لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلَا فِي الْاٰخِرَةِ وَاَنَّ مَرَدَّنَٓا اِلَى اللّٰهِ وَاَنَّ الْمُسْرِف۪ينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ ٤٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَا | yok (ki) |
|
| 2 | جَرَمَ | şüphe |
|
| 3 | أَنَّمَا | kesinlikle |
|
| 4 | تَدْعُونَنِي | siz beni çağırıyorsunuz |
|
| 5 | إِلَيْهِ | ona |
|
| 6 | لَيْسَ | (oysa) yoktur |
|
| 7 | لَهُ | onun |
|
| 8 | دَعْوَةٌ | du’aya değer tarafı |
|
| 9 | فِي |
|
|
| 10 | الدُّنْيَا | dünyada |
|
| 11 | وَلَا | ne de |
|
| 12 | فِي |
|
|
| 13 | الْاخِرَةِ | ahirette |
|
| 14 | وَأَنَّ | ve elbette |
|
| 15 | مَرَدَّنَا | bizim dönüşümüz |
|
| 16 | إِلَى |
|
|
| 17 | اللَّهِ | Allah’adır |
|
| 18 | وَأَنَّ | ve elbette |
|
| 19 | الْمُسْرِفِينَ | aşırı gidenler |
|
| 20 | هُمْ | işte onlar |
|
| 21 | أَصْحَابُ | halkıdır |
|
| 22 | النَّارِ | ateş |
|
Allah’a iman edip gösterdiği yoldan gidenler kurtuluşa erecek, inkâr ve isyanda olanlar ateşe yani cehenneme gideceklerdir. 41. âyette mümin kişinin kurtuluşa, diğerlerinin ise ateşe çağırdıkları ifade buyurulmuş; sonraki âyetlerde bunun açılımı verilmiştir. Mümin kişinin, Allah’a ortak koşulan şeylere dair “hiçbir bilgiye sahip olmadığım şeyler” şeklindeki sözü, “Sizin tanrı kabul ettiğiniz Firavun’un, putların ve daha başka şeylerin tanrı olduğuna dair hiçbir bilgim yoktur, olması da mümkün değildir” anlamına gelir (Şevkânî, IV, 561).
Firavun’un Hz. Mûsâ’yı öldürmeye karar verdiğini bildiren âyetin ardından 28. âyette Mûsâ’nın hayatını kurtarmaya çalışan kişinin imanını gizlediği belirtilmişti. Bu son âyetlerden ise bu kişinin artık inancını açıkça ortaya koyduğu ve halkının çok tanrılı dinini reddettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda söz konusu kişiyle ilgili âyetlerin uzunca bir zaman içinde olup bitenleri özetlediği, dolayısıyla onun başlangıçta inancını gizlerken zamanla ya ortamın yumuşaması veya –daha güçlü bir ihtimalle– şartların kendisini zorlaması sebebiyle inancını açıkça ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 45. âyetin, “Nihayet Allah, onların kurdukları kötü tuzaklardan bu kişiyi korudu” meâlindeki cümlesi, Firavun tarafının o kişiyle ilgili gerçeği öğrendiklerini ve kendisi hakkında kötü planlar peşinde olduklarını göstermektedir.
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 662-663
لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلَا فِي الْاٰخِرَةِ
İsim cümlesidir. لَا cinsini nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
جَرَمَ kelimesi لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اَنَّمَا تَدْعُونَن۪ٓي cümlesi لَا ‘nın haberi olarak mahallen merfûdur.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
مَا müşterek ism-i mevsûl أَنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَدْعُونَن۪ٓ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
تَدْعُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. اِلَيْهِ car mecruru تَدْعُونَن۪ٓي fiiline mütealliktir.
لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ cümlesi, أَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَهُ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. دَعْوَةٌ kelimesi لَيْسَ ‘nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. فِي الدُّنْيَا car mecruru دَعْوَةٌ ‘a mütealliktir.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. فِي الْاٰخِرَةِ car mecruru atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
Merfû muzari fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir ن harfi getirilir. تَدْعُونَن۪ٓي fiilinde olduğu gibi. Buna nûn-u vikaye denilir.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَنَّ مَرَدَّنَٓا اِلَى اللّٰهِ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
مَرَدَّنَٓا kelimesi أَنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اِلَى اللّٰهِ car mecruru أَنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.
وَاَنَّ الْمُسْرِف۪ينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
الْمُسْرِف۪ينَ kelimesi اَنَّ ‘nin ismi olup, nasb alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. هُمْ fasıl zamiridir. اَصْحَابُ النَّارِ kelimesi اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Veya munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. اَصْحَابُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Veya هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ cümlesi اَنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُسْرِف۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا جَرَمَ اَنَّمَا تَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلَا فِي الْاٰخِرَةِ
Nidanın cevabına dahil olan bu cümle fasılla gelmiştir. Cinsini nefyeden لَا ’nın dahil olduğu ve sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَا ’nın haberi mahzuftur.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ile tekid edilmiş اَنَّمَا تَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلَا فِي الْاٰخِرَةِ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen في harf-i ceriyle birlikte لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنَّ ’nin ismi olan مَا ’nın sılası olan تَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَنَّ ‘nin haberi olan لَيْسَ لَهُ دَعْوَةٌ فِي الدُّنْيَا وَلَا فِي الْاٰخِرَةِ cümlesi, nakıs fiil لَیۡسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sübut ifade eden cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُ car mecruru لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. دَعْوَةٌ muahhar ismidir. فِي الدُّنْيَا car mecruru, دَعْوَةٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir.
Tezâyüf nedeniyle فِي الدُّنْيَا ‘ya atfedilen وَلَا فِي الْاٰخِرَة ‘daki nefy harfi لَا , olumsuzluğu tekid için tekrarlanmıştır.
تَدْعُونَن۪ٓي - دَعْوَةٌ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الْاٰخِرَةِ - الدُّنْيَا kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
لَا جَرَمَ hiç kuşkusuz, şüphesiz, kesinlikle manalarındadır. Zeccâc şöyle der: “ لَا edatı, onların, fayda vereceğini sandıkları şeyin, nefyini (olumsuzluğunu) ifade eder. جَرَمَ kelimesi ise, ‘fiili kazanmak’ manasınadır. Buna göre bunun manası, ”Bu onlara fayda vermez. Bu fiili kesbetmek, kazanmak da onlara fayda vermez. Hem dünyada hem de ahirette zarar onların başınadır” şeklinde olur. (Fahreddin er- Râzî)
لَا جَرَمَ (Hiç şüphesiz, muhakkak ki): Basra dil okulunun temsilcilerine göre bu ifadenin bulunduğu bağlamda لَا , kavminin inandıkları şeyin reddedilmesi anlamına gelir. جَرَمَ kelimesi de kesinleşti, gerçek oldu anlamında bir fiildir. Sonrasında gelen اَنَّ ve cümlesi de bu fiilin faili konumundadır; yani onu çağırdıkları şeyin batıllığı kesin ve gerçek olmuştur. (Keşşâf)
جَرَمَ isimdir, fiil değildir. Fiil olsaydı mazi olacaktı. Nefy harfi olan لَا , mazinin başına gelmez. (Âşûr)
لَا جَرَمَ ; “davet ettikleri şey için red yoktur” demektir. جَرَمَ fiili feale veznindedir, حقّ manasınadır, faili de (şüphesiz beni davet ettiğiniz şey için ne dünyada ne de ahirette davet yetkisi yoktur) kavlidir. Yani İlâhlarınızın kendilerine tapmaya davet hakkı yoktur, çünkü onlar cansızdırlar, ilâh olmalarını gerektirecek bir şey yoktur ya da makbul davetlerinin olmaması haktır veyahut onlara yapılan duanın kabul olunmaması haktır.
Şöyle de denilmiştir: جَرَمَ fiili, كسب manasınadır, faili de içindeki gizli zamirdir yani ona yapılan dua ona dua değildir, şu manaya ki, bundan ancak yapılan çağrının batıl olması meydana gelir.
Şöyle de denilmiştir: الجَرْمِ ’den فَعَلَ veznindedir, kesmek manasınadır, tıpkı لا بُدَّ ’nin التَّبْدِيدِ ’den ayırmak manasında olması gibidir. (Beyzâvî)
وَاَنَّ مَرَدَّنَٓا اِلَى اللّٰهِ وَاَنَّ الْمُسْرِف۪ينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ‘nin dahil olduğu اَنَّ مَرَدَّنَٓا اِلَى اللّٰهِ cümlesi, masdar teviliyle, önceki masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
مَرَدَّنَٓا kelimesi اَنَّ ‘nin ismidir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اِلَى اللّٰهِ car mecruru, اَنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
وَاَنَّ الْمُسْرِف۪ينَ هُمْ اَصْحَابُ النَّارِ cümlesi, masdar ve tekid herfi اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi olup masdar teviliyle önceki masdar-ı müevvele matuftur. Masdar-ı müevvel cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. الْمُسْرِف۪ينَ ‘nin müsnedün ileyhi olan اَصْحَابُ النَّارِ ‘nin müsned olduğu cümlede fasıl zamiri هُمْ , kasr ifade etmiştir.
Müsriflerin, müminlerin aksine ateş ashabı olmaları iddiaî kasrdır. (Âşûr)
اَصْحَابُ النَّارِۢ ifadesinde istiare vardır. Ateş, dostları bir araya toplayacak, hoşlanılan bir şeye benzetilmiştir. Bu benzetme cehennem ateşinin korkunçluğunu artırmak içindir.
اَاَصْحَابُ النَّارِۚ (Ateş ashabı) ibaresindeki اَصْحَابُ kelimesinin kökü صحب ’dir. Sahip, yer veya zaman bakımından başkasından ayrılmayan demektir. Bu birliktelik bedenle veya destekle olabilir. Peygamberimizin sahabesi de aynı kökün türevidir. Bir şeye sahip olmak manasında Türkçede kullanıyoruz. Sohbet de aynı kelimeden dilimize geçmiştir. اصحاب النار (cehennem ashabı) derken işte bu ayrılmama, bu kimselerin adeta ateşle hemhal oluşu vurgulanmaktadır.
اَصْحَابِ النَّارِ ifadesi hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
الْمُسْرِف۪ينَ (aşırı gidenler) Katâde’den (v. 117/735) nakledildiğine göre müşriklerdir. Mücâhid bunların, haksız yere çok kan dökenler olduğunu söylemiştir. Aşırı gidenler’in, şerleri hayırlarına galip gelen kimseler olduğu da söylenmiştir. (Keşşâf, Âşûr)
الْمُسْرِف۪ينَ ‘daki marifelik, istiğrak ifade eden cinstir. (Âşûr)