اِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ اِسْمُهُ الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَج۪يهاً فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ ٤٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِذْ | hani |
|
| 2 | قَالَتِ | demişti |
|
| 3 | الْمَلَائِكَةُ | Melekler |
|
| 4 | يَا مَرْيَمُ | Meryem |
|
| 5 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 6 | اللَّهَ | Allah |
|
| 7 | يُبَشِّرُكِ | seni müjdeliyor |
|
| 8 | بِكَلِمَةٍ | bir kelime ile |
|
| 9 | مِنْهُ | kendisinden |
|
| 10 | اسْمُهُ | onun adı |
|
| 11 | الْمَسِيحُ | Mesih’dir |
|
| 12 | عِيسَى | Îsa |
|
| 13 | ابْنُ | oğlu |
|
| 14 | مَرْيَمَ | Meryem |
|
| 15 | وَجِيهًا | yüzdedir (şereflidir) |
|
| 16 | فِي |
|
|
| 17 | الدُّنْيَا | dünyada |
|
| 18 | وَالْاخِرَةِ | ve ahirette |
|
| 19 | وَمِنَ |
|
|
| 20 | الْمُقَرَّبِينَ | ve (Allah’a) yakın olanlardandır |
|
Ebû Hüreyre"den nakledildiğine göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Meryem ile oğlu dışında her âdemoğluna annesinden doğduğu gün şeytan dokunur.”(M6135 Müslim, Fedâil, 147) Hadislerle İslâm Cilt 6 Sayfa 91
اِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ
Zaman zarfı اِذْ, takdiri أذكر (Hatırla,düşün) olan mahzuf fiile mütealliktir. قَالَتِ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. قَالَتِ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. الْمَلٰٓئِكَةُ fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l -kavli يَا مَرْيَمُ ’ dür. قَالَتِ fiilinin mef'ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَا nida harfidir. Münada olan مَرْيَمُ müfred alem olup, damme üzere mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ ’ dir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُبَشِّرُكِ cümlesi, اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يُبَشِّرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Muttasıl zamir كِ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِكَلِمَةٍ car mecruru يُبَشِّرُكِ fiiline mütealliktir. مِنْهُ car mecruru كَلِمَةٍ ’ nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُبَشِّرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِسْمُهُ الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَج۪يهاً فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ
Cümle, كَلِمَةٍ ’ in sıfatı olarak, mahallen mecrurdur.
İsim cümlesidir. اِسْمُهُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمَس۪يحُ haber olup, damme ile merfûdur.
ع۪يسَى kelimesi الْمَس۪يحُ ’ den bedel olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. ابْنُ kelimesi ع۪يسَى ’ nın sıfatı veya bedeli olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. مَرْيَمَ muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.
وَج۪يهًا kelimesi كَلِمَةٍ ’ in hali olarak fetha ile mansubdur. فِي الدُّنْيَا car mecruru وَج۪يهًا ’e müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir. الْاٰخِرَةِ atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.
مِنَ الْمُقَرَّب۪ينَ atıf harfi وَ ’ la ilk hale matuf, mahzuf hale müteallik olup, cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Nahivcilere göre Meryem مَفْعَلَ veznindedir. Zira kelime yapıları arasında عِثْيَرْ [toz duman] ve عُلْيَبْ [bir vadi] kelimelerinin aksine ilk harfi fethalı فَعْيَلاً vezni bulunmamaktadır. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُقَرَّب۪ينَۙ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür.
وَج۪يهًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ اِسْمُهُ الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَج۪يهاً فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ
Zaman zarfı اِذْ , önceki ayetteki اِذْ ‘ den bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ cümlesi اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir. قَالَتِ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا مَرْيَمُ اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan اِنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ cümlesi ise اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ifade eden isim cümlesidir. Faide-i haber talebî kelamdır.
اِنَّ ’ nin isminin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük ve telezzüz içindir.
Haber olan يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُۗ cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haberin muzari fiille gelmesi hudûs, teceddüt, istimrar, tecessüm ve hükmü takviye ifade eder. Muzari fiil, muhatabın olayı gözünde canlandırmasını sağlayarak dikkatini canlı tutar.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelam olan اِسْمُهُ الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَج۪يهًا فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّب۪ينَۙ cümlesi, بِكَلِمَةٍ için sıfattır. اِسْمُهُ mübteda, الْمَس۪يحُ haberdir.
ع۪يسَى müsned olan الْمَس۪يحُ ‘ dan bedel, ابْنُ مَرْيَمَ izafeti, ع۪يسَى ‘ dan bedel, وَج۪يهًا فِي الدُّنْيَا ise ع۪يسَى ‘ nın halidir. Hal ve bedel ıtnâb sanatı babındandır.
فِي الدُّنْيَا ve ona matuf olan وَالْاٰخِرَةِ car-mecrurlarına müteallak olan وَج۪يهًا , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Bu ayet 42. ayet gibi başlamıştır. Tekrarlanan ifadeler arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الدُّنْيَا - الْاٰخِرَةِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
اِذْ قَالَتِ ifadesi 42. ayetteki اِذْ قَالَتِ الْمَلٰٓئِكَةُ [hani melekler demişti ki] ifadesinden bedeldir; ancak 44. ayetteki اِذْ يَخْتَصِمُونَ [çekişirlerken] ifadesinden bedel olması da mümkündür. Zira Hz. Meryem’e kimin kefil olacağı konusunda çekişme ve ona verilen müjde, geniş bir zaman zarfı içerisinde meydana gelmiş olaylardır. Ayette hitap Hz. Meryem’e olduğu halde ayette “oğlun İsa” yerine [Meryemoğlu İsa] ifadesi kullanılmıştır. Çünkü çocuklar analarına değil babalarına nisbet edilirler. Burada “Meryemoğlu” denilerek onun annesine nispet edildiği bildirilmiş ve onun babasız dünyaya geldiği, bu yüzden babaya nispet edilmediği ifade edilmiş olmaktadır. Böylece Hz. Meryem dünyanın diğer kadınlarından üstün kılınmış, onların arasından seçilmiş olmuştur. Ayette müennes bir kelime olan كَلِمَةٍ sözcüğüne işaret eden zamir müzekkerdir. Çünkü bu kelimenin müsemması olan İsa müzekkerdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ey Meryem, muhakkak ki Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor, onun ismi Mesih, Meryem oğlu İsa’dır. Burada ‘senin oğlun’ şeklinde buyurulmamıştır. Dolayısıyla tecrîd sanatı vardır.
Mesih onun lakabı olmasına rağmen önce gelmiştir. Böyle çok kullanım yoktur.
Meryem oğlu İsa olarak bahsedilmesi, onun ilâh olmadığını vurgulamak içindir.
وَج۪يهًا , şerefli demektir. Dünya ve ahirette şerefine, mukarrebînlerden olduğuna ve Allah katındaki değerinin büyüklüğüne dikkat çekilir. وَج۪يهًا - الْمُقَرَّب۪ينَۙ arasında mürâât-ı nazîr vardır.
Yukarıda Zekeriyya’nın (a.s) çocuğundan da “kelime” olarak bahsedilmişti. İkisi için de “kelime” kullanılmıştır. Alışılmışın dışında bir şekilde mucize kabilinden Allah’ın müdahalesi ile doğmuşlardır.
Mesih, mesh eden buyurulması; mesh ederek ama olanların gözlerini açması dolayısıyladır.
بِكَلِمَةٍ Allah tarafından garip bir kelime, bir fiil ve tesir, normal dışı bir yaratma işi, manalı bir eser demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
وَج۪يهًا : Vecahetli, şeref sahibi, yani kuvvetli, şerefli, itibarlı, dünyada peygamberliğinin şerefi, ahirette şefaatinin itibarı ve cennette derecesi yüksektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Bu ayet, “Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı…” (Âl-i İmran 42) ayetinin izahıdır. Bu iki ayet arasındaki bölümler, ara cümleler kabilindendir. Bu ayet, geçen kısımlara hem izah hem de benzerleri gibi Peygamberimizin (s.a.v) nübüvvetine şehadet eden delillerdendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)