وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْراًۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ ٣٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقِيلَ | ve dendi ki |
|
| 2 | لِلَّذِينَ | kimselere |
|
| 3 | اتَّقَوْا | korunan(lara) |
|
| 4 | مَاذَا | ne? |
|
| 5 | أَنْزَلَ | indirdi |
|
| 6 | رَبُّكُمْ | Rabbiniz |
|
| 7 | قَالُوا | dediler |
|
| 8 | خَيْرًا | hayr |
|
| 9 | لِلَّذِينَ | kimseler için vardır |
|
| 10 | أَحْسَنُوا | güzel iş yapan(lara) |
|
| 11 | فِي |
|
|
| 12 | هَٰذِهِ | bu |
|
| 13 | الدُّنْيَا | dünyada |
|
| 14 | حَسَنَةٌ | güzellik |
|
| 15 | وَلَدَارُ | ve yurdu ise |
|
| 16 | الْاخِرَةِ | ahiret |
|
| 17 | خَيْرٌ | daha hayırlıdır |
|
| 18 | وَلَنِعْمَ | ve ne güzeldir |
|
| 19 | دَارُ | yurdu |
|
| 20 | الْمُتَّقِينَ | korunanların |
|
وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ق۪يلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. اَلَّذِينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle ق۪يلَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اتَّقَوْا ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اتَّقَوْا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَاذَٓا اَنْزَلَ cümlesi, ق۪يلَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, مَاذَٓا اَنْزَلَ ‘dir.
مَا istifhâm harfi mübteda olarak mahallen merfûdur. ذَٓا ism-i mevsûlu mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlu sılası اَنْزَلَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اَنْزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. رَبُّكُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّقَوْا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) اَنْزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
قَالُوا خَيْراًۜ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, خَيْراً ‘dir. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. خَيْراً mahzuf fiilin mef’ûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri; أنزل خيرا (İyilik indirdi) şeklindedir.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
خَيْراً ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur'an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ
İsim cümlesidir. اَلَّذِينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle mahzuf mukaddem habere mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَحْسَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
اَحْسَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي هٰذِهِ car mecruru اَحْسَنُوا fiiline mütealliktir. الدُّنْيَا işaret isminden bedel olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.
حَسَنَةٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحْسَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حسن ‘dir.
الدُّنْيَا ; sıfat- müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَ ibtidaiyyedir. Tekid ifade eder. الدَّارُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْاٰخِرَةُ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. خَيْرٌ haber olup damme ile merfûdur.
وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَ ibtidâiyyedir. Tekid ifade ifade eder. نِعْمَ camid fiil olup medih fiillerindendir. دَارُ kelimesi نِعْمَ ’nin faili olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمُتَّق۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. نِعْمَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri; دار الآخرة şeklindedir.
Bu fiil medih fiilidir ve çekimi yoktur. Methedilen cinsi ifade eden bir faili ref eder, arkasından mahsusu denilen başka bir merfû kelime gelir. Bu da haberi mahzuf bir mübteda veya mübtedası mahzuf bir haberdir. Burada olduğu gibi mahsusa delalet eden bir kelime geçtiyse artık bir daha zikredilmez. ولَدارُ الآخِرَةِ sözü mahsusa delalet eder, mana ولَنِعْمَ دارُ المُتَّقِينَ دارُ الآخِرَةِ (müttakilerin yeri olan ahiret yurdu ne güzeldir) şeklindedir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الْمُتَّق۪ينَ , sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
ق۪يلَ fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl, ق۪يلَ fiiline mütealliktir. Sılası olan اتَّقَوْا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الَّذٖينَ ile bahsi geçen kimseleri tazim murad edilmiştir.
ق۪يلَ fiilinin mekulü’l-kavli olan مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda olmasına rağmen cümle, soru anlamında değildir. Vaz edildiği anlamdan çıkarak uyarı, örnek verme ve korkutma anlamına gelmesi nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Allah Teâlâ’nın soru sorup cevap beklemesi muhal olduğundan istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesinde tecrîd sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf رَبُّكُمْ izafetinde Rab ismine muzaf olan كُمْ zamirinin aid olduğu kişiler tazim edilmiştir.
Bu ayetteki muttakilerle ilgili soru cevapla, 24. ayetteki müşriklerle ilgili soru cevap arasında mukabele vardır.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen اتَّقَوْا lafzında irsâd sanatı vardır.
Kādî şöyle der: “Takva sözünün muhtevasına, bütün muharrematı terkedip bütün vâcipleri işleyen kimseler girer. Kim bu iki hususu bir arada yaparsa, o, imanı kâmil bir mümin olur.” Alimlerimiz de şöyle demişlerdir: “Cenab-ı Hak bu ifadeyle, şirkten korunan ve Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna kesinkes inananları kastetmiştir.”(Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
والَّذِينَ اتَّقَوْا ile kastedilenler müminlerdir. Çünkü iman, Allah’a karşı takvalı olmak ve O’nun gadabından korkmaktır. Bu müminler Mekke halkının bildiği, tanıdığı müminlerdir. Dolayısıyla ism-i mevsûldeki elif-lam ahd içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Burada takva sahiplerinden murad müminlerdir. Onların takva ile vasıflandırılmaları, verdikleri cevabın takvadan kaynaklandığını zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قَالُوا خَيْراًۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. خَيْراً , takdiri أنزل (indirdi) olan fiilin mef’ûlüdür.
Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ق۪يلَ - قَالُوا kelimeleri arasında iştikak cinâsı, reddül reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Önceki ayette, قَالُوا اَسَاطٖيرُ الْاَوَّلٖينَ geçerken, bu ayette de قَالُوا خَيْرًا geçti. Binaenaleyh niçin birinci ifadeyi merfû, ikincisini de mansub olarak zikretti?” Keşşâf sahibi şöyle diyerek buna cevap vermiştir: “Bundan maksat, hakkı kabul edenin verdiği cevap ile hakkı inkâr edenin cevabının arasını ayırmaktır. Yani, bunlara bu soru sorulunca hiç duraklamadan, cevabı soruya mutabık getirip çok net ve açık biçimde cevap vermişler ve خَيْرًا diyerek bu kelimeyi اَنْزَلَ fiilinin mef’ûlü yapmışlardır. Yani, “Hayrı indirdi” demişlerdir. Halbuki ötekiler ise cevabı sualden ayırarak, “Bu, evvelkilerin düzmecesidir” demişlerdir. Binaenaleyh bu ifadede اَنْزَلَ fiili âmil kabul edilmemiş, mahzuf mübtedanın haberi kabul edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ
Cümle, beyanî istinaf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
لِلَّذ۪ينَ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. حَسَنَةٌ muahhar mübtedadır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذِينَ ‘nin sılası olan اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muahhar mübteda olan حَسَنَةٌۜ ‘deki nekrelik kesret ve bilinmeyecek evsafta nev ifade eder.
اَحْسَنُوا ’ya müteallık olan ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا ibaresindeki harf-i cerde ve işaret isminde istiare vardır. ف۪ي harf-i ceri zarfiyet ifade eder. Fakat dünyanın mazruf olma özelliği söz konusu olmadığı halde zarfa benzetilmiştir. Câmi’ her ikisinde de mevcut olan mutlak irtibattır.
Bilindiği üzere işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Dünya hayatı aklî olduğu için burada istiare oluşmuştur. Câmî’ her ikisinde de vücudun tahakkukudur.
اَحْسَنُوا - حَسَنَةٌ kelimeleri arasında iştikak cinâsı, reddül reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ
…لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا cümlesine hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. لَ tekid ifade eden ibtida harfidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan خَيْرٌ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Müsnedün ileyhin izafet formunda gelmesi veciz ifade ve tazim içindir.
Bu takva sahipleri için söyledikleri (iyilik edenlere iyilik vardır) sözünden dolayı bir vaattir. Arkasındaki kısımla beraber sözlerinden bedel ve hayrın tefsiri olması da caizdir. O zaman قَالُوا ile mansub olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Kasem üslubundaki terkipte لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen vakıadır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf kasem ile tekid edilmiş cevap cümlesi, gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Medh fiili نِعْمَ ’nin faili olan دَارُ الْمُتَّق۪ينَ , izafet terkibiyle gelerek az lafızla çok anlam ifade etmiştir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. نِعْمَ ‘nin, takdiri هي (o) olan mahsusu, mahzuftur.
اتَّقَوْا - الْمُتَّق۪ينَ kelimeleri arasında iştikak cinâsı, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
دَارُ ve لِلَّذ۪ينَ kelimelerinin tekrarında reddül reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
نِعْمَ - حَسَنَةٌۜ - خَيْراًۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.