Nahl Sûresi 29. Ayet

فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ  ٢٩

“Haydi, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَادْخُلُوا onun için girin د خ ل
2 أَبْوَابَ kapılarına ب و ب
3 جَهَنَّمَ cehennemin
4 خَالِدِينَ sürekli kalmak üzere خ ل د
5 فِيهَا içinde
6 فَلَبِئْسَ ne kötüdür ب ا س
7 مَثْوَى yeri ث و ي
8 الْمُتَكَبِّرِينَ kibirlenenlerin ك ب ر
 
Kur’ân-ı Kerîm’de “kendine kötülük etme” ifadesi genellikle şirk ve inkârdan başlamak üzere her türlü yanlış inanç ve davranışların, öncelikle bunları işleyen kişinin kendisine karşı bir kötülük olduğu mantığına dayanmaktadır. İşte nefislerinin gurur ve kibrine kapılıp Peygamber’in davetine karşı bilgisiz ve bilinçsizce savaş verenler, bir önceki âyette geçen “Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirlerin başına!” şeklindeki ifadeden de anlaşılacağı üzere, sonuçta kendilerine kötülük etmiş oluyorlardı. Fakat onlar, kanıtlar ortaya konduğu halde hakikati saklamaya çalışanların içine düştüğü psikoloji ile, veya yaptıklarının kendilerini bu hallere düşürdüğünün hâlâ farkına varmadıkları için, “Biz hiçbir kötülük yapmadık” diyecek; daha önce zorbalık taslayanlar onlar değilmiş gibi uysal bir tavır takınarak, boyun büküp teslim olacaklar veya müslüman olduklarını ifade edeceklerdir (Şevkânî, III, 180). İnkârcıların bu faydasız ikrar ve imanı, ne zaman dile getirecekleri hususunda iki farklı açıklama vardır. İbn Abbas’a nisbet edilen bir görüşe göre onlar, ölümleri yaklaşıp da artık öleceklerini anlayınca veya kıyamet gününde gerçeği apaçık görünce böyle bir tutum içine gireceklerdir (Râzî, XX, 21); müslümanlara karşı sergiledikleri kibirli ve düşmanca tavırlarının aksine bir davranış sergileyerek, “Biz hiçbir kötülük yapmadık” diyecekler; fakat melekler veya müminlerin âlimleri ya da bizzat Cenâb-ı Hak, “Hayır! Allah yaptıklarınızı çok iyi bilmektedir!” diyerek yalanlarını yüzlerine vuracak, sonuçta Allah’ın dinine ve peygamberine karşı büyüklük taslayanlar hak ettikleri cehenneme atılacaklardır.
 29. âyetteki “İçinde ebedî olarak kalacağınız cehennemin kapılarından girin!” ifadesinde geçen, “cehennemin kapıları”yla kabirlerin kastedildiği de belirtilmektedir (Kurtubî, X, 105).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 390
 

فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir.  

ادْخُلُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَبْوَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. جَهَنَّمَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. 

خَالِد۪ينَ  kelimesi  ادْخُلُٓوا ’deki failin hali olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.  ف۪يهَا  car mecruru  خَالِد۪ينَ ’e mütealliktir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَالِد۪ينَ , sülâsî mücerredi  خلد  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


  فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. لَ  ibtidâiyyedir. Tekid ifade ifade eder.  بِئْسَ  zem anlamı taşıyan camid fildir. مَثْوَى  fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. Aynı zamanda muzaftır. الْمُتَكَبِّر۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى  ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. بِئْسَ  fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri;  جهنّم  şeklindedir.

بِئْسَ  zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut  مَا  ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır: 1. Failinin  ال ’lı gelmesi. 2. Failinin  ال ’lı isme muzâf olarak gelmesi 

3. Bu fiillerin  مَا  harfine bitişik olarak gelmesi. 4. Failinin ism-i mevsûl olarak gelmesi. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُتَكَبِّر۪ينَ ,sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan  تَفَعَّلَ  babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ 

 

فَ  sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir. Önceki ayetteki meleklerin sözüne dahildir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

خَالِد۪ينَ  kelimesi  ادْخُلُٓوا  fiilinin failinden halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

خَالِد۪ينَ  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. İsm-i fail vezni,  ف۪يهَا  car mecruruna müteallak olmasını sağlamıştır.

خلد  aslında yetmiş yıl kaldı demektir. Kuran-ı Kerimde çokluktan kinaye olarak sonsuzluk anlamında kullanılır. 

Cenab-ı Hak bu cezayı açıkça zikrederek [“O halde içinde ebedi kalıcı olarak girin cehennemin kapılarından…”] buyurmuştur. Bu, onların cezalarının farklı farklı olacağına, böylece de bazısının cezasının bazısınınkinden daha büyük olacağına delalet eder. Cenab-ı Allah, kederleri ve hüzünlerinin daha büyük olması için bu ifadesinde,  خلود  (uzun bir süre) kelimesini açıkça zikretmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


  فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ

 

Ayetin fasılası olan  فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ  cümlesinde  فَ  istînâfiyye,  لَ  tekid harfidir. 

Cümle gayrı talebî inşâî isnaddır. Zem fiili olan  بِئْس  ’nin mahsusu, mahzuftur. Bu hazif îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri;   جهنّم ‘dır. بِئْسَ  zem fiillerindendir ve tekid içerir. Zem fiili mahsusuyla birlikte tekid ifade eder.

Fiilin faili olan  مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ , izafet formunda gelerek az lafızla çok anlam ifade etmiştir. 

Cümlede tehekümî istiare sanatı vardır. Azabı hak edenlere tehekküm ve alay ifadesi yoluyla, sığınılacak yer manasındaki  مَثْوَى , cehennemin korkunçluğunu, akıbetin o olduğunu ve tahkir için kullanılmıştır. 

مَثْوَى ‘ya muzâfun ileyh olan ismi fail veznindeki  الْمُتَكَبِّر۪ينَ ‘nin, zamir makamında zahir isim gelmesi tahkiri artırmak için yapılan iltifat ve ıtnâb sanatıdır.

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

فَ  harfinden sonra gelen şeyler zemmi ve önlerinde bulunan durumun çirkinliğini artıran şeylerdir. Bu da cehenneme giriş halidir ve onlar kendi kendilerini cehenneme sokarlar. Burada zem ifade eden lafızların esası olan  بِئْسَ  lafzı seçilmiştir. مدخل  yerine de  مَثْوَى  lafzı seçilmiştir. Halbuki  مدخل  gelseydi,  فَادْخُلُٓوا  sözüne daha uygun olurdu. Bunun sebebi  مَثْوَى   kelimesinin “ikamet etmek” manasında olmasıdır. Böylece onların bir  مَدْخَل ’e (hol, giriş yeri) değil, ikamet yurduna yani devamlı kalacakları yurda girdikleri manasını vurgular. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri Gâfir/64, S. 360)

Nahl Suresinde 30. ayeti kerimede zikredilen  ولَنِعْمَ دارُ المُتَّقِينَ  ifadesinde olduğu gibi burada  دارُ  kelimesinin hazfi onları tahkir içindir. Yani cehennemde onlar bir evde yaşayanlar gibi değildir, aksine onlar cehennemde istif gibi yığılmışlardır ama orası onlar için bir dinlenme ve ikamet yeridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)