En'âm Sûresi 19. Ayet

قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ  ١٩

De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 أَيُّ hangi
3 شَيْءٍ şey ش ي ا
4 أَكْبَرُ daha büyüktür ك ب ر
5 شَهَادَةً şahidlik bakımından ش ه د
6 قُلِ de ki ق و ل
7 اللَّهُ Allah
8 شَهِيدٌ şahiddir ش ه د
9 بَيْنِي benimle ب ي ن
10 وَبَيْنَكُمْ sizin aranızda ب ي ن
11 وَأُوحِيَ ve vahyolundu و ح ي
12 إِلَيَّ bana
13 هَٰذَا bu
14 الْقُرْانُ Kur’an ق ر ا
15 لِأُنْذِرَكُمْ sizi uyarayım ن ذ ر
16 بِهِ onunla
17 وَمَنْ ve herkesi
18 بَلَغَ ulaştığı ب ل غ
19 أَئِنَّكُمْ siz
20 لَتَشْهَدُونَ şahidlik ediyor musunuz? ش ه د
21 أَنَّ gerçekten
22 مَعَ ile beraber
23 اللَّهِ Allah
24 الِهَةً ilahlar olduğuna ا ل ه
25 أُخْرَىٰ başka ا خ ر
26 قُلْ de ki ق و ل
27 لَا
28 أَشْهَدُ ben şahidlik etmem ش ه د
29 قُلْ de ki ق و ل
30 إِنَّمَا ancak
31 هُوَ O
32 إِلَٰهٌ İlahtır ا ل ه
33 وَاحِدٌ tek bir و ح د
34 وَإِنَّنِي şüphesiz ben
35 بَرِيءٌ uzağım ب ر ا
36 مِمَّا şeylerden
37 تُشْرِكُونَ sizin ortak koştuğunuz ش ر ك
 

İlk cümlenin harfî tercümesi “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” şeklindedir. Ancak biz, Zemahşerî’nin getirdiği yorumu (II, 7) esas alarak anlamayı kolaylaştırmak için söz konusu cümleyi “Hangi şahidin şahitliği daha güvenilirdir?” şeklinde çevirmeyi uygun bulduk. Bundan önceki âyetlerde ağırlıklı olarak Allah Teâlâ’nın zât ve sıfatlarıyla ilgili deliller üzerinde durulmuştu. Bu âyette ise Hz. Muhammed’in risâletinin ispatına geçilerek bu hususta en büyük şahidin kim olduğu sorusuna –cevabın açıklığından dolayı– hemen “Benimle sizin aranızda Allah şahittir” cevabı verilmiştir. Vâhidî’nin, bu âyetin inmesine sebep olduğunu kaydettiği bir rivayete göre (Esbâbü’n-nüzûl, s. 160; el-Vecîz, I, 347) Mekke ileri gelenleri Resûlullah’a hitaben “Ey Muhammed, söylediklerinle ilgili olarak hiç kimsenin seni tasdik ettiğini görmedik. Hatta yahudilere ve hıristiyanlara sorduk; onlar, senin ismin veya niteliklerinle ilgili olarak kendi kitaplarında ve dinlerinde herhangi bir bilgi olmadığını söylüyorlar. Bize, senin Allah’ın elçisi olduğuna şahitlik edecek birini göster” demişler; bunun üzerine yukarıdaki âyet nâzil olmuştur. 

“Bu Kur’an bana, hem sizi hem de ulaştığı herkesi onunla uyarmam için vahyedildi” meâlindeki ifade, Hz. Peygamber’in ve Kur’ân-ı Kerîm’in bütün insanlığa gönderildiğini, dolayısıyla İslâm’ın evrensel bir din olduğunu göstermektedir. Bu âyet, insanları hem Allah’ın birliğine hem de Hz. Muhammed’in peygamberliğine şehadet etmeye çağırdığından, kelime-i şehâdeti anlam olarak ihtiva etmektedir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 385-386    

 

قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ 

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةً ’dir.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَيُّ  istifham ismi olup mübteda olarak mahallen merfûdur.  شَيْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَكْبَرُ  haber olup damme ile merfûdur.  شَهَادَةً  temyiz olup fetha ile mansubdur. 

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَكْبَرُ  kelimesi ism-i tafdildir.İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ


Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ’dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. شَه۪يدٌ  haber olup damme ile merfûdur.  بَيْن۪ي  mekân zarfı, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri  ى  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  بَيْنَكُمْ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُو۫حِيَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  اِلَيَّ  car mecruru  اُو۫حِيَ  fiiline mütealliktir. İsaret ismi  هٰذَا  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الْقُرْاٰنُ  kelimesi  ذَا ’dan bedel veya onun atf-ı beyanı olup damme ile merfûdur.

لِ  harfi,  اُنْذِرَكُمْ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  اُو۫حِيَ  fiiline mütealliktir.

اُنْذِرَكُمْ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  بِه۪  car mecruru  اُنْذِرَكُمْ  fiiline mütealliktir. 

مَنْ  müşterek ism-i mevsûl atıf harfi وَ  ile   اُنْذِرَكُمْ ’deki hitap zamirine matuf olup, mahallen  mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  بَلَغَ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamiri mahzuftur. Takdiri, بلغه القرآن  şeklindedir.

بَلَغَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Yani Kur’an’dır. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُو۫حِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  وحي’dir. 

اُنْذِرَكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نذر ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

 اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ

 

İsim cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كُمْ  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.

تَشْهَدُونَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

تَشْهَدُونَ  fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel amili  تَشْهَدُونَ  ‘nün mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

مَعَ  mekân zarfı  اَنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  اٰلِهَةً  kelimesi  اَنَّ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. اُخْرٰى kelimesi  اٰلِهَةً ’in sıfatı olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ

 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  لَٓا اَشْهَدُ ’dur.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اَشْهَدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir  انا ’dir.

قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ ’dur.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّمَا  kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki  مَا harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ’nin ameli ise engellenmiştir, yani mekfûfedir.

Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلٰهٌ  haber olup damme ile merfûdur. وَاحِدٌ  kelimesi  اِلٰهٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

وَ  atıf harfidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ن۪  vikayedir. ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. بَر۪ٓيءٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

مَا  müşterek ism-i mevsûlu  مِنْ  harf-i ceriyle  بَر۪ٓيءٌ ’e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تُشْرِكُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

تُشْرِكُونَ  fiili,  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org 

تُشْرِكُونَۢ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  شرك ‘dir.

İf’al babı fiile, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

قُلْ اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

Hz. Peygamberden şahit isteyenleri red için sevk olunmuş müstenefe cümlesidir. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’an) 

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَيُّ شَيْءٍ اَكْبَرُ شَهَادَةًۜ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda olmasına rağmen cümle vaz edildiği soru anlamından çıkarak kınama ve takrir anlamı kazandığı için mecazı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede mütekellim Allah Teâlâ olduğu için tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesinde  شَيْءٍ ‘e muzaf olan istifham ismi  اَيُّ , mübteda, اَكْبَرُ  haberdir.  شَهَادَةًۜ , temyizdir.

Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.

اَكْبَرُ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

شَيْءٍ ‘deki nekrelik, cins ifade eder.

Burada أكْبَرُ  kelimesi  أقْوى  manasındadır. Şehadetin cinsini ifade etmek için daha uygundur. Bu; kelimenin delalet ettiği şey yerine kullanılmasıdır. Burada zatın büyüklüğü, mananın büyüklüğü için kullanılmıştır.  شَهادَةً  kelimesi büyüklüğün bir şeye nispeti için temyiz olarak gelmiştir. Yani bu temyizle tasdik edilen şey şehadettir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


قُلِ اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Soruyu açıklama sadedindedir.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلِ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اللّٰهُ شَه۪يدٌ بَيْن۪ي وَبَيْنَكُمْ  cümlesi sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قُلِ  emri, konunun önemini vurgulamak için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan  اللّٰهُ  lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz ve teberrük içindir.

Müsned olan  شَه۪يدٌ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

بَيْن۪ي  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi )

قُلِ  [de ki] emirlerinin gösterdiği üzere zorlayıcı bir hak ortaya koyma, bir özel yaratılış olarak Allah Teala’nın gözle görünür bir emri ve şahitliğidir. Hz. Muhammed’e (s.a.v) ait peygamberlik de her şeyden önce Allah Teâlâ’nın kendi zatındaki ilmi ve Hz. Muhammed’in (s.a.v) kalbindeki şahitliği ile sabittir. Hz. Muhammed’in (s.a.v) Allah’ın Resulü olduğunu ve bu davada doğru kişi olduğunu henüz hiç kimse bilmez, hiç kimse şahitlik etmezse de Allah şahittir. Onu, Muhammedî kalpteki şahitliğiyle ispat eden Allah, dilerse bütün içlerde ve dışlarda da kendisine şahitlik ettiği sayısız ve hesapsız şahitler yaratarak ispat eder ve nitekim etmiştir. İyi bilmek gerekir ki peygamberlik vahyi sadece bir ilham almak değil, ilâhî zorlama ile bir ilâhî şahitliği almak ve aldığını kesin zorlama ile gözle görürcesine bilmektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Bu ayetten muradın, Allah’ın şehadetinin, Hz. Muhammed’in (s.a.v) nübüvvetinin kesin ve sabit olduğu hususunda bulunması mümkün olacağı gibi bu şehadetin Allah’ın birliğinin kesin ve sübut bulmuş olduğu hususunda olması da mümkündür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


وَاُو۫حِيَ اِلَيَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

اُو۫حِيَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naibu fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin  bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

هٰذَا  naib-i fail, الْقُرْاٰنُ , ism-i işaretten bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müsnedün ileyhin, هٰذَا  ile işaret edilmesi tazim içindir. 

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِاُنْذِرَكُمْ بِه۪ وَمَنْ بَلَغَۜ  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte  اُو۫حِيَ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لِاُنْذِرَكُمْ  fiilindeki  كُمْ  zamirine matuf olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  ‘in sılası olan  بَلَغَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sıla cümlesinde ait zamir mahzuftur.

الْقُرْاٰنُ - اُو۫حِيَ  ve  اللّٰهِ - اٰلِهَةً  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وأُوحِيَ إلَيَّ هَذا القُرْآنُ  şeklindeki atıf, hususinin umuma atfı babındadır. Vahyedenin Allah olduğu bilindiği için fail hazfedilmiş ve fiil meçhul olarak gelmiştir. هَذا  ile Kur’an’a işaret edilmiştir. Bu mana mütekellimin ve bu vahyi işitenin zihninde hazırdır. Burada Kur’an’ın müjdeleyici olduğu zikredilmemiş, uyarıcı olduğunun zikriyle yetinilmiştir. Çünkü muhataplar mütekebbirdir. Burada Kur’an’ın müjdeleyici olduğunun zikri münasip değildir. Dolayısıyla Kur’an’ın gayesi onları uyarmaktır. Bunun için  لِأُنْذِرَكم بِهِ  buyurularak fiille birlikte onlara ait zamir de özellikle zikredilmiştir. Her ne kadar bu ibarenin atfedildiği kişiler hem müjdelenen hem de uyarılan kişiler olsa da  لِأُنْذِرَ بِهِ  buyurulmamıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَمَنْ بَلَغَ  ifadesi  كُمْ  zamiri üzerine atfedilmiştir. Yani “Bu Kur’an ile hem sizi hem de Arabı ve Acemi, Kur’an’ın kendisine ulaştığı herkesi inzar ederim.” demektir. Denildi ki bu, “Cinlerden ve insanlardan, kendisine Kur’an erişen herkesi...” veya “Kıyamete kadar kendisine Kur’an erişen herkesi...” manasındadır. Said İbn-i Cübeyr’in, bunu “Kur’an’ın eriştiği herkes” manasında aldığı rivayet edilmiştir. Buna göre Kur’an kendisine ulaşan her kişi sanki Hz. Peygamberi (s.a.v) görmüş gibi olur. Bu izaha göre ayette bir hazif bulunup, takdiri de  وَاُوحِىَ اِلَیَّ هٰذَا الْقُرْاٰنُ لِاُنْذِرَكُمْ بِهٖ وَمَنْ بَلَغَهُ هٰذَا الْقُرْاٰنُ (Bu Kur’an bana, kendisi ile sizi ve kendisine Kur’an’ın ulaştığı herkesi inzar edeyim diye vahyolundu.) şeklindedir. Fakat sözden anlaşıldığı için bu hazfedilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. إنّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda gelmiş olsa da gerçek manada soru olmayıp tevbih ve azarlama manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Hemze inkârî istifham harfidir. Soru mütekellimin bilmediği veya cevap istediği bir konu olmadığı için cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَتَشْهَدُونَ اَنَّ مَعَ اللّٰهِ اٰلِهَةً اُخْرٰىۜ  cümlesi  إِنًّ ’nin haberidir. Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. 

Masdar ve tekit harfi  اَنَّ  ve akabindeki cümlesi, masdar teviliyle  لَتَشْهَدُونَ  fiilinin iki mef’ûlü  yerindedir. Masdar-ı müevvel olan cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مَعَ اللّٰهِ  mekan zarfı,  اَنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  اٰلِهَةً , muahhar ismidir. 

اُخْرٰى  kelimesi  اٰلِهَةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Ayette lafza-ı celâlin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اٰلِهَةً ‘deki nekrelik cins ve tahkir ifade eder.

قُلْ لَٓا اَشْهَدُۚ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَٓا اَشْهَدُ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

شَهَادَةًۜ - شَه۪يدٌ - لَتَشْهَدُونَ - اَشْهَدُۚ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَٓا اَشْهَدُۚ - لَتَشْهَدُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.


قُلْ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلِ  emri, konunun önemini vurgulamak için ayette 4 kez tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavl olan  اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle  اِنَّمَا  kasr edatıyla tekid edilmiştir. 

Kasr mübteda ve haber arasındadır. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfattır. 

وَاحِدٌ  kelimesi,  اِلٰهٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِلٰهٌ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِنَّمَا  ile yapılan kasrlarda muhatap, konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Ancak bunun aksi durumlarda da  اِنَّمَا  ile kasrın yapıldığı görülmektedir. Yani, muhatabın inkâr ettiği durumlarda, inkâr etmiyormuş menzilesine konarak  اِنَّمَا  ile kasr yapılır. Böylece tariz yoluyla başka bir maksat için gelmiş olur. (Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi Fatma Serap Karamollaoğlu)

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)


 وَاِنَّن۪ي بَر۪ٓيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَۢ

 

Ayetin son cümlesi makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Mahallen mansub olan mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi,  بَر۪ٓيءٌ  ise  اِنَّ ’nin haberidir. 

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlü,  مِنْ  harfiyle birlikte   بَر۪ٓيءٌ ‘e mütealliktir. Sılası olan  تُشْرِكُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Buradaki  مَّا ‘ nın masdariyye olması da caizdir. Yani  مِن إشْراكِكم (şirk koştuklarınızdan) demektir. Ancak mevsûl manası daha açıktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)