En'âm Sûresi 18. Ayet

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ  ١٨

O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَهُوَ ve O
2 الْقَاهِرُ tam hakimdir ق ه ر
3 فَوْقَ üstünde ف و ق
4 عِبَادِهِ kullarının ع ب د
5 وَهُوَ ve O
6 الْحَكِيمُ herşeyi yerli yerince yapan ح ك م
7 الْخَبِيرُ haber alandır خ ب ر
 

Hayır ve şerrin Allah’tan olduğu şeklindeki Ehl-i sünnet itikadını destekleyen bu âyetlere göre hastalık, yoksulluk gibi insanlara elem veren ve istenmeyen durumlar da sağlık ve zenginlik gibi arzu edilen durumlar da Allah’ın kudret elinde olup Allah bir kimseye bunlardan birini veya ötekini takdir ederse bunu önleyecek, takdire karşı koyabilecek hiçbir güç yoktur. Allah’tan gelebilecek zararı da faydayı da ancak dilerse yine kendisi önler. İnsanlar ne dilerse dilesin, sonunda yine O’nun dilediği olur. O’nun her şeye gücü yeter ve O kulları üzerinde tam bir hâkimiyete, karşı konulamaz bir kudrete sahiptir. Ayrıca O, tam bir hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olduğu için kimlerin fayda veya zarara müstahak olduğunu bilir; herkesin her halinden haberi olur ve hakîm olmasının bir sonucu olarak herkese, haline münasip ne ise onu verir, dolayısıyla hiç kimseye haksızlık etmez.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 384-385

 

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. الْقَاهِرُ haber olup damme ile merfûdur.  

فَوْقَ  mekân zarfı  الْقَاهِرُ ’ye mütealliktir. عِبَادِهِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الْقَاهِرُ  kelimesi sülâsi mücerredi قهر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  الْحَكِيمُ  haber olup damme ile merfûdur.  الْخَبِيرُ  ikinci haber olup damme ile merfûdur. 

الْحَكِيمُ - الْخَبِيرُ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsned ve müsnedin ileyhin marife gelmesi kasr ifade eder. Sadece kahhar olan O’dur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Haberin  الْ  takısıyla marife olması kasr ifadesinin yanında bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir. O, kahhar olmaya tahsis edilmiştir. هُوَ  mevsûf/maksûr, الْقَاهِرُ  sıfat/ maksûrun aleyh olur. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

قَاهِرُ ; hem galip gelme hem de boyun eğdirmek demektir. İsm-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.  

فَوْقَ  mekan zarfı, الْقَاهِرُ ‘ya mütealliktir

Veciz ifade kastına matuf  عِبَادِه۪ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması عِبَاد ‘ye şeref kazandırmıştır. 

فَوْقَ عِبَادِه۪ۜ  izafetinde istiare vardır. فَوْقَ  kelimesinin anlamı yeryüzünde görünür şekilde yüksekte olmaktır. Allah’ın yüceliğinin ve gücünün görünür şekilde olduğu hakkında istiare olmuştur.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَوْقَ  zarfı القاهِرُ  kelimesine mütealliktir. Burada müstear olarak gelmiştir. Kahredenin hali; mağlubu yukarıdan alıp da çare bulamayan ve hareket edemeyen zalime benzetilmiştir. Eşsiz bir temsildir. Araf/127 de  وإنّا فَوْقَهم قاهِرُونَ  şeklindeki Firavun’un sözü de bunun gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

الْقَاهِرُ lafzı kudret ve kuvvetin tam ve mükemmel olduğunu, örtülü bir şekilde ifade etmektedir. Bu lafızdan sonra gelen lafız da Allah'ın  عِبَادِهِ (kullarının) lafzıdır. İşte bu lafız da başkasının mülkü olmayı ve kudreti altında bulunmayı örtülü bir şekilde ifade eder. Binaenaleyh, ayette bahsedilen "üstünde bulunma" ifadesini, cihet bakımından olan, üstünde bulunmaya değil de kudret bakımından üstünde bulunma manasına hamletmek gerekir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)

فَوْقَ عِبَادِهِ  "kullarının üstünde.." lafzı, bu kahr ve kuvvetin herkes hakkında umum ifade ettiğine delalet etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kemâl sıfatları, kudret ve ilme tahsis edilmiştir. Kemâl ifade eden sıfatların hakikatinin kudret ve ilim sıfatları olduğu sabittir. Buna göre, ayetteki, "O, Kulların üstünde kahirdir" ifadesi, Allah'ın kudretinin kemâline; "...ve O, Hakîmdir, Habîrdir" ifadesi de, Allah'ın ilminin kemâline işarettir.  هُوَ الْقَاهِرُ  ifadesi "hasr" ifade eder ve manası da şu şekildedir: "Kudretin ve ilmin kemâliyle mevsuf olan, ancak Hak Subhanehu ve Teâlâ'dır." Buna göre, O'ndan başka kâmil varlık yoktur ve O'nun dışındaki her şey eksiktir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Akıllı olarak yaratılanlara  العِبادُ  denir. Dolayısıyla hayvanlar için  عِبادُ اللَّهِ  denmez. Aslında  العِبادُ  kelimesi  عَبْدٍ  kelimesinin çoğuludur ve kullanım mahlukata mahsustur.  العَبِيدَ  kelimesi ise yine  عَبْدٍ kelimesinin çoğuludur ama memluk(sahip olunan, köle) manasına tahsis edilmiştir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

وَهُوَ الْحَك۪يمُ الْخَب۪يرُ  

Cümle, makabline وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin  الْ  takısıyla marife gelmesi, haberin biliniyor olduğunu belirtmesi yanında, bu iki vasfın Allah Teâlâda kemâl derecede olduğunu da ifade eder.

Haber olan iki vasfın aralarında  وَ  olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder.

الْحَك۪يمُ - الْخَب۪يرُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

الْحَك۪يمُ - الْخَب۪يرُ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbı olan, sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Mübalağalı ism-i fail kalıbı, bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

الخَبِيرُ  kelimesi bilmek manasındaki müteaddi olan  خَبَرَ  fiilinden mübalağalı ism-i faildir. 

Bildiği ve denediği zaman, bu konuyu bildi manasında خَبَرَ الأمْرَ denir. Ona  الخَبَرِ  kelimesinden müştak denmesi, bir şey biliniyorsa ondan bahsetmek mümkün olduğu içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)