وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً وَمِنَ الصَّالِح۪ينَ ٤٦
Hz. İsa’nın beşikteyken konuştuğunda neler söylediğinin detayı Meryem suresindedir. Bebekken konuşması hem bir mucize hem de hiç vakit kaybetmeyeceğini, başlangıçtan itibaren aktif olacağını işaret ediyor olabilir.(Esin Durgun)
وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً وَمِنَ الصَّالِح۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُكَلِّمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. النَّاسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. فِي الْمَهْدِ car mecruru يُكَلِّمُ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. كَهْلًا atıf harfi وَ ile mahzuf hale matuftur. مِنَ الصَّالِح۪ينَ car mecruru atıf harfi وَ ile وَج۪يهاً 'e matuftur. مِنَ الصَّالِح۪ينَ car mecruru önceki ayetteki كَلِمَةٍ ’ in mahzuf haline müteallik olup, cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
يُكَلِّمُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كلم ’ dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
صَّالِح۪ينَ ; sülâsi mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلاً وَمِنَ الصَّالِح۪ينَ
وَ , atıf harfidir. Ayet, önceki ayetteki اِسْمُهُ الْمَس۪يحُ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فِي الْمَهْدِ car-mecruru يُكَلِّمُ fiilinin failinden mahzuf hale mütealliktir. وَكَهْلًا , ikinci hal olarak bu mahzuf hale matuftur. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِنَ الصَّالِح۪ينَ car mecruru önceki ayetteki كَلِمَةٍ ’ in mahzuf haline müteallik olan وَج۪يهًا ‘ e atfedilmiştir.
كَهْلً kelimesi 30 yaşlarında yetişkinler için kullanılır. Küheylan kelimesi buradan gelir. Güçlü kuvvetli demektir.
كَهْلً kelimesi Kur’an’da iki kere geçmiştir. Maide Suresi 110. ayet yine aynı konudadır. Peygamberlik verilmesi olarak yorumlanmıştır.
الْمَهْدِ - كَهْلًا arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu ayet, önceki ayetteki وَج۪يهًا [itibarlı olarak] ifadesine atfedilerek hal kabul edilir. Bu sebeple kendisinden sonraki kelime de كَهْلً şeklinde gelmiştir. وَكَهْلً ifadesinin فِي الْمَهْدِ yani [beşikte] şeklindeki zarfa atfedilmesinin, beşikte iken yani bebek iken ve büyüdüğü zaman diye anlaşılması mümkündür. [Yetişkinlik halinde] ifadesi Hz. İsa yetişkin olduğu halde anlamındadır. Yetişkinlik, gençlik ile yaşlılık arasında bir dönemdir. Bir görüşe göre yetişkinliğin sınırı otuz dört yaşa ulaşmaktır. Eğer “Bebekken konuşması şaşılacak bir şeydir ama yetişkin olduğunda konuşmasında şaşılacak ne var?” diye sorulursa şöyle deriz: Hz. İsa beşikte iken keramet yoluyla annesinin suçsuz olduğunu ispatlamak için konuşmuştur. Yetişkinliğinden sonra ise vahiy ve risaletle Allah’a davet etmek için konuşacaktır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî(ʿilmi)’t-tefsîr)