Nahl Sûresi 27. Ayet

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ  ٢٧

Sonra kıyamet günü, Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: “Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!” Kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: “Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kâfirlerin üzerinedir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra
2 يَوْمَ günü ي و م
3 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
4 يُخْزِيهِمْ onları rezil eder خ ز ي
5 وَيَقُولُ ve derki ق و ل
6 أَيْنَ hani nerede?
7 شُرَكَائِيَ ortaklarım ش ر ك
8 الَّذِينَ
9 كُنْتُمْ ettiğiniz ك و ن
10 تُشَاقُّونَ düşmanlık ش ق ق
11 فِيهِمْ haklarında
12 قَالَ derler ق و ل
13 الَّذِينَ olanlar
14 أُوتُوا verilmiş ا ت ي
15 الْعِلْمَ ilim ع ل م
16 إِنَّ şüphesiz
17 الْخِزْيَ rezillik خ ز ي
18 الْيَوْمَ bugün ي و م
19 وَالسُّوءَ ve kötülük س و ا
20 عَلَى üzerinedir
21 الْكَافِرِينَ kafirler ك ف ر
 
Peygamberlerin davetini etkisiz kılmak, kendi bâtıl inançlarını ve hegemonyalarını sürdürmek için entrika yürütenler, dünyada başlarına felâket getirilerek cezalandırılmakla kalmayacak, âhirette de alçaltıcı durumlara düşürüleceklerdir. İlâh olduğu kabul edilen varlığın başta gelen özelliklerinden biri, kendisine inanıp bağlananların yanında olması, onları kötülüklere, istenmeyen durumlara karşı korumasıdır. Nitekim Allah Teâlâ’nın, kendisine inanıp yolundan gidenleri âhirette her türlü korku, kaygı, üzüntü ve dertten koruyacağına, en güzel mükâfatlara mazhar kılacağına dair yüzlerce âyet vardır. Konumuz olan âyette yüce Allah’ın, kendisini inkâr edenlere veya O’nu bırakıp da başka birtakım varlıklara kul olanlara yönelteceği, “Uğruna mücadele ettiğiniz ortaklarım hani nerede!” sorusu bu mantığa dayanmaktadır. İnkârcıların bu soruya verecek cevaplarının bulunmaması onlar için kahır üstüne kahır olacak; bu sebeple “ilim sahibi kılınmış olanlar”, yani dünyadayken hakkı hak olarak tanıyıp gereğince hareket etme basîretini gösteren; bu yüzden inkârcıların alay, hakaret ve saldırılarına mâruz kalan müminler (veya peygamberler), “Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük inkâr edenlerin başına!” diyecekler, böylece adalet yerini bulacaktır. Bazı müfessirlere göre bu sözü söyleyecek olanlar meleklerdir (Râzî, XX, 21; Şevkânî, II, 180).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 389-39
 

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَوْمَ  zaman zarfı  يُخْز۪يهِمْ  fiiline mütealliktir. الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

يُخْز۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هِمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ ‘dir.  يَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اَيْنَ  istifham ismi, mekan zarfı olarak mahzuf mukaddem habere mütealliktir. شُرَكَٓاءِيَ  muahhar mübteda olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl,  شُرَكَٓاءِيَ ‘nin sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir.  تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’un ismi olarak mahallen merfûdur. تُشَٓاقُّونَ  cümlesi,  كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.

تُشَٓاقُّونَ  fiili  نَ ‘nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِمْ  car mecruru  تُشَٓاقُّونَ  fiiline mütealliktir. 

 

ثُمَّ ; Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

يُخْز۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خزي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

تُشَٓاقُّونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  شقق ’dir.

Mufâale babı fi ile  müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

شُرَكَٓاءِيَ  ; sıfat-ı müşebbehedir. Benzeyen sıfat demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اُو۫تُوا الْعِلْمَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اُو۫تُوا  damme üzere mebni, meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الْعِلْمَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mekulü’l-kavl  اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubtur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

الْخِزْيَ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  الْيَوْمَ  zaman zarfı  الْخِزْيَ ‘ye mütealliktir. السُّٓوءَ atıf harfi وَ ‘la  الْخِزْيَ ‘ye matuftur. عَلَى الْكَافِر۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.  

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi  كفر  olan fiilin ism-i failidir.

اُو۫تُوا ; fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ‘dır. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ 

 

Ayet, rütbe ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile önceki ayetteki  قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

ثُمَّ , rütbeten terahi içindir. Çünkü ahiret azabı, elde edilen dünya nimetlerine kıyasla çok fazladır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. الْقِيٰمَةِ ’nin muzâfı olan zaman zarfı  يَوْمَ , siyaktaki önemine binaen amili olan  يُخْز۪يهِمْ ’a, takdim edilmiştir. 

Takdim ihtimam içindir. Çünkü ebedi yaşamdaki azap muhatap için çok korkutucudur. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.  

وَيَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehdit, tahkir ve tevbih kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle cümlede tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade eden cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Soru manası olan mekân zarfı  اَيْنَ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  شُرَكَٓاءِيَ  izafeti, muahhar mübtedadır.

Veciz ifade kastına matuf müsnedün ileyh شُرَكَٓاءِيَ  izafeti, muzâfı ve gayrını tahkir içindir.

Muahhar mübteda  شُرَكَٓاءِيَ  için sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  ‘nin sıla cümlesi olan  كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْ , nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَان ’nin haberi olan  تُشَٓاقُّونَ  ‘nin, muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. 

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder.  (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ  Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

خْز۪ي , horluk ve hakirlikle beraber olan bir azaptır. Allah Teâlâ bu hor ve hakir olmayı, onlara  اَيْنَ شُرَكَائِىَ الَّذٖينَ كُنْتُمْ تُشَاقُّونَ فٖيهِمْ [Hani, sizin uğurlarında düşman kesildiğiniz ortaklarım…] diyerek tefsir etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

O ortakların nerede olduğunun sorulması, onların gerçekten var olmalarını gerektirmez. Burada batıl ilâhlar ile tapıcıları arasına bir engel konmak gibi bir durum yoktur. Eğer gerçekten ilâh olsalar, kendilerine umut bağlayanlar onlara en çok muhtaç oldukları bir saatte orada olurlardı. Soru, onların hiç olmadıklarını ortaya koymaya yeterlidir. Aslında böyle bir ortaklık iddiasında bulunacak ilâh da yoktur, onların bulunduğu bir yer de yoktur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

فٖيهِمْ  izafetindeki  في  mecazen zarfiyyedir yani muzâfı hazf edilmiştir. Meşakkat zatlarda değil manalardadır. Takdir  في إلَهِيَّتِهِمْ (Onların ilahlıklarında) veya  في شَأْنِهِمْ (Onların durumunda) şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


 قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Müspet mazi fiil cümlesi olup faide-i haber ibtidai kelamdır.

قَالَ  fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  اُو۫تُوا الْعِلْمَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُو۫تُوا  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması o kişilerin bilinen kimseler olduğunu belirtmesi yanında onlara tazim içindir.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem cümlelerdir.

Cümlede haberin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Car mecrur  عَلَى الْكَافِر۪ينَ , bu mahzuf habere mütealliktir.

الْيَوْمَ  zaman zarfının müteallakı olan  الْخِزْيَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

وَالسُّٓوءَ , tezâyüf sebebiyle  الْخِزْيَ ‘ye atfedilmiştir. 

الْخِزْيَ - السُّٓوءَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الْيَوْمَ  ve  الَّذ۪ينَ ‘nin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

اُو۫تُوا الْعِلْمَ  ve  الْكَافِر۪ينَۙ  kelimeleri arasında îhâm-ı tıbâk sanatı vardır.

عَلَى الْكَافِر۪ينَ  ifadesindeki istila manası taşıyan  عَلٰى  harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Kafirler, binek yerine konmuştur. Sanki rezillik ve kötülük, kafirlerin üzerine binmiş, kontrol onların elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

يُخْز۪يهِمْ - الْخِزْيَ  ve  يَقُولُ - قَالَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ  [Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük] zillet ve azap [kâfirlerin üzerinedir] sözünü söylemelerinin faydası, onlara karşı şamata etmek ve onları daha çok horlamaktır. Bunu hikâye etmesi de işitenlere bir lütuf ve öğüt olması içindir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)