اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَماًّ بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٥٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِذْ | hani |
|
| 2 | تُصْعِدُونَ | boyuna uzaklaşıyordunuz |
|
| 3 | وَلَا |
|
|
| 4 | تَلْوُونَ | dönüp bakmıyordunuz |
|
| 5 | عَلَىٰ |
|
|
| 6 | أَحَدٍ | hiç kimseye |
|
| 7 | وَالرَّسُولُ | ve Elçi |
|
| 8 | يَدْعُوكُمْ | sizi çağırırken |
|
| 9 | فِي |
|
|
| 10 | أُخْرَاكُمْ | arkanızdan |
|
| 11 | فَأَثَابَكُمْ | bundan dolayı size verdi |
|
| 12 | غَمًّا | gam |
|
| 13 | بِغَمٍّ | gam üstüne |
|
| 14 | لِكَيْلَا | diye |
|
| 15 | تَحْزَنُوا | üzülmeyesiniz |
|
| 16 | عَلَىٰ |
|
|
| 17 | مَا | şeye |
|
| 18 | فَاتَكُمْ | elinizden giden |
|
| 19 | وَلَا | ve |
|
| 20 | مَا | şeye |
|
| 21 | أَصَابَكُمْ | başınıza gelen |
|
| 22 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 23 | خَبِيرٌ | haberdardır |
|
| 24 | بِمَا | şeylerden |
|
| 25 | تَعْمَلُونَ | yaptıklarınız(dan) |
|
Müfessirler, Arap dilinin özelliklerini dikkate alarak “kaybettiklerinizin ve başınıza gelenlerin üzüntüsüne katlanabilmeniz için (söz tutmamanıza karşılık) Allah size tasa üstüne tasa verdi” diye çevrilen cümleyi üç şekilde yorumlamışlardır:
a) Allah size tasa üstüne tasa vererek sizi oyaladı ki kaçırdığınız zafer ve ganimete, başınıza gelen yaralanma ve öldürülme gibi musibetlere üzülmeyesiniz. Buna göre yüce Allah müslümanlara tasa üstüne tasa vererek başlarına gelen musibetleri onlara unutturmuş ve üzüntülerini hafifletmiştir.
b) Olumsuzluk edatı olan “lâ” harfi zaittir. Cümle şöyle yorumlanmıştır: Söz tutmamanızdan dolayı Allah size tasa üstüne tasa verdi ki kaybettiklerinize ve başınıza gelen sıkıntılara üzülesiniz.
c) Müminler bu sıkıntılara katlanmaya ve daha büyük musibetlere karşı sabırla direnmeye alışsınlar diye, daha büyüğünü vererek daha küçüğünü unutturmak için Allah onlara tasa üstüne tasa indirmiştir. (İbn Âşûr, IV, 132-133). (Kur’ân Yolu Diyanet Tefsiri)
اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ
Fiil cümlesidir. اِذْ zaman zarfı عَفَا fiiline mütealliktir. تُصْعِدُونَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
تُصْعِدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَلْوُ۫نَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. İki sakinin birleşmesinden dolayı و ‘lardan biri mahzuftur. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰٓى اَحَدٍ car mecruru تَلْوُ۫نَ fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. الرَّسُولُ mübteda olup damme ile merfûdur. يَدْعُوكُمْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَدْعُو fiili و üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ car mecruru يَدْعُوكُمْ ‘daki failin mahzuf haline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ف۪ٓي harf-i ceri mecruruna mekân zarfı, zaman zarfı, söz ve görüş konusu olarak, vardır/mevcuttur, hal, sebep, mukayese, karşılaştırma gibi manalar kazandırabilir. Burada mekân zarfı manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ [...siz dönüp hiç kimseye bakmadan…] ifadesinde اَحَدٍ kelimesindeki tenvin, tenvin-i ivazdır. كُمْ [Siz] muzâfun ileyhinin hazfından dolayı muzâfa tenvin verilmiştir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُصْعِدُونَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صعد ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَاَثَابَكُمْ غَماًّ بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ
Fiil cümlesidir. فَ harfi, sebebi müsebbebe bağlayan atıf harfidir.
اَثَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. غَمًّا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِغَمٍّ car mecruru غَمًّا ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri; غمّا ملتبسا بغمّ şeklindedir. ب harf-i ceri, مَعَ (ile, beraber) manasındadır.(Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
لِ harf-i cer olup, ta’liliyyedir. كَيْ masdariyyedir. كَيْ ve لِكَيْ sadece muzari fiilin önüne gelir ve masdar manası verir, onu nasb ederek gelecek zamana çevirir. كَيْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle عَفَا veya اَثَابَكُمْ fiiline mütealliktir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَحْزَنُوا fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl عَلٰى harf-i ceriyle تَحْزَنُوا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası فَاتَكُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
فَاتَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.
Müşterek ism-i mevsûl مَٓا atıf harfi وَ ile birinci ism-i mevsûle matufdur. İsm-i mevsûlun sılası اَصَابَكُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَصَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ب harf-i ceri, مَعَ (ile, beraber) manasındadır.(Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’ân)
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur. Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. Mef’ûlun leh olan belli başlı cümleler vardır. Bunlar: كَيْ ve لِكَيْ ile başlayan fiil cümleleri, Lam-ı ta’lil (لِ ) ,(لِاَنْ) ile başlayan fiil cümleleri, Sebep bildiren حَتَّى ile başlayan fiil cümlesi, لِاَنّ ile başlayan isim cümlesidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَثَابَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ثوب ’dir.
اَصَابَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. خَب۪يرٌ haber olup damme ile merfûdur. مَٓا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle خَب۪يرٌ ‘a mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعْمَلُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَعْمَلُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
خَب۪يرٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ
اِذْ zaman zarfı, önceki ayetteki عَفَا fiiline mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelam تُصْعِدُونَ cümlesi, اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir.
لَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ cümlesi, atıf harfi وَ ’la تُصْعِدُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfi muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Cümlede îcâz-ı hazif vardır. اَحَدٍ ’in muzâfun ileyhi mahzuftur. Kelimedeki tenvin muzâfun ileyhten ivazdır.
لوي , bükmek demektir, Türkçede kullandığımız levye kelimesi bu köktendir.
الِاِصْعَادُ masdarı, yeryüzünde gitmek ve uzaklaşmak manasına gelir. صَعِدَ فِي الْجَبَلِ (dağa tırmandı), اَصْعَدَ فِى الْاَرضِ (yüksek bir yere çıktı) denir. Ebu Muaz en-Nahvî şöyle demiştir: “Vadi, nehir ve boğaz gibi aşağısı ve yukarısı olan her şey hakkında bir kimse onun aşağısından yukarılarına çıktığı zaman صَعِدَ فُلَانٌ فِى الْوَادِى (falanca vadinin yukarılarına çıktı) denir. Merdiven gibi şeylere tırmanma için صَعَّدَ fiili kullanılır.” Hakk Teâlâ'nın, لَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ [Hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz.] buyruğuna gelince yani “Harbin şiddetinden dolayı hiç kimseye dönüp bakamıyordunuz.” demektir. Bu tabirin aslı şudur: “Bir şeye dönüp bakmak isteyen kimse oraya doğru boynunu veyahut da hayvanın yularını meylettirir. يَلْوِى اِلَيْهِ عُنُقَهُ; hiçbir şeye meyletmeyip çekip gittiği zaman ise o kimse için ‘ona dönüp bakmadı’ manasında لَمْ يَلْوِهِ denir.” şeklindeki kullanıştır. Daha sonra ise bu fiil, bir şeye meyletmemek ve iltifat etmemek manasında kullanılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ولا تَلْوُونَ عَلى أحَدٍ cümlesi, ‘’bu halde’’ demektir. واللَّيُّ kelimesi mecazdır. العَطْفِ kelimesinin hakiki ve mecazi olarak rahmet ve rıfk manası olduğu gibi. Takdir, ولا يَلْوِي أحَدٌ عَنْ أحَدٍ şeklindedir. Hazif yapılarak mana daha az kelimeyle ifade edilmiştir. Maksad içinizden biri demektir. فَرَرْتُمْ لا يَرْحَمُ أحَدٌ أحَدًا ولا يَرْفُقُ بِهِ yani kimse kimseye merhamet etmeyerek kaçtınız demektir. Kaçan kişilerin ciddiyetini ifade eden, önüne biri çıksa onu çiğner manasında bir temsildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Türkçede gözü bir şeye görmez vaziyette şeklinde ifade ettiğimiz durum manasındadır.
Hal وَ ‘ıyla gelen وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ car-mecruru, يَدْعُوكُمْ fiilinin failinden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla اُخْرٰيكُمْ, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü اُخْرٰيكُمْ [arkanız], hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cenab-ı Hakk, ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ buyurmuştur ki “sizin arkanızdan” demektir. جِئْتُ فِى اَوَّلِهِمْ اُولَاهُمْ (Onların önünde ve başında geldim.) denir. Buna göre mana, “Hazreti Peygamber (s.a.v) onların arkalarında durmuş onları çağırıyordu. Çünkü ashab, bozguna uğramaları sebebiyle O’nun önüne geçmişlerdi.” şeklinde olur. (Fahreddin er-Râzî,Mefâtîhu’l-Gayb))
يَدْعُوكُمْ ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَماًّ بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ
Cümle, فَ ile تُصْعِدُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
بِغَمٍّ car-mecruru, غَماًّ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
غَمًّا kelimesindeki nekrelik teksir, azamet, neviyet ifade eder.
اَثَابَكُمْ غَمًّا [Gam isabet etti.] ifadesinde istiare vardır. Gamın çokluğunu, kat kat yaşanan acıları ifade etmek üzere gam, verilen mükafat yerine kullanılmıştır. Cehennemle müjdele sözüne benzer.
Örfte اَثَابَ kelimesi, hassaten hayır işleri hakkında kullanılmaktadır. Binaenaleyh buradaki “sevap” lafzını, asıl manasına hamledersek sözümüz doğrudur. Ama bu kelimeyi örfteki manasına hamledersek, bu kelime burada tehekküm ve alay üslûbunda gelmiş olur. Bu, “Âdeta senin selamın vurmak; azarlaman da kılıçtır.” denilmesi gibidir. Yani ayetteki “gam”, onların umdukları sevap ve mükâfaat yerine mükâfaat olarak gam verildiği bildirilmiştir, Bu, Hakk Teâlâ’nın, “Onları elîm bir azap ile müjdele!” (Tevbe Suresi, 34) buyruğundakine benzer bir durumdur.
بِغَمٍّ ibaresindeki بِ harfi cer-i musahabe içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mecrur mahaldeki ta’lil ifade eden masdar ve cer harfi لِكَيْ ve sılası, masdar tevilinde, اَثَابَكُمْ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel olan كَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası فَاتَكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İkinci ism-i mevsûl ve sılası وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ , birinciye matuftur. Nefy harfi لَا zaiddir, olumsuzluğu tekid için gelmiştir.
Tıbak oluşturan ما فاتَكم ve ما أصابَكم ifadelerinin bir araya gelmesi, bir diğer tıbak oluşturmuştur. Çünkü, geçen şeyler faydalı, isabet edenlerse zararlıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ cümlesi, أثابَكم için ilk talil cümlesidir. Ganimetten kaçırdığınıza üzülmeyesiniz diye sizi o dertle oyaladı, demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
غَمًّا بِغَمٍّ “Keder üstüne kederle” tabirindeki ب harf-i cerinin, “mukabele”, مُعَاوَضَةٌ (bedel, karşılık) ba’sı olması muhtemeldir. Bu, هذَا بِهَذَا “Bu, buna mukabildir.” denmesi gibidir. Yani “Bu, falancaya bedeldir, mukabildir.” demektir. İkinci görüş olarak; yine bu ب harfinin, مَعَ “ile, beraber” manasında olması da muhtemeldir. Buna göre ayetin takdiri; أَثَابَهُمْ غَمًّا مَعَ غَمًّ “Onları gam üstüne gam ile cezalandırdı.” şeklindedir. Birinci manaya göre ise bu konuda şu izahlar yapılmıştır:
a) Zeccâc’ın görüşü olup buna göre mana şöyle olur: “Siz, Peygamberin emrine isyan etmeniz sebebiyle Resule bir gam ve keder tattırınca Allahu Teâlâ da size bu gam ve kederi tattırdı.” Bu da onların hezimete uğramaları ve dostlarının öldürülmesi sebebiyle ortaya çıkan kederdir, gamdır. Buna göre mana, “Allahu Teâlâ size, o gamdan dolayı bu gammı vermiştir.” şeklinde olur.
b) Hakk Teâlâ’nın, فَاَثَابَكُمْ ifadesindeki fail olan zamirin, Hazreti Peygambere râci olması da caizdir. Buna göre mana şöyle olur: “Sahabe, Hazreti Peygamberin (s.a.v) yüzünün yaralandığını, dişinin kırıldığını ve amcasının da öldürüldüğünü görünce kederlenip mahzun olmuşlardı. Hazreti Peygamber (s.a.v) de onların, ganimet elde etmek için Allah Teâlâ’ya asi olduklarını; sonra da ganimetten mahrum kaldıklarını ve akrabalarının öldürüldüğünü görünce işte bütün bunlardan dolayı gamlanıp kederlenmişti. Böylece Cenab-ı Hakk'ın, فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ tabirinden kasdedilen bu olmuş olur.
İkinci takdiri ise şöyledir: Bu, ب harf-i cerrinin مَعَ manasında olmasıdır, mana şöyle olur: غَمًّا عَلَى غَمًّ [gam üstüne gam] veya غَمًّا مَعَ غَمًّ [gamla beraber gam…] Bu da mümkün olan bir manadır. Çünkü harf-i cerler birbirlerinin yerine geçebilirler. Mesela, sen, مَازِلْتُ بِهِ حَتَّى فَعَلَ [Yapıncaya kadar başından ayrılmadım.]; مَازِلْتُ مَعَهُ حَتَّى فَعَلَ [Yapıncaya kadar onun yanından ayrılmadım.] gibi diyebilirsin. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hasan el-Basrî şöyle demiştir: “Allah, sizin kâfirleri Bedir gününde gamlı ve mükedder kılmanıza karşılık, dünya işleri gözünüzde önemsiz olsun, böylece de onları elinizden kaçırmanızdan dolayı hüzünlenmeyip elde ettiğinizden dolayı sevinip şımarmayasınız diye, Uhud gününde de sizi gamlı ve mükedder yapmıştır.” Bu iki izah, bizim, غَمًّا بِغَمٍّ ifadesindeki ب harfinin bedel ve karşılık ifade eden bir harf olduğunu kabul etmemiz halinde yapılmıştır. Fakat bu harfin “ile, birlikte” manasında olduğunu söylersek ayetin manası “Siz, ‘Eğer bu yerde kalsaydık ve Hazreti Peygamberin emrini tutsaydık, ganimeti elden kaçırma gamına düşerdik.’dediniz. Fakat biliniz ki siz Hazreti Peygamberin emrine muhalefet edip ganimet elde etme sevdasına düşünce her biriniz o gamdan kat kat daha büyük olan şu büyük gamlara düştünüz. Akıllı olanın, iki zarardan birini seçme durumunda kaldığında, daha büyük olan zararı giderme yolunu seçmesi gerekir. Bundan dolayı size gam üzerine gam gelişi, ganimeti elden kaçırmadan dolayı hüzünlenmenize mani olmuş ve sizi bundan men etmiştir.” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, haşyet uyandırmak ve ikazı artırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl, بِ harf-i ceriyle خَب۪يرٌ ’e mütealliktir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan sıla cümlesi تَعْمَلُونَ , hudus, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder.
خَب۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
[Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.] ifadesinde idmâc sanatı vardır. Allah Teâlâ’nın, her şeyden haberdar olduğunu beyan ederken lâzım-melzûm alakasıyla “yaptıklarınızın karşılığı verilecektir” manası idmac edilmiştir. Lâzım zikredilmiş, “yaptıklarınıza karşılık verir” manasındaki melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürseldir.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.