ذٰلِكَ مِمَّٓا اَوْحٰٓى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِۜ وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتُلْقٰى ف۪ي جَهَنَّمَ مَلُوماً مَدْحُوراً ٣٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | ذَٰلِكَ | şunlar |
|
| 2 | مِمَّا | şeyndendir |
|
| 3 | أَوْحَىٰ | vahyettiği |
|
| 4 | إِلَيْكَ | sana |
|
| 5 | رَبُّكَ | Rabbinin |
|
| 6 | مِنَ | -ten |
|
| 7 | الْحِكْمَةِ | Hikmet- |
|
| 8 | وَلَا |
|
|
| 9 | تَجْعَلْ | edinme |
|
| 10 | مَعَ | ile bereber |
|
| 11 | اللَّهِ | Allah |
|
| 12 | إِلَٰهًا | ilah |
|
| 13 | اخَرَ | başka |
|
| 14 | فَتُلْقَىٰ | sonra atılırsın |
|
| 15 | فِي |
|
|
| 16 | جَهَنَّمَ | cehenneme |
|
| 17 | مَلُومًا | kınanmış olarak |
|
| 18 | مَدْحُورًا | uzaklaştırılmış olarak |
|
ذٰلِكَ مِمَّٓا اَوْحٰٓى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِۜ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذَ ٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. مَا müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. İsmi mevsûlün sılası اَوْحٰٓى اِلَيْكَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَوْحٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. اِلَيْكَ car mecruru اَوْحٰٓى fiiline mütealliktir. رَبُّكَ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنَ الْحِكْمَةِ car mecruru mahzuf aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, ممّا أوحاه إليك ربّك حال كونه من الحكمة (Rabbinin sana vahyettiği şeyler hikmettendir.) şeklindedir.
اَوْحٰٓى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وحي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتُلْقٰى ف۪ي جَهَنَّمَ مَلُوماً مَدْحُوراً
Fiil cümlesidir. لَا nehy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَجْعَلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. مَعَ mekân zarfı mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اِلٰهاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اٰخَرَ kelimesi اِلٰهاً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.
فَ harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren harftir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, önce geçen mukadder masdara matuf olarak, mahallen merfûdur.
تُلْقٰى elif üzere mukadder fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. ف۪ي جَهَنَّمَ car mecruru تُلْقٰى fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. مَلُوماً hal olup fetha ile mansubdur. مَدْحُوراً ikinci hali olup fetha ile mansubdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُلْقٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
مَلُوماً ; sülâsî mücerredi لوم olan fiilin ism-i mef’ûludur.
مَدْحُوراً ; sülâsî mücerredi دحر olan fiilin ism-i mef’ûludur.
ذٰلِكَ مِمَّٓا اَوْحٰٓى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ذٰلِكَ mübteda, مِمَّٓا mahzuf habere mütealliktir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyh işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret ismi, bahsedilen şeyin açıklanmasının önemine ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile emir ve yasaklara işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile bu hükümler, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Soyut manalar için kullanılan işaret isimleri mecaz ifade eder. Zattan mana ile haber verir. Zat, manaya dönüşmüştür. Bu, mübalağanın en kuvvetli şeklidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi 11)
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’, her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Burada, ذٰلِكَ [bunlar] ile Cibril’in (a.s) indirmiş olduğu daha önce geçen bu ayet-i kerimelerin ihtiva ettiği adaplar, kıssalar ve hükümlere işaret edilmektedir. Yani bunlar, şanı yüce Allah'ın kulları arasında hikmetinin gerekli gördüğü muhkem fiillerdendir. O, ahlâkın ve hikmetin güzelliklerinden olmak üzere bunları onlara takdir etmiştir. Oldukça sağlam yasalar ve son derece faziletli davranışları ihtiva etmektedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sıla cümlesi olan اَوْحٰٓى اِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلَيْكَ car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.
Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Peygamber Efendimizdir. Peygamberimize ait olan zamirin رَبُّ ismine izafeti, ona destek ve şeref içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
مِنَ الْحِكْمَةِ car-mecruru, mevsûldeki aid zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
22. ayetten itibaren mükellefiyetlerin sıralanmasıyla yapılan taksim, hikmet olmakta cem edilmiştir.
ذٰلِكَ [Bunlar] ifadesi “Allah’la beraber başka bir tanrı ihdas etme.” (İsra Suresi, 22) ifadesinden bu ayete kadar zikredilenlere işaret eder. Bunları hikmet olarak isimlendirilmesinin sebebi, bu sözlerin, içerisinde hiçbir bozukluğa yer olmayacak kadar sağlam, muhkem sözler olmasıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Hitap Resulullah (s.a.v)’dir. Fakat murad, yasaklanan şeyin sâdır olması tasavvur edilebilen kimselerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَا تَجْعَلْ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ فَتُلْقٰى ف۪ي جَهَنَّمَ مَلُوماً مَدْحُوراً
Bu cümle öncesinde geçen nehiy cümlesine atfedilmiştir. Böylece ألّا تَعْبُدُوا إلّا إيّاهُ (İsra Suresi, 23) cümlesinin içeriğini tekid etmektedir. Bu mananın tekrarı tevhid emrinin ve buna tertip edilen Cehennemde aşağılanarak ebedi olarak kalma cezasıyla tehdidin önemi dolayısıyladır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Atıfla gelen cümle, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Rab isminden lafza-ı celâle iltifat sanatı vardır.
مَعَ mekan zarfı, iki mef’ûle müteaddi olan لَا تَجْعَلْ fiilinin mahzuf mukaddem ikinci mef’ûlüne mütealliktir. Mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَعَ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
اِلٰهاً ’in tenkiri tahkir ve kesret ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umumun selbine işarettir.
اٰخَرَ kelimesi, اِلٰهاً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
فَتُلْقٰى ف۪ي جَهَنَّمَ مَلُوماً مَدْحُوراً cümlesine dahil olan فَ sebebiyyedir. Gizli أنْ ‘le masdar yaptığı cümle nehiyden anlaşılan masdar manasına matuftur.
فَتُلْقٰى fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
مَلُوماً - مَدْحُوراً kelimeleri haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
ف۪ي جَهَنَّمَ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü Cehennem hakiki manada içine girmeye müsait değildir. Cehennem burada kapalı bir mekana benzetilmiştir. Cehennemle oraya atılan kişi arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Cehenneme atılma hallerinin مَلُوماً ve مَدْحُوراً şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
رَبُّكَ - اللّٰهِ - اِلٰهاً ve مَلُوماً - مَدْحُوراً gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Cenab-ı Hak bu ayetlerde, yirmibeş çeşit mükellefiyeti bir araya toplamıştır: Birincisi; “Allah ile beraber diğer bir tanrı edinme.” (İsra Suresi, 22) ifadesidir. Cenab-ı Hakk'ın, “Rabbin, kendinden başkasına kulluk etmeyin.” diye hükmetti (İsra Suresi, 23) buyruğu, Allah'a ibadeti emretme ve başkasına ibadeti nehyetme gibi iki mükellefiyeti ihtiva eden bir ifadedir. “Ana babaya iyi muamele edin.” (İsra Suresi, 23). Cenab-ı Allah daha sonra bu iyi muamelenin ne olduğunu anlatmak için şu beş şeyi zikretmiştir: “Onlara ‘öf’ (bile) deme”; “Onları azarlama”; “Onlara güzel söz söyle.” (İsra Suresi, 23); “Onlara acıyarak tevazu kanadını indir.” ve “Ey Rabbim... Kendilerine merhamet et, de” (İsra Suresi, 24). Allah Teâlâ sonra “Hısıma, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver.” (İsra Suresi, 26) buyurmuştur. Bu da üç mükellefiyettir. Daha sonra “(Malını) israf ile saçıp savurma.” (İsra Suresi, 26) Sonra “Şayet Rabbinden umduğun rahmeti arayarak onlardan sarf-ı nazar edersen kendilerine yumuşak söz söyle.” (İsra Suresi, 28) buyurmuştur. Bu, on dördüncü mükellefiyettir. Bunun peşinden, “Elini, boynuna bağlı olarak asma, onu büsbütün de açıp saçma, yoksa pişman bir vaziyette oturup kalırsın.” (İsra Suresi, 28) buyurmuştur ki bu da on beşincisidir. Sonra “Evladlarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyiniz.” (İsra Suresi, 31) buyurmuştur. “Allah'ın haram kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın.” (İsra Suresi, 33) “Kim mazlum olarak öldürülürse Biz onun velisine bir selahiyet veririz.” (İsra Suresi, 33) buyurmuştur. “O da katilde israf etmesin.” ifadesi, daha sonra “Ahdi yerine getirin.” (İsra Suresi, 34) buyurmuştur. “Ölçtüğünüz vakit, ölçeği tam yapın.” (İsra Suresi, 35) “Doğru terazi ile tartın.” (İsra Suresi, 35) “Senin için hakkında bir bilgi olmayan şeyin ardına düşme.” (İsra Suresi, 36) buyurmuştur. “Yeryüzünde kibr-ü azametle yürüme.” (İsra Suresi, 37) “Allah ile beraber diğer bir tanrı edinme.” (İsra Suresi, 39) buyurmuştur ki bu, yirmi beşincisidir. Binaenaleyh Allah Teâlâ bütün bunları, bu ayetlerde birlikte zikretmiş ve “Allah ile beraber diğer bir tanrı edinme. Sonra kınanmış ve kendi başına (yardımsız) bırakılmış olursun.” (İsra Suresi, 22) buyurarak başlamış, yine “Allah ile beraber diğer bir tanrı edinme ki sonra yerilmiş ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.” (İsra Suresi, 39) ifadesi ile hitâma erdirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada yasaklanmaktan maksat, insanın kendi tarafından, melekler ve diğer insanlar tarafından kınanmasıdır. Allah Teâlâ, burada, kendisine şirk koşanı tahkir için ele alınıp yakılmak için fırına atılan oduna benzetmiştir. Tevhid, iyiliklerin aslı olduğu gibi şirk de kötülüklerin aslıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)