Furkan Sûresi 69. Ayet

يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪۫ مُهَاناًۗ  ٦٩

Kıyamet günü onun azabı kat kat artırılır ve horlanmış olarak orada ebedî kalır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يُضَاعَفْ kat kat yapılır ض ع ف
2 لَهُ onun için
3 الْعَذَابُ azab ع ذ ب
4 يَوْمَ günü ي و م
5 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
6 وَيَخْلُدْ ve kalır خ ل د
7 فِيهِ onun içinde
8 مُهَانًا hor ve hakir olarak ه و ن
 
İlgili âyet ve hadislerde iyiliğin karşılığının kat kat fazlasıyla verileceği, fakat kötülüğün cezasının katlanmayacağı bildirilmektedir (Nisâ 4/40; En‘âm 6/160; Şûrâ 42/40; Müsned, I, 227; Buhârî, “Tevhîd”, 35; Müslim, “Îmân”, 203-209). Şu halde –Zemahşerî (III, 105), Râzî (XXIV, 111) gibi bazı müfessirlerin de dedikleri gibi– âyette, belirtilen günahları işleyenlere bunun azabının “kat kat” verileceği bildirilmekle, bir günahın cezasının katlanarak verileceği değil; şirk, katil, zina gibi suçların cezalarının birbirine ekleneceği açıklanmaktadır. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 138
 

يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪۫ مُهَاناًۗ

 

Fiil cümlesidir. Cümle, önceki ayetteki  يَلْقَ  fiilinden bedel olarak sükun ile meczumdur. 

يُضَاعَفْ  sükun ile meczum meçhul muzari fiildir. لَهُ  car mecruru  يُضَاعَفْ  fiiline mütealliktir.  الْعَذَابُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. يَوْمَ  zaman zarfı  يُضَاعَفْ  fiiline mütealliktir.  الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. يَخْلُدْ   atıf harfi  وَ ’la  يُضَاعَفْ  fiiline mütealliktir. 

يَخْلُدْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  ف۪يه۪۫  car mecruru  يَخْلُدْ  fiiline mütealliktir.  مُهَاناً  kelimesi  يَخْلُدْ ’deki failin hali olarak fetha ile mansubdur. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُضَاعَفْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  ضعف ’dir. 

Mufâale babı fiile müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Musareket (İşteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

مُهَاناًۗ ; ülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.

 

يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَيَخْلُدْ ف۪يه۪۫ مُهَاناًۗ

 

Önceki ayetteki  يَلْقَ اَثَاماًۙ  cümlesinden bedel olan ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. 

Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يُضَاعَفْ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يُضَاعَفْ  fiiline müteallik  لَهُ  car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

Aynı üslupta gelen  وَیَخۡلُدۡ فِیهِۦ مُهَانًا  cümlesi, atıf harfi  وَ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مُهَاناً  kelimesi, يَخْلُدْ  fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren cümledir. 

الْعَذَابُ - مُهَاناً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Ayet-i kerimede geçen  يُضَاعَفْ  fiili bir kıraatta şeddeli olarak  يُضَعَّفُ  şeklinde okunmuştur. Yine ayet-i kerimede geçen  يُضَاعَفْ  ile  يَخْلُدْ  fiilleri bedel olarak meczum, istinâf olarak da merfû okunmuştur. Ayet-i kerimede geçen  مُهَاناًۗ  kelimesi haldir.(Celaleyn Tefsiri)

يُضَاعَفْ  [kat kat verilir.] Fiilin cezm ile gelmesi şartın cevabı olan “karşılaşır” fiilinden bedel oluşundan dolayıdır. Sîbeveyhi dedi ki: Azabın kat kat verilmesi ceza ile karşı karşıya kalmakla aynı şeydir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ  [Kıyamet günü azabı kat kat olur.]  sözünden maksat, ahirette, her geçen gün azap üzerine azapla eziyet edilmeleridir. Denildi ki: “Şirk koşan biri, günah işlediğinde, şirk için ayrı, günah için ayrı olarak azap görür. Bu sebepten ceza, günahların çokluğu sebebiyle kat kat artar. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

Rağıb el-İsfehani ’ nin belirttiği gibi “mudaafe” birbirine denk iki miktarın birleştirilmesidir. Ona, aynısını veya daha çoğunu kattım anlamında  اضعف الشىء وضعفته وضاعفته  denir. Yani onun azabı günahlarının küfrüne ilavesiyle artar durur. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Ayetteki “O azabın içinde hor ve hakir olarak ebedi bırakılır.” ifadesi, tıpkı mükâfatın, tazim (saygı) ile iç içe olan saf menfaat olması gibi ikabın da zelil kılma hor ve hakir kılma ile iç içe olan, katıksız bir zarar olduğuna bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)