وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَاماًۙ ٦٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَالَّذِينَ | ve onlar |
|
| 2 | لَا |
|
|
| 3 | يَدْعُونَ | yalvarmazlar |
|
| 4 | مَعَ | ile beraber |
|
| 5 | اللَّهِ | Allah |
|
| 6 | إِلَٰهًا | ilaha |
|
| 7 | اخَرَ | başka |
|
| 8 | وَلَا | ve |
|
| 9 | يَقْتُلُونَ | öldürmezler |
|
| 10 | النَّفْسَ | canı |
|
| 11 | الَّتِي | öyle ki |
|
| 12 | حَرَّمَ | haram ettiği |
|
| 13 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 14 | إِلَّا | dışında |
|
| 15 | بِالْحَقِّ | hak(lı sebep) |
|
| 16 | وَلَا | ve |
|
| 17 | يَزْنُونَ | zina etmezler |
|
| 18 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 19 | يَفْعَلْ | yaparsa |
|
| 20 | ذَٰلِكَ | bunları |
|
| 21 | يَلْقَ | bulur |
|
| 22 | أَثَامًا | cezasını |
|
وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ
İsim cümlesidir. Atıf harfi وَ ’la 63. ayetteki birinci ism-i mevsûle matuftur. İsm-i mevsûlun sılası لَا يَدْعُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır يَدْعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مَعَ mekân zarfı يَدْعُونَ fiiline mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اِلٰهاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اٰخَرَ kelimesi اِلٰهاً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur, gayri munsarif olduğu için tenvin almamıştır. لَا يَقْتُلُونَ fiili, atıf harfi وَ ’la لَا يَدْعُونَ ’ye matuftur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَقْتُلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. النَّفْسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl النَّفْسَ ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası حَرَّمَ ’dir. Aid zamir mahzuftur. Takdiri, حرّمها şeklindedir. Îrabdan mahalli yoktur.
حَرَّمَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. بِالْحَقِّ car mecruru يَقْتُلُونَ ’deki failinin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, متلبّسين بالحقّ (Hakka bürünmüş olarak) şeklindedir. لَا يَزْنُونَۚ fiili, atıf harfi وَ ’la لَا يَدْعُونَ ’ye matuftur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَزْنُونَۚ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَرَّمَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرم ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَاماًۙ
İsim cümlesidir. وَ itiraziyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi mübteda مَنْ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يَفْعَلْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. İşaret ismi ذٰلِكَ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك muhatap zamiridir.
فَ karinesi olmadan gelen يَلْقَ cümlesi şartın cevabıdır.
يَلْقَ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَثَاماً mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالَّذ۪ينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ
وَالَّذ۪ينَ , atıf harfi وَ ‘la 63. ayetteki عِبَادُ الرَّحْمٰنِ ‘nin sıfatı olan الَّذ۪ينَ ‘ye atfedilmiştir. Allah Teâlâ, kullarının özelliklerini saymaya bu ayette de devam ediyor.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan لَا يَدْعُونَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ , menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, hudûs, tecessüm, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَا يَدْعُونَ fiiline müteallik مَعَ اللّٰهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminden sonra heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için zamir yerine zahir isim gelerek lafza-i celâlin zikredilmesinde tecrîd, iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.
اِلٰهاً ’deki tenvin cins, umum ve tahkir ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şümule işarettir.
اٰخَرَ kelimesi, اِلٰهاً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّت۪ي حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَۚ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la ism-i mevsûlün sılasına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Kasr üslubuyla tekit edilen menfî cümle, menfî mana yanında müspet mana kazanmıştır.
النَّفْسَ için sıfat konumunda olan müfred müennes has ism-i mevsûl الَّت۪ي ‘nin sıla cümlesi olan حَرَّمَ اللّٰهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
حَرَّمَ fiili تفعيل babındandır. تفعيل babı, fiil, fail veya mef‘ûlde kesret ifade eder.
Sıla cümlesinde müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. Itaati kuvvetlendirmek için zamir yerine lafza-i celâlin gelerek zahir ismin tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
بِالْحَقِّ car- mecruru, لَا يَقْتُلُونَ fiilinin mahzuf haline mütealliktir. متلبّسين بالحقّ takdirindedir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
الْحَقِّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler ve bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Nefy harfi لَا ve istisna edatı اِلَّٓا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, hal sahibiyle hali arasındadır. لَا يَقْتُلُونَ fiilinin faili, maksûr/mevsûf, بِالْحَقّ maksûrun aleyh/sıfat olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.
وَلَا یَزۡنُونَۚ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la لَا يَدْعُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Allah’ın kullarının şirk koşmama, haksız yere öldürmeme ve zina etmeme sıfatlarının sayılması taksim sanatıdır.
Onlar, Allah'a şirk koşmazlar. Kısas, recm, dinden dönme, Allah'a şirk koşma ve yeryüzünü fesada vermeye çalışma gibi sebepler müstesna Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı cana kıymazlar. بِٱلۡحَقِّ car mecrur ya mahzuf القتل / öldürmek kelimesine ya da لَا يَقْتُلُونَ ’ye taalluk etmektedir. Bu büyük günahların salih kullarda olmadığının ifadesi, onların düşmanı Kureyş ve diğerlerinin durumlarından kinayedir. Sanki şöyle denilmiştir: “Onlar o kimselerdir ki Allah, onları, sizin üzerinde bulunduğunuz halden korumuştur, temizlemiştir.” Kim bu zikredilenleri yaparsa günahının cezasını bulur. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
Birbirine matuf cümlelerde لَا ’nın tekrar edilmesi, olumsuzluk anlamını kuvvetlendirir.
Öldürme yasağı haklı olmakla kayıtlanmış, zina yasağı ise mutlak olarak gelmiştir.
Ayet-i kerimedeki Allah'ın haram kıldığı candan maksat, mümin veya can emniyeti sağlanması taahhüt edilen kişidir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
Bu mutlu ve kutlu kulların, ta'at ve ibadetleri ifa ettikleri beyan edildikten sonra burada da günahlardan sakındıkları beyan edilmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَا یَزۡنُونَ [Zina etmezler] onlara taatların asıllarını verdikten sonra onlardan ana günahları da bertaraf etti, bu da kâmil imanlarını açığa çıkarmak, zikredilen sevabın bunları topluca yapanlara vadedildiğini bildirmek ve kâfirlere de bunun zıddını telmih etmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَاماًۙ
وَ , itiraziyyedir. Şart üslubundaki terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi يَفْعَلْ ذٰلِكَ , şarttır. Şart ismi مَنْ mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَفْعَلْ ذٰلِكَ cümlesi haberdir.
Müsnedin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar, bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile şirk koşma, haksız yere adam öldürme ve zina etme günahlarına işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile sayılan günahlar, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
ف karinesi olmadan gelen cevap cümlesi یَلۡقَ اَثَاماًۙ cümlesi, meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Mef’ûl olan اَثَاماًۙ, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Kelimedeki nekrelik, kesret, nev ve tahkir içindir.