Âl-i İmrân Sûresi 152. Ayet

وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُوفَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ  ١٥٢

Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ elbette
2 صَدَقَكُمُ size doğruladı ص د ق
3 اللَّهُ Allah
4 وَعْدَهُ (yardım) va’dini و ع د
5 إِذْ sürece
6 تَحُسُّونَهُمْ onları öldürdüğünüz ح س س
7 بِإِذْنِهِ kendi izniyle ا ذ ن
8 حَتَّىٰ nihayet
9 إِذَا nezaman ki
10 فَشِلْتُمْ siz korktunuz ف ش ل
11 وَتَنَازَعْتُمْ ve (birbirinizle) çekiştiniz ن ز ع
12 فِي hakkında
13 الْأَمْرِ (verilen) emir ا م ر
14 وَعَصَيْتُمْ ve isyan ettiniz ع ص ي
15 مِنْ
16 بَعْدِ sonra ب ع د
17 مَا
18 أَرَاكُمْ size gösterdikten ر ا ي
19 مَا şey(galibiyet)i
20 تُحِبُّونَ sevdiğiniz ح ب ب
21 مِنْكُمْ sizden
22 مَنْ kiminiz
23 يُرِيدُ istiyordu ر و د
24 الدُّنْيَا dünyayı د ن و
25 وَمِنْكُمْ ve sizden
26 مَنْ kiminiz
27 يُرِيدُ istiyordu ر و د
28 الْاخِرَةَ ahireti ا خ ر
29 ثُمَّ sonra
30 صَرَفَكُمْ (Allah) geri çevirdi ص ر ف
31 عَنْهُمْ onlardan
32 لِيَبْتَلِيَكُمْ sizi denemek için ب ل و
33 وَلَقَدْ andolsun ki
34 عَفَا bağışladı ع ف و
35 عَنْكُمْ sizi
36 وَاللَّهُ Allah
37 ذُو sahibidir
38 فَضْلٍ lütuf ف ض ل
39 عَلَى karşı
40 الْمُؤْمِنِينَ mü’minlere ا م ن
 

وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ


Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

صَدَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.  وَعْدَهُٓ  ikinci mef’ûl bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اِذْ  zaman zarfı,  صَدَقَكُمُ  fiiline mütealliktir. تَحُسُّونَهُم  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

تَحُسُّونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِاِذْنِه۪  car mecruru  تَحُسُّونَهُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ 


Fiil cümlesidir. حَتّٰٓى  ibtidaiyyedir. اِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. فَشِلْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَشِلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. تَنَازَعْتُمْ  atıf harfi وَ  ’la  فَشِلْتُمْ  fiiline matuftur.  

تَنَازَعْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَمْرِ  car mecruru  تَنَازَعْتُمْ  fiiline mütealliktir.  عَصَيْتُمْ  atıf harfi وَ  ’la  فَشِلْتُمْ  ’e matuftur.  

عَصَيْتُم  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  مِنْ بَعْدِ  car mecruru  عَصَيْتُمْ  fiiline mütealliktir. مَٓا  ve masdar-ı müevvel muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.   

اَرٰي  fiili elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  اَرٰي  fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تُحِبُّونَ  ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.  

تُحِبُّونَ  fiili, نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.    

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette başlangıç edatı şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)      

Şayet  حَتّٰٓى  اِذَا  […e kadar] edatlarının müteallakı nerededir? dersen, şöyle derim: Burada müteallak mahzuf olup;  حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ مَنَعَكُمْ نَصْرَهُ  [Siz bozulunca size va’dettiği zaferi geri aldı.] şeklinde takdir edilebilir. Mana;  صَدَقَكُمُ اللَّهُ وَعْدَهُ اِلَى وَقْتِ فَشِلْكُمْ  [Siz bozuluncaya kadar Allah size verdiği sözde durdu.] şeklinde de olabilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl) 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَنَزَعْتُمْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi  نزع  ‘dir. 

Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile meful aynı işi yapmıştır. Müşareket bâbı olan müfaale babıyla bu bab arasındaki fark: Müfaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile meful arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefaul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen meful zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَرٰي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رأي ’dir. تُحِبُّونَۜ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حبب ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ

 

İsim cümlesidir. مِنْكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُر۪يدُ الدُّنْيَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.  

Fiil cümlesidir. يُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  الدُّنْيَا  mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَ  cümlesi atıf harfi  وَ ’ la makabline matuftur.  مِنْكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَ 'dir. Îrabtan mahalli yoktur.  

يُر۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.


ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.   

صَرَفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  عَنْهُمْ  car mecruru  صَرَفَكُمْ  fiiline mütealliktir.

لِ  harfi,  يَبْتَلِيَكُمْ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  صَرَفَكُمْ  fiiline mütealliktir.  

يَبْتَلِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَبْتَلِيَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  بلي ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

عَفَا  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  عَنْكُمْ  car mecruru  عَفَا  fiiline mütealliktir.

 

وَاللّٰهُ ذُوفَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. ذُو  harf ile îrab olan beş isimden biri olup, ref alameti و ’dır. Aynı zamanda muzâftır. فَضۡلٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru  فَضۡلٍ ’e müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

عَلَى  harf-i ceri mecruruna istila, rağmen, karşı, hal gibi manalar kazandırabilir. Buradaki  عَلَى  harf-i ceri istila manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 

وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap olan  صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

وَعْدَ  bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Müsnedün ileyhin lafza-i celâlle marife olması telezzüz ve teberrük içindir. 

Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle  اللّٰهُ  isminin zikri tecrîd sanatıdır.

اِذْ  zaman zarfı,  صَدَقَكُمُ  fiile mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam  تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ  cümlesi,  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir. 

صَدَقَكُمُ  fiiline müteallik olan  بِاِذْنِه۪  ve  وَعْدَهُٓ  izafetlerinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اِذْنِ  ve وَعْدَ  şeref kazanmıştır. Bu cümle 151. ayetteki  سَنُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ  cümlesine atfolunmuştur. Bu başlarına gelenler için bir teselli, Allah’ın müminler üzerindeki ihsanının devamı ve müşriklerin kalplerine korku salacaklarına dair vaadinin doğru olduğuna bir işarettir. 

Burada zikredilen  الحِسَّ [kırıp geçirmek] fiili Allah’ın onlara verdiği zafer vaadinin gerçekleşmesidir. Çünkü  اِذْ  edatı mazi için kullanılır. Burada kendisinden sonra muzari gelmesi teceddüt içindir. Yani mazideki kırıp geçirmenin teceddüdünü hikaye etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Leys, buradaki  الْحِسُّ  kelimesinin “geniş çaplı bir öldürme” anlamına geldiğini; binaenaleyh buradaki  تَحُسُّونَهُمْ  tabirinin manasının, “Sizler onları çokça öldürüyordunuz.”  şeklinde olduğunu söylemiştir. Ebu Ubeyd, Zeccâc ve İbni Kuteybe de şöyle demektedir: الْحِسُّ  kelimesi, öldürerek köklerini kazımak manasına gelir. Nitekim, soğuk kendilerini öldürdüğü zaman جَرَادٌ مَحْسُوسٌ (ölmüş çekirgeler) denir. Her şeyi kasıp kavurduğu zaman سَنِةٌ حَسُوسُ (kırıp geçiren kıtlık…) denir. Buna göre  تَحُسُّونَهُمْ  tabirinin manası, “Öldürerek onların kökünü kazıyordunuz.” şeklinde olur. İştikak alimleri, bir kimse birisini öldürdüğünde, bunu ifade için  حَسَّهُ  lafzının kullanıldığını söylemişlerdir. Çünkü o kimse, öldürmek suretiyle maktulü hissiz ve duyarsız bir hale getirmiştir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

حُسّ  fiili kudret, fikir ve ruhi bakımdan kuşatmak ve üstün gelmek olarak tarif edilmiştir.(Mustafavî, Et-Tahkik) 

Manevi açıdan bir otorite sağlamak demektir. Bu farklı manalar farklı kullanım yerleri dolayısıyladır. Şuur ve fehim ile, zan ve ilimle, nüfuz, kudret ve otorite yönüyle ya da kuvve ve beş duyu yönüyle olabilir. 


حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. حَتّٰٓى  ibtidâ harfi, اِذَا  şart manalı zaman zarfıdır. اِذَا  ’nın muzâfun ileyhi konumundaki cümle şart üslubunda gelmiştir. Şart cümlesi olan  فَشِلْتُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اِذَا ’nın  اِذ  manasında olması da caizdir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih  Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)

فَشِلْ ;  “başarısızlığa uğradı” demektir..  

Şartın, takdiri;  منعكم نصره  [Sizin ona yardımınıza engel oldu.] olan cevap cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu takdire göre mezkür şart ve mahzuf cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ  cümlesi, şart cümlesine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir.Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

فِي الْاَمْرِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla الْاَمْرِ  [iş], içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü iş, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir.

فِي الْاَمْرِ  sözündeki tarif, muzâfun ileyhten bedeldir. Yani  فِي اَمْرِكُمْ  veya  شَاْنِكُمْ  demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ  cümlesi makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede ilk  مَٓا  masdariyedir. Mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelam  اَرٰيكُمْ  cümlesi, masdar teviliyle  مِنْ بَعْدِ  ‘nin muzâfun ileyhidir. 

İkinci  مَٓا  ism-i mevsûldür. Sılası olan  تُحِبُّونَۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtdaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

مَا تُحِبُّونَۜ  ifadesi; savaş ganimeti manasında kinayedir. 

مَٓا  ‘lar arasında reddü’l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

فَشِلْتُمْ - تَنَازَعْتُمْ - عَصَيْتُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

حَتّٰٓى  harfi intiha ve gaye içindir. Kendisinden sonraki cümlenin muhtevası kendinden önceki cümlenin muhtevasının gayesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Hak Teâlâ’nın, حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ [Siz gevşeklik gösterdiniz.] ifadesi, zahirine göre şart cümlesi gibidir. Bunun mutlaka bir cevabı olması gerekir. Alimler bu konuda şu iki yolu izlemişlerdir:

Birinci yol: Bu ifade, bir şart cümlesi değildir. Aksine وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ حَتَّى اِذَا فَشِلْتُمْ  buyruğunun manası, “Sizden bir gevşeklik ve emir konusunda bir münakaşa sadır oluncaya kadar, muhakkak ki Allah size yardım etmişti.” şeklindedir. Çünkü Cenab-ı Hakk, onların muttaki olmaları ve tâatlara sabretmeleri şartıyla onlara yardım edeceğini va’detmişti. Binaenaleyh onlar korkup, yılgınlık gösterip ve de isyan edince Allah'ın yardımı sona erdi. Bu görüşe göre  حَتَِّى  lafzı, اِلَى (...caya kadar) manasında olmak üzere bir gaye ifade eder. Binaenaleyh ayetteki, حَتَّى إِذاَ  terkibinin manası, اِلَى اَنْ (...caya kadar) veya  اِلَى حِينَ (yılgınlık gösterdiğiniz zamana, vakte kadar...) şeklinde olur.

İkinci yol: Cenab-ı Hakk’ın, حَتَّى اِذَا فَشِلْتُمْ  buyruğunun bir şart cümlesi olmaya elverişli olmasıdır. Bu görüşe göre alimler, bu şartın cevabı hususunda ihtilaf edip şu izahları yapmışlardır:   Basralıların görüşü olup buna göre buradaki şartın cevabı mahzuftur. Bu kelamın takdiri ise “Derken siz gevşeklik gösterip Allah sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra isyan ederek emir hususunda çekişince Allah sizden yardımını çekti…” şeklinde olur. Hakk Teâlâ’nın, لَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ “Celalim hakkı için Allah size olan vaadini yerine getirmişti.” buyruğunun manası, böyle bir cevabın takdir edileceğine delalet ettiği için bu cevabın hazfi güzel ve yerinde olmuştur. 

Diğer görüşe göre ayetin takdiri şöyle olabilir: “(Allah) size sevmekte olduğunuz zaferi gösterdikten sonra siz gevşeklik gösterip isyan edip emir (işlerin idaresi) hususunda çekişerek iki kısma ayrıldınız: Kiminiz dünyayı, kiminiz de ahireti istiyordu.” Binaenaleyh bu şartın cevabı, “iki kısma ayrıldınız…” ifadesidir. Fakat, ayetteki “İçinizden kimi dünyayı istiyor kimi de ahireti diliyordu.” sözü, aynı faydayı sağlayıp aynı manayı ifade ettiği için bu cevap sözde hazf edilmiştir. Çünkü  مِنْ  edatı tebîz (kısmîlik) ifade eder ki bu da böyle bir bölünmeyi gösterir. 

Allahu Teâlâ, فَشِلْ  yani “gevşeklik gösterme”yi niçin “çekişme ve isyan etme”den önce zikretmiştir?

Cevap: Okçular, kâfirlerin bozguna uğradığını görüp ganimet elde etme sevdasına düşünce bu arzu yüzünden gönüllerinde orada durma hususunda bir gevşeme meydana geldi. Sonra kendi kendilerine (vicdanlarında), ganimet elde etmek için gidip gitmeme konusunda  bir çekişme içine düştüler. Daha sonra da ganimet elde etmekle meşgul oldular.

O yerden ayrılmak suretiyle işlenen bu isyan, onlardan sadece bir kısmına ait iken, niçin ayetteki itâb (kınama), umuma yöneltilmiştir?

Cevap: Bu (isyan ettiniz) hitabı, her ne kadar umumi ise de, kendisinden sonra onu tahsis eden (sınırlayan) bir ifade gelmiştir. Bu da “İçinizden kimi dünyayı istiyor, içinizden kimi de ahireti diliyordu.” sözüdür.

Ayetteki, “arzu ettiğiniz (zafer)i de size gösterdikten sonra…” ifadesinin manası nedir?

Cevap: Bunun maksadı, isyanın büyüklüğüne dikkat çekmektir. Çünkü Allahu Teâlâ’nın, vaadini gerçekleştirmek suretiyle kendilerine ikram ettiğini müşahede ettiklerinde, onlara böyle bir isyandan kaçınmak gerekirdi. Onlar, böyle bir günaha cesaret edip bunu işleyince Hakk Teâlâ bu ikramını onlardan geri çekmiş ve onlara isyanlarının cezasını tattırmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اِذَا  [ne zaman ki] şartının cevabı mahzuftur. Yani siz korkup zafiyet gösterince Peygamberin verdiği emir hakkında çekişip isyan edince Allah yardımını sizden çekti. Bir görüşe göre anılan şartın gizli cevabı “O zaman iki kısma ayrıldınız.” cümlesidir. Nitekim ayetin bundan sonraki bölümü de bunu bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

 مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ

 

Beyanî istînaf veya itiraziyye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.

مِنْكُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ , muahhar mübtedadır.

Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  ‘in sılası  يُر۪يدُ الدُّنْيَا  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Aynı üsluptaki  وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَ  cümlesi, tezat nedeniyle makabline atfedilmiştir.

مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا  cümlesiyle  وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَ  cümlesi arasında mukabele sanatı,  الدُّنْيَا - الْاٰخِرَةَۚ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

مِنْكُمْ ’de tecrîd sanatı vardır.

ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ


Tertip ve terahî ifade eden  ثُمَّ  atıf harfiyle mukadder şartın cevabına atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَبْتَلِيَكُمْ  cümlesi, mecrur mahalde olup  صَرَفَكُمْ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ 


وَ , istînafiyyedir.  لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap olan  عَفَا عَنْكُم  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

مِنْكُمْ - مَنْ - يُر۪يدُ - لَقَدْ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.


وَاللّٰهُ ذُوفَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ 

 

Ta’lil manasındaki cümlede وَ , istînâfiyedir.

Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  اللّٰهُ  mübteda,  ذُوفَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ  haberdir.

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, zamir makamında hükmün illetini bildirmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsned olan  ذُوفَضْلٍ  in izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında müsnedün ileyhe tazim ifade eder. Çünkü müsned tazim anlamındaki kelimeye muzâf olmakla müsnedün ileyhin de tazimine işaret etmiştir.

فَضْلٍ  ’deki nekrelik tazim, kesret ve nev içindir.

Ayetin son cümlesinde  عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ  ifadesinde muhataptan gaibe iltifat sanatı vardır. 

Ayetin son cümlesi mesel tarikinde tezyil olarak ıtnâb sanatıdır. 

Bir fikri pekiştirmek ve daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla bir ifadenin arkasından söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan ek bir ifadenin getirilmesi şeklinde gerçekleşen bir ıtnâb üslûbudur. (TDV İsmail Durmuş)

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Önceki cümleyi tekit için gelmiş tezyil cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Bu cümle, mâkablini açıklar mâhiyette bir zeyl gibidir ve bir de şu hakikati bildirmektedir:

Bu İlâhî af, Allah'ın bir lütfu ve ihsanı olarak gerçekleşmiştir; yoksa Allah bunu yapmak zorunda değildi. Mü'minlere lûtf ve ihsanda bulunmak Allahü teâlâ'nın yüce şânındandır. Olaylar görünürde mü'minlerin lehinde de olsa, aleyhinde de olsa, her halü kârda Allahü teâlâ, mü'minlere lütûfkârdır. Zira mü'minleri denemek de bir İlâhî rahmettir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s - Selîm) 

عليهم  yerine açık isim olarak  عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ  kullanılması da müminleri şereflendirmek ve bu lütfun sebebinin iman olduğunu göstermek içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Cümlesinde  مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا [dünyayı  isteyenler] cümlesi  مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَ [ahireti isteyen] kimselerin önünde zikredilmiştir. Çünkü burada dünyayı ahirete tercih edenlerin daha yaygın ve fazla olduğuna dair bir vurgu yapılmıştır. (Ömer Yılmaz, Zerkeşî’nin El-Burhân Fî Ulûmi’l-Kur’ân Adlı Eserinin Belâgat İlmi Açısından Değerlendirilmesi)

Ayet-i kerimedeki sitem, yerini terk eden kimseler içindir. Sebat gösteren kimseler için değildir. Çünkü yerinde sebat eden, Allah'ın mükâfatına erişmiştir. Bu da şuna benzemektedir. Herhangi bir topluma genel bir ceza isabet edecek olursa, salih kimseler ve çocuklar da helâk olurlar Fakat onların başına gelen bu musibet onlar için bir ceza olmaz aksine bu, onların mükâfat kazanmalarına sebeptir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)