قَالَتْ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌۜ قَالَ كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ اِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ٤٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَتْ | dedi ki |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | أَنَّىٰ | nasıl |
|
| 4 | يَكُونُ | olur |
|
| 5 | لِي | benim |
|
| 6 | وَلَدٌ | çocuğum |
|
| 7 | وَلَمْ |
|
|
| 8 | يَمْسَسْنِي | bana dokunmamışken |
|
| 9 | بَشَرٌ | bir beşer |
|
| 10 | قَالَ | dedi |
|
| 11 | كَذَٰلِكِ | böyledir |
|
| 12 | اللَّهُ | Allah |
|
| 13 | يَخْلُقُ | yaratır |
|
| 14 | مَا | şeyi |
|
| 15 | يَشَاءُ | dilediği |
|
| 16 | إِذَا | zaman |
|
| 17 | قَضَىٰ | istediği |
|
| 18 | أَمْرًا | bir şey(in olmasını) |
|
| 19 | فَإِنَّمَا | sadece |
|
| 20 | يَقُولُ | der |
|
| 21 | لَهُ | ona |
|
| 22 | كُنْ | ’ol’ |
|
| 23 | فَيَكُونُ | o da oluverir |
|
Hz. Zekeriyya ya غلام müjdelenmişti… Yani çocukluk çağından çıkmış çocuk ve Hz. Zekeriyya “Rabbim nasıl olur” demişti. Cevaben “kezalikallahu yefalu ma yeşa” diye cevap vermişti Rabbimiz... Yani “Böyledir! Allah dilediğini yapar.”
Hz. Meryem’e müjdelenen bebeğin “كهلاً” yani otuzlu yaşları bile müjdeleniyor… Ama Hz. Meryem şaşkınlığını “benim için bir çocuk nasıl olur” diye sorarken ولد ile soruyor… Cevaben de “kezalikillahu yahlugu ma yeşa” geliyor. Yani “Böyledir! Allah dilediğini yaratır”… feale yerine yehlugu fiilini koyarak Rabbimiz daha bebeğin melekler tarafından müjdelenmesinde, hristiyanların şirke açmak istedikleri kapıyı kapamıştır. Artık Allah çocuk edindi diyemezler. Çünkü Hz. İsa da bir yaratılmıştır.
قَالَتْ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌۜ
Fiil cümlesidir. قَالَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’ dir. Mekulü’l-kavl رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي ’ dir. قَالَتْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي ’ dir.
اَنّٰى istifham ismi olup, amili يَكُونُ ‘ nin hali olarak mahallen mansubdur.
يَكُونُ nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. Tam fiil olarak amel etmiştir. ل۪ي car mecruru يَكُونُ fiiline mütealliktir. وَلَدٌ fail olup damme ile merfûdur. لَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌ cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَمْسَسْ sükun ile meczum muzari fiildir. Sonundaki ن vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بَشَرٌ fail olup damme ile merfûdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Mekulü’l-kavl كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ ‘ dur. قَالَ filinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
كَذٰ car mecruru mukadder mübtedanın haberine mütealliktir. Takdiri; الأمر كذلك şeklindedir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. Veya, amili يَخْلُقُ ‘ nun mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir.
اللّٰهُ يَخْلُقُ cümlesi, mukadder mübteda الأمر كذلك ‘ den bedel olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يَخْلُقُ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
يَخْلُقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو’ dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَشَٓاءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو’ dir.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Fiil cümlesidir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. قَضٰٓى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَضٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو’ dir. اَمْرًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıtadır.
اِنَّمَا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو’ dir. Mekulü’l-kavl كُنْ فَيَكُونُ ’ dür. يَقُولُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
كُنْ nakıs, sükun üzere mebni emir fiildir. Tam fiil olarak amel eder. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘ dir. لَهُ car mecruru يَقُولُ fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfi, sebebiyyedir. يَكُونُ fiili mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هو şeklindedir.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www. arapca dilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَتْ رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. قَالَتْ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي وَلَدٌ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Nidanın cevabı olan اَنّٰى يَكُونُ ل۪ي وَلَدٌ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda geldiği halde hayret ve şaşkınlığını dile getirme veya Allah’ın kudretini ifade etme manalarına geldiği için vaz edildiği anlamdan çıkmıştır. Bu nedenle cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Takdim edilmiş zaman zarfı ve soru ismi اَنّٰى ’ nın ve car-mecrur ل۪ي ‘ nin müteallakı olan كاَن ‘ nin haberi mahzuftur. وَلَدٌ , nakıs fiil كاَن ‘ nin ismidir. كاَن ‘ nin bu cümlede tam fiil olması da caizdir.
رَبِّ izafeti, muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.
اَنّٰى يَكُونُ cümlesindeki istifham, inkar ve taaccüb için gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)
Hal وَ ‘ ıyla gelen وَلَمْ يَمْسَسْن۪ي بَشَرٌۜ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil sıygasında gelmesi teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur.
Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مْسَسْ , temas demektir. Burada cinsel temastan kinayedir.
قَالَ كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ
Fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan كَذٰلِكِ اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Teşbih harfinin dahil olduğu işaret ismi كَذٰلِكَ , takdiri الأمر (Durum) olan mukadder mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ذٰلِكِ , işaret edileni tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun mertebesinin yüksekliğini belirtir.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Allah’ın mucizesine işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Mekulü’l-kavle dahil olan اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. lafza-ı celâl mübteda, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُۜ cümlesi haberdir.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudus, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.
Mansub mahaldeki müşterek ism-i mevsûlün sılası olan يَشَٓاءُ cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Fiilin mef’ûlü, yani dilediği şey belirtilmemiştir. يَشَٓاءُ fiili, müteaddi olduğu halde mef’ûlünün hazfedilmesi umum ifade edip zihni devreye sokar, geniş düşünmeye imkan sağlar.
Genel olarak شَٓاءُ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhâtabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Bu cümle 40. ayetin fasılasıyla çok benzer. İki cümle arasında mukabele sanatı vardır.
Ayetin başındaki كذلك sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s.101)
Bu ifadedeki ك harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi ك ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile ك ‘ den oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der.( Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s.177, 205)
قَالَ كَذٰلِكِ cümlesi istifhamın cevabı olduğu için atıfla gelmemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كَذٰلِكَ [İşte böyle] aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Burada işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
كَذٰلِكَ “İşte böyledir.” Yani hal senin söylediğin gibidir: Çünkü Allah her şeye kâdirdir. اللّٰهُ يَخْلُقُ مَا يَشَٓاءُ [Allah dilediğini yapar.] Allah Teâlâ kudretinin kemâli ve iradesinin nüfuzu sebebiyle âdete uygun olarak veya âdetin hilafına istediği her şeyi yapabilir. Bir görüşe göre bunun anlamı şudur: Seni müjdelediğimiz gibi sana onu vereceğiz.
[Meryem, Rabbim! dedi, bana bir erkek eli değmediği halde nasıl çocuğum olur?] Yani bana insan eli değmediği halde benim nasıl çocuğum olabilir? [Allah şöyle buyurdu: İşte böyledir.] Yani Allah Teâlâ’nın emriyle bu iş olur. Ancak Allah Teâlâ alışılmış olanın dışındakini de murat ettiği zaman yaratabilir. O buna kâdirdir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et- Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اِذَا قَضٰٓى اَمْراً فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
İstînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte şart manası taşıyan zaman zarfı اِذَا , cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı يَقُولُ fiilidir.
اِذَا ‘ nın muzâfun ileyhi olan قَضٰٓى اَمْراً şart cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ şeklindeki cevap cümlesi kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. İki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır. يَقُولُ , maksur/sıfat, كُنْ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef'ûllere değil zikredilen mef'ûle tahsis edilmiş olur.
Cevap cümlesinde يَقُولُ fiilinin mekulü’l-kavli olan كُنْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
فَيَكُونُ cümlesine dahil olan فَ istînâfiyyedir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. يَكُونُ , takdiri هو (O) olan mahzuf mübtedanın haberidir.
Haberin, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm anlamları katmıştır.
Cümleye dahil olan فَ ‘ nin, يَقُولُ fiiline sebebiyye manasında atıf harfi olması da caizdir.
Muzari fiil sıygasındaki يَكُونُ ve emir sıygasındaki كُنْ fiilleri, tam fiildir.
كُنْ - يَكُونُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ cümlesinde îcaz-ı kasır sanatı vardır. Bu; az sözle çok mana ifade etmek demektir. Yani, lafzen bir hazf olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir.
Bu; az sözle çok mana ifade etmek demektir. Yani, lafzen bir hazf olmamakla beraber kısa, tam bir cümleyle çok mana ifade etmek demektir. اَمْرًا ’ deki tenvin tazim ve nev ifade eder.
Burada da قَضٰٓى fiiliyle ‘irade etmek’ manası kastedilmiştir. Aksi halde mana doğru olmaz. Bir işi yapmak, iradeyi gerektirdiği için sebep yerine müsebbep zikredilmiştir. Atfın فَ harfiyle yapılması da bunun karinesidir. Sanki istenen fiil hemen yerine getiriliyor gibidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Beyân İlmi)
يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ cümlesinde istiare-i temsiliyye vardır. Yüce Allah kudretini; eşyaya tesir ve etkisinin süratini, hiç beklemeden ve diretmeden, kendisine itaat edilen kimsenin emrine benzetti. Zira O birşey istediğinde o şey, emri geciktirmeden hemen oluverir. Bu, latîf istiarelerdendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
كُنْ فَيَكُونُ [Sadece “Ol!” der; anında olmaya başlar] ifadesinde geçen كان tam fiil olup اُحْدُثْ فَيَحْدُثُ [“Meydana gel!” der; o da anında meydana gelmeye başlar] anlamındadır. Ayetin bahsettiği bu konuşma, mecaz ve temsildir. Burada telaffuz edilip konuşulmuş herhangi bir söz yoktur.
Dolayısıyla ayetin manası ancak şöyle olur: Allah’ın takdir edip olmasını istediği işler, hiç imtinâ etmeksizin ve beklemeksizin hemen olmaya ve varlık kisvesine bürünmeye başlar. Tıpkı kendisine bir şey emredilen itaatkâr bir memurun hiç beklemeden, imtina etmeden ve isteksizlik göstermeden emredilen şeyi derhal yapmaya başlaması gibi. Allah Teâlâ, bu ayette bahsettiği “gökleri ve yeri eşsiz, ön örneksiz yaratması ve olmasını istediği şeyin hemen olması” gibi vasıflarıyla, kendisinin çocuk edinmekten son derece uzak olduğu gerçeğini iyice tekit etmektedir. Çünkü bu denli yüce bir kudrete sahip olan zatın durumu, birbirinden doğma/meydana gelme bakımından diğer cisimlerin hallerinden tamamen ayrı olacaktır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru: 946)
اَمْرًا [Bir şeyi] kelimesi [işler] anlamına gelen أُمُور kelimesinin tekilidir, emir anlamındaki اَلأَوَامِرُ kelimesinin tekili değildir, çünkü bu anlamda emir Allah’ın sıfatıdır ve O’nun yaratması kapsamında değildir. Zira burada emr ile yaratılmış şey kastedilir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اَمْرًا ’ deki tenvin tazim ve nev ifade eder.
[Bir işe hükmedince ona sadece “Ol!” der; o da oluverir.] Yani bir çocuğu babasız yaratmak istediğinde hemen hiçbir tehir söz konusu olmaksızın onu yaratıverir. فَيَكُونُ ifadesi merfûdur. Başka bir irabı yoktur. كُنْ (ol) kelimesinin haberi değildir, nasb olması caiz olmaz. Bilakis فَيَكُونُ ifadesi يَقُولُ (der) ifadesine atıf harfidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)