسِر۪ينَ  car mecruru mahzuf habere müteallik olup, cer alameti ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

خَاسِر۪ينَ ; sülâsi mücerredi خسر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪يناً فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُۚ وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ


وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen terkipte  مَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا  cümlesi, şarttır. مَنْ  şart ismi mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki  يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ د۪ينًا  cümlesi, mübtedanın haberidir.

Müsned muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam şeklinde gelmiştir. Muzari fiil cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.

د۪ينًا , muzaf konumundaki غَيْرَ ‘ nın temyizidir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi  لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

وَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ  cümlesi, şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. 

Sübut ve istimrar ifade eden bu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif vardır. فِي الْاٰخِرَةِ  car mecruru  الْخَاسِر۪ينَ ‘ ye mütealliktir.  مِنَ الْخَاسِر۪ينَ  car- mecrurunun müteallakı olan haber mahzuftur. 

الْخَاسِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

فِي الْاٰخِرَةِ  ibaresindeki  ف۪ٓي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  ف۪ٓي  harfinde zarfiyyet anlamı vardır.  الْاٰخِرَةِ  lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Ahiret hayatı içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Ahiret ile zarfiyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)