اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 2 | تَتَوَفَّاهُمُ | canlarını aldığı |
|
| 3 | الْمَلَائِكَةُ | meleklerin |
|
| 4 | ظَالِمِي | zulmederlerken |
|
| 5 | أَنْفُسِهِمْ | nefislerine |
|
| 6 | فَأَلْقَوُا | diyerek |
|
| 7 | السَّلَمَ | teslim olurlar |
|
| 8 | مَا |
|
|
| 9 | كُنَّا | biz |
|
| 10 | نَعْمَلُ | yapmıyorduk |
|
| 11 | مِنْ | hiçbir |
|
| 12 | سُوءٍ | kötülük |
|
| 13 | بَلَىٰ | hayır |
|
| 14 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 15 | اللَّهَ | Allah |
|
| 16 | عَلِيمٌ | biliyor |
|
| 17 | بِمَا | şeyleri |
|
| 18 | كُنْتُمْ | sizin |
|
| 19 | تَعْمَلُونَ | yaptıklarınız |
|
اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ
Cemi müzekker has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ينَ , önceki ayette geçen الْكَافِر۪ينَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. تَتَوَفّٰيهُمُ elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْمَلٰٓئِكَةُ fail olup damme ile merfûdur.
ظَالِم۪ٓي mef’ûlun bih gaib zamirin hali olup, cemi müzekker salim olduğu için nasb alameti ي ‘dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. اَنْفُسِهِمْ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَتَوَفّٰي fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi وفي ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
ظَالِم۪ٓي ; sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. Atıf olması da caizdir. اَلْقَوُا iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. السَّلَمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍ cümlesi, mahzuf sözün mekulü’l-kavli olarak mahallen mansubdur. Takdiri; يقولون (diyorlar) şeklindedir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كُنَّا nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا mütekellim zamiri كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. نَعْمَلُ cümlesi, كُنَّا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.
نَعْمَلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. مِنْ harf-i ceri zaiddir. سُٓوءٍ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (M.Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı)
اَلْقَوُا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
بَلٰٓى , nefyi iptal için gelen cevap harfidir. اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ cümlesi, mukadder sözün mekulü’l- kavli olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَل۪يمٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مَا ve masdar-ı müevvel, بِ harf-i ceriyle عَل۪يمٌ ‘e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ‘dir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’un ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْمَلُونَ cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.
تَعْمَلُونَ fiili نَ ‘nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
بَلٰى , soru olumsuz cevap olumlu olduğunda cevap cümlesinin başına getirilen tasdik edatıdır. Yani olumsuz soruya verilen olumlu cevaba has bir edattır ve olumsuz soru cümleleri ile olumsuz cümlelerin anlamını olumluya çevirir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler. (Doktora Tezi))
عَل۪يمٌ ; mübalağa sıygasındadır.Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ
Ayetteki اَلَّذ۪ينَ , önceki ayetteki عَلَى الْكَافِر۪ينَ ’nin sıfatı konumundadır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْ terkibi, تَتَوَفّٰيهُمُ fiilindeki mansub zamirden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ
فَ istînâfiyyedir. Atıf olması da caizdir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَاَلْقَوُا السَّلَمَ ibaresinde istiare vardır. Çünkü اَلْقَوُا fiili ‘’attılar’’ anlamına gelir; ancak gerçekte burada ‘’atılan bir şey’’ yoktur. Bu ifadeyle kastedilen, tevazu ve teslimiyetle boyun bükerek kurtuluş talep etmektir. Çünkü القى الي فلان بيديه (Falanca bana elini attı/ uzattı); yani ‘’Bana boyun eğdi, emrime teslim oldu’’ sözü Arapların sözleri cümlesindendir. Ayrıca فَاَلْقَوُا السَّلَمَ ifadesinin anlamının, ‘’teslim oldular, boyun eğdiler’’ şeklinde olması da caizdir. Bu durumda onlar çarpışma aletini atan, savaş techizatını bırakan kimse gibi olurlar. Yüce Allah’ın وَلَا تُلْقُوا بِاَيْد۪يكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِۚۛ (Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın) Bakara/195 sözü de bu anlamdadır. Yani ‘’ona teslim olmayın, kendinizi ona bırakmayın’’ demektir. (Şerîf er-Radî, Kur'an Mecazları; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müstenefe olarak fasılla gelen مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.
مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍ cümlesi, takdiri قائلين olan mahzuf sözün mekulü’l-kavldir.
Menfî nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidâî kelamdır.
كان ’nin haberi olan نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
سُٓوءٍ ’e dahil olan مِنْ tekit ifade eden zaid harftir.
Ayetteki beyanî üsluptan umum anlaşılmaktadır. سُٓوءٍ kelimesi nefy siyakında nekre olarak gelmiştir. Bilindiği gibi olumsuz siyakta gelen nekre, umuma delalet eder. Zaid مِنْ harfi kelimeye hiçbir manası katmıştır.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen نَعْمَلُ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S. 103)
تَتَوَفّٰيهُمُ ile فَاَلْقَوُا kelimeleri arasında muzariden maziye geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Bu kelam, o rezillik ve azabı ölüme kadar küfrü devam edenlere tahsis etmektedir. Ömrünün sonunda da olsa içlerinden iman edenler bu hükmün dışındadır. Bunlar kendi nefislerine zulmedici olarak vasıflandırılmışlardır. Çünkü onların küfürleri kendi kendilerine zulümdür, hem de nasıl bir zulüm. Nitekim onlar küfürleri sebebiyle kendi nefislerini ebedî azaba maruz bırakmışlar ve Allah'ın verdiği fıtratı değiştirmişlerdir. Onların kendi şirklerini kötülük olarak ifade etmeleri, onun kötülük olduğunu itiraf anlamına gelir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
بَلٰٓى , önceki cümledeki nefy manasını iptal eden cevap harfidir. Cümle, takdiri قالوا (Dediler) olan mahzuf fiilin mekulü’l-kavlidir. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mahzuf fiilin mekulü’l-kavliolan اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُون cümle, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem cümlelerdir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak, zamir makamında zahir ismin tekrarlanması hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırarak onun yüceliğine dikkat çekmek içindir.
Müsned olan عَل۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا , başındaki harf-i cerle عَل۪يمٌ ‘e mütealliktir.
Sılası olan كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كان ’nin haberinin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiilin tecessüm özelliği, olayı göz önünde canlandırarak dikkatleri artırır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetteki اَلَّذ۪ينَ ve ikinci مَا ism-i mevsûldür. Aralarında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كُنَّا - كُنْتُمْ ve نَعْمَلُ - تَعْمَلُونَ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası, عَل۪يمٌ - نَعْمَلُ kelimeleri arasında ise cinas-ı nakıs vardır.
مَا كُنَّا - كُنْتُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, السَّلَمَ - ظَالِم۪ٓي arasında tıbakı hafiy, ظَالِم۪ٓي - سُٓوءٍۜ kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S. 103)
Bu ifadede masdar-ı müevvel tercih edilmiştir. Bunun sebebi; açık masdarın, olayın bir kere gerçekleşmiş olması ihtimaline işaret etmesidir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.1, s. 83)
Bu yüzden de teceddüt ve devama delalet eden fiil getirilmiştir.
اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ [Muhakkak yaptığınız şeyleri Allah iyi bilir.] ifadesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bilmekten maksat “gereğini yapar” demektir.
Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.