Mü'min Sûresi 42. Ayet

تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ  ٤٢

“Siz beni Allah’ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri O’na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana (Allah’a) çağırıyorum.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 تَدْعُونَنِي siz beni çağırıyorsunuz د ع و
2 لِأَكْفُرَ nankörlük etmeğe ك ف ر
3 بِاللَّهِ Allah’a
4 وَأُشْرِكَ ve ortak koşmağa ش ر ك
5 بِهِ O’na
6 مَا şeyleri
7 لَيْسَ olmayan ل ي س
8 لِي benim
9 بِهِ onun hakkında
10 عِلْمٌ bilgim ع ل م
11 وَأَنَا ben ise
12 أَدْعُوكُمْ sizi çağırıyorum د ع و
13 إِلَى
14 الْعَزِيزِ aziz olana ع ز ز
15 الْغَفَّارِ çok bağışlayana غ ف ر
 

Allah’a iman edip gösterdiği yoldan gidenler kurtuluşa erecek, inkâr ve isyanda olanlar ateşe yani cehenneme gideceklerdir. 41. âyette mümin kişinin kurtuluşa, diğerlerinin ise ateşe çağırdıkları ifade buyurulmuş; sonraki âyetlerde bunun açılımı verilmiştir. Mümin kişinin, Allah’a ortak koşulan şeylere dair “hiçbir bilgiye sahip olmadığım şeyler” şeklindeki sözü, “Sizin tanrı kabul ettiğiniz Firavun’un, putların ve daha başka şeylerin tanrı olduğuna dair hiçbir bilgim yoktur, olması da mümkün değildir” anlamına gelir (Şevkânî, IV, 561). 

Firavun’un Hz. Mûsâ’yı öldürmeye karar verdiğini bildiren âyetin ardından 28. âyette Mûsâ’nın hayatını kurtarmaya çalışan kişinin imanını gizlediği belirtilmişti. Bu son âyetlerden ise bu kişinin artık inancını açıkça ortaya koyduğu ve halkının çok tanrılı dinini reddettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda söz konusu kişiyle ilgili âyetlerin uzunca bir zaman içinde olup bitenleri özetlediği, dolayısıyla onun başlangıçta inancını gizlerken zamanla ya ortamın yumuşaması veya –daha güçlü bir ihtimalle– şartların kendisini zorlaması sebebiyle inancını açıkça ortaya koyduğu anlaşılmaktadır. Nitekim 45. âyetin, “Nihayet Allah, onların kurdukları kötü tuzaklardan bu kişiyi korudu” meâlindeki cümlesi, Firavun tarafının o kişiyle ilgili gerçeği öğrendiklerini ve kendisi hakkında kötü planlar peşinde olduklarını göstermektedir.

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 662-663

 

تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ 

 

Fiil cümlesidir. Cümle, önceki ayette geçen تَدْعُونَن۪ي  fiilinden bedel olarak mahallen mansubdur.

تَدْعُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. 

لِ  harfi, اَكْفُرَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle تَدْعُونَن۪ي  fiiline mütealliktir.

اَكْفُرَ  fetha ile mansub muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  انا ‘dir. بِاللّٰهِ  car mecruru اَكْفُرَ  fiiline mütealliktir. اُشْرِكَ بِه۪  atıf harfi و ‘la makabline matuftur. 

اُشْرِكَ  fetha ile mansub muzari fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  انا ‘dir.  بِه۪  car mecruru  اُشْرِكَ  fiiline mütealliktir. مَا  müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.  

İsim cümlesidir. لَيْسَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

ل۪ي  car mecruru  لَيْسَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  بِه۪  car mecruru  عِلْمٌ ‘a mütealliktir.  عِلْمٌ  kelimesi  لَيْسَ ’nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Merfû muzari fiillere, mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  ن  harfi getirilir. تَدْعُونَن۪ٓي fiilinde olduğu gibi. Buna nûn-u vikaye denilir.   

لَيْس  isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen  لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harf-i ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اُشْرِكَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  شرك ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


 وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Munfasıl zamir  اَنَا۬  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَدْعُوكُمْ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

اَدْعُو  fiili و  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ' dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَى الْعَز۪يزِ  car mecruru  اَدْعُوكُمْ  fiiline mütealliktir. الْغَفَّارِ  kelimesi الْعَز۪يزِ in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْغَفَّارِ - الْعَز۪يزِ  mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ 

 

Bu cümle birinci  تَدْعُونَن۪ي  cümlesinden bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ cümlesi, mecrur mahalde masdar teviliyle, تَدْعُونَن۪ي  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَاُشْرِكَ بِه۪ مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la aynı üsluptaki masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مَا لَيْسَ ل۪ي بِه۪ عِلْمٌۘ  cümlesinde kinaye vardır. “İlmin kendisi veya sıhhati yoktur” demektir. (Âşûr)

Bu ifadede ilmin nefyedilmesiyle, malûmun nefyi kastedilmiştir. Buna göre bu zat adeta, "İlâh olmayanı O'na ortak koşmaya beni çağırıyorsunuz. Halbuki, ilâh olmayanın, ilâh olana ortak kılınması nasıl düşünülebilir?.." demiştir. (Fahreddin er-Râzî)

اُشْرِكَ  fiilinin mef'ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  لَيْسَ لىى  بِه۪ عِلْمٌ , nakıs fiil  لَيْسَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber, ibtidaî kelamdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لىى , nakıs fiil  لَيْسَ ’nin mahzuf mukaddem haberine  mütealliktir.  عِلْمٌ , muahhar ismidir.

عِلْمٌ ’daki tenvin nev ve taklil ifade eder.

Davet edilen şeyin küfür ve şirk olmak üzere sayılması taksim sanatıdır.

Ayetteki fiillerin hepsi muzari sıygada gelmiştir.

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin ilk kısmı önceki ayetteki müphem sözü izah sadedinde ıtnâbdır.

Hakkında; yani rubûbiyeti hakkında hiçbir bilgim… Bilgisi olmadığını söylemekten kasıt bilgiye konu olan şeyin olmadığıdır. Adeta şöyle demektedir: İlâh olmayan bir şeyi Allah’a ortak koşmamı istiyorsunuz! İlâh olmayan bir şeyin, ilâh diye bilinmesi nasıl mümkün olabilir!? (Keşşâf, Ebüssuûd)

اَكْفُرَ - اُشْرِكَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı sanatı vardır.

 

 وَاَنَا۬ اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ

 

Bu cümle atıf harfi وَ ‘la … تَدْعُونَن۪ي  cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinin fiil cümlesine atfı söz konusudur. Vasılda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Aslolan, aynı üsluptaki cümlelerin birbirine atfıdır. İsim cümlesinin anlamında sabitlik ve devamlılık, fiil cümlesinin anlamında ise yenilenme ve tekrarlanma vardır. 

Şayet hem devamlılık hem fiilin tekrarı ve yenilenmesi kastediliyorsa, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilebilir. Bunun aksi de mümkündür. Mesela, fiil cümlesinden fiilin zaman zaman yenilendiğini, isim cümlesinden ise başlayıp halen devam ettiği kast ediliyorsa aralarında atıf yapılabilir (Rıfat Resul Sevinç, Arapçada Cümle Yapısı, 2010, S. 190-191)

Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَنَا۬  mübtedadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ  cümlesi, haberdir. Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِلَى الْعَز۪يزِ  car mecruru  اَدْعُوكُمْ  fiiline mütealliktir. الْغَفَّارِ  kelimesi الْعَز۪يزِ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

الْعَز۪يزُ - الْغَفَّارُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı ve bu sıfatların ayetle anlam uyumunda teşabüh-i etraf sanatı vardır. Bu iki sıfatın aralarında  و  olmaması, mevsûfta, her ikisinin birden mevcudiyetine işaret eder. 

الْعَز۪يزُ - الْغَفَّارُ  kelimeleri mübalağa vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

تَدْعُونَن۪ي لِاَكْفُرَ بِاللّٰهِ  cümlesiyle اَدْعُو  كُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ  cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.

اَدْعُوكُمْ - تَدْعُونَن۪ي  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsnedün ileyhin fiil cümlesi olarak gelen habere takdim edilmesi hükmü takviye ifade eder. (Âşûr)

اَدْعُوكُمْ اِلَى الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ  cümlesinde  اِلَى ‘nın delaleti ile istiare vardır. Hissî olan necat yani kurtuluş, aklî olan Allah’ın tevhidine inanmaya davet etmeye benzetildi. Burda  اِلَى ,  istiare-i mekniyye, tahyiliyye ve tebeiyyedir. الْعَز۪يزِ الْغَفَّارِ , istiare-i mekniyyedir.  اَدْعُوكُمْ , istiare-i  tahyiliyye ve tebeiyyedir. (Âşûr)

O, onların, kendisini küfre ve şirk koşmaya davet ettiklerini beyan edince, kendisinin onları, Azîz ve Gaffâr olan Allah'a inanmaya davet ettiğini beyan etmiştir. Binaenaleyh, ayetteki el-Azîz ism-i celîli O'nun kudretinin mükemmel olduğuna bir işarettir. Ki burada, ilâh olanın, kudreti mükemmel ve en üstün olan zât olduğuna dikkat çekme vardır. Firavun ise, alabildiğine aciz bir kimsedir. Öyleyse, nasıl ilâh olabilir? Putlar da yontulmuş taşlardır. Şu halde, onların ilâh olmaları nasıl düşünülebilir. Ayetteki, el-Gaffar ism-i şerifi de, kişinin, uzun süreden beri küfürde ısrar etmiş olması sebebiyle, Allah'ın rahmetinden ümit kesmemesi gerektiğine; çünkü, bu alemin ilâhı, her ne kadar mağlup edilemeyen bir Azîz; karşı konulamayan bir kadir ise de, ne var ki O'nun bir anlık iman ile yetmiş senelik bir küfrü bağışlayan bir Gaffâ olduğuna bir işarettir. (Fahreddin er-Râzî, Âşûr)