فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ ٢٢٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فِي | (hakkında) |
|
| 2 | الدُّنْيَا | dünya |
|
| 3 | وَالْاخِرَةِ | ve ahiret |
|
| 4 | وَيَسْأَلُونَكَ | ve sana soruyarlar |
|
| 5 | عَنِ | -den |
|
| 6 | الْيَتَامَىٰ | öksüzler- |
|
| 7 | قُلْ | de ki |
|
| 8 | إِصْلَاحٌ | ıslah etmek |
|
| 9 | لَهُمْ | onları(n durumlarını) |
|
| 10 | خَيْرٌ | hayırlıdır |
|
| 11 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 12 | تُخَالِطُوهُمْ | onlara karışırsanız |
|
| 13 | فَإِخْوَانُكُمْ | sizin kardeşlerinizdir |
|
| 14 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 15 | يَعْلَمُ | bilir |
|
| 16 | الْمُفْسِدَ | bozanı |
|
| 17 | مِنَ | -den |
|
| 18 | الْمُصْلِحِ | ıslah eden- |
|
| 19 | وَلَوْ | ve eğer |
|
| 20 | شَاءَ | dileseydi |
|
| 21 | اللَّهُ | Allah |
|
| 22 | لَأَعْنَتَكُمْ | sizi zora sokardı |
|
| 23 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 24 | اللَّهَ | Allah |
|
| 25 | عَزِيزٌ | daima üstündür |
|
| 26 | حَكِيمٌ | hüküm ve hikmet sahibidir |
|
فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ
فِي الدُّنْيَا car mecruru, önceki ayetteki تَتَفَكَّرُونَ fiilline mütealliktir. Önceki ayette muzâf mahzuftur. Takdiri, تتفكرون في أمر الدنيا şeklindedir. الْاٰخِرَةِ atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ
Fiil cümlesidir. يَسْـَٔلُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ الْيَتَامٰى car mecruru يَسْـَٔلُونَكَ fiiline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘ dir. Mekulü’l kavl اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ ’ dur. قُلۡ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. اِصْلَاحٌ mübteda olup damme ile merfûdur. لَهُمْ car mecruru اِصْلَاحٌ ‘ nun mahzuf sıfatına veya اِصْلَاحٌ ‘ a mütealliktir. خَيْرٌ haber olup damme ile merfûdur.
خَيْرٌۜ ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُخَالِطُو şart fiili olup, نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِخْوَانُكُمْ mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, فهم إخوانكم (Onlar kardeşlerinizdir.) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمۡ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’ si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’ si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’ si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُخَالِطُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi خلط ’dır.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. یَعۡلَمُ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَعْلَمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. الْمُفْسِدَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَ الْمُصْلِحِ car mecruru الْمُفْسِدَ ‘ nün mahzuf haline mütealliktir.
الْمُصْلِحِ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
الْمُفْسِدَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَوۡ gayri cazim şart harfidir. شَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Fiilin mef’ûlu bihi mahzuftur. Takdiri, إعناتكم (Sıkıntılarınız) şeklindedir.
لَ harfi لَوْ ’ in cevabının başına gelen rabıtadır.
اَعْنَتَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Muttasıl zamir كُمۡ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
اَعْنَتَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عنت ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَزِیزٌ kelimesi اِنَّ ‘ nin haberi olup, damme ile merfûdur. حَك۪يمٌ ikinci haberi olup, damme ile merfûdur.
عَز۪يزٌ - حَك۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ
Önceki ayetin devamı olan bu ayette فِي الدُّنْيَا car-mecruru önceki ayette تَتَفَكَّرُونَۙ fiiline mütealliktir. وَالْاٰخِرَةِۜ , tezat nedeniyle فِي الدُّنْيَا ‘ya atfedilmiştir.
فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ ibaresinde istiare vardır. Burada zarfiyye olan فِي harfi, kendi manasında kullanılmamıştır. Dünya ve ahiret hayatı içine girilmeye müsait bir şey değildir. Fakat durumu mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf على yerine kullanılmıştır. Dünya ve ahirette bulunmak, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhâfaza edilmesine benzetilmiştir.
فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ kelimeleri arasında tıbak-ı îcâb sanatı vardır.
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ
Ayet içki ve kumardan sonra gelmiş. İçki ve kumarın da çocukların yetim kalmasına sebep olduğu düşünülebilir. Ayrıca içki ve kumar tehlikesine en çok onlar düşebilir de diyebiliriz, çünkü aile koruması yoktur.
Ayetin bu cümlesi 219. ayetteki … يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِۜ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عَنِ الْيَتَامٰى car mecruru يَسْـَٔلُونَكَ fiiline mütealliktir.
Bu cümle gibi یَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ kalıbıyla başlayan 217 ve 219. ayetlerle bu ayet arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
‘İstemek’ manasındaki سْـَٔل fiili, عَنِ harfi ceriyle kullanıldığında, sormak anlamına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ
Ayetin ikinci cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
لَهُمْ car mecruru اِصْلَاحٌ ‘ un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اِصْلَاحٌ bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
اِصْلَاحٌ ’daki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder.
خَيْرٌ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
اِصْلَاحٌ - خَيْرٌۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Konu yetimlere geçmiş olmakla beraber birbiri ile alakalıdır. Daha önce savaştan bahsedilmişti. Savaşta da insanlar ölüyor ve yetimler kalıyordu. Burada da onların islahı için çalışmak emredilmiştir.
Ayetteki "hayır" tabirinin manası, yetimin bakımını üzerine alan kimsenin hali ile ilgilidir. Yani "Bu iş, onun bakımını üzerine alan kimse için, yetimin hakkı hususunda kusurlu davranmasından daha hayırlıdır." Bu ifade yine yetimin hali ile de ilgilidir. Yani, "Bu iş onun kendi halinin ve malının ıslahını temin edeceği için yetim hakkında da hayırlıdır." Buna göre, خَيْرٌۜ kelimesi, yetimin ve velisinin bütün işleriyle alakalı bir tabirdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayet içki ve kumardan sonra gelmiş. İçki ve kumarın da çocukların yetim kalmasına sebep olduğu düşünülebilir. Ayrıca içki ve kumar tehlikesine en çok onlar düşebilir de diyebiliriz, çünkü aile koruması yoktur.
وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ
Cümle وَ ’ la mekulü’l-kavl olan اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ cümlesine atfedilmiştir.
Şart üslubundaki cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.
Şart cümlesi müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen فَاِخْوَانُكُمْ cümlesi şartın cevabıdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اِخْوَانُكُمْۜ izafeti, takdiri هم (Onlar) olan mahzuf mübtedanın haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
فَإِخۡوَ ٰنُكُمۡۚ sözünde istiare sanatı vardır. Kelime, yakınlık anlamında müstear olmuştur.
Bu cümle yetimlerle haşır neşir olmaya teşvik etmektedir. Yani onlar sizin din kardeşlerinizdir. Kardeşin hakkı da onunla karışmaktır. Karışmaktan maksat hısımlıktır da denilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Kelbî şöyle demiştir: [Yetimler hakkında soruyorlar] demek; “Yetimlerle birlikte yaşamak hakkında soruyorlar.” demektir. [Onları iyi yetiştirmek daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir.] şeklindeki cevap da bunu göstermektedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Kâdi şöyle demiştir: "Bu ifade, bilgi, terbiye ve fazilet üzere yetişmesi için, yetimin işlerini yoluna koymak, onu terbiye etmek ve benzeri diğer şeyleri yerine getirmeyi içine alır. Çünkü bu iş, yetim için, onun durumunu ticaret yoluyla düzeltmekten daha tesirlidir. Buna yine; harcamaları malını tüketmesin diye onun ticaret yoluyla ıslah edilmesi ve Cenab-ı Hakk'ın وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ [yetimlere mallarını verin, temizi murdar olan ile değişmeyin] (Nisa, 2) ayetinin ifade ettiği şey de dahildir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak ve ikazı artırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Müsned olan يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مِنَ الْمُصْلِحِ car-mecruru, الْمُفْسِدَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
الْمُفْسِدَ - الْمُصْلِحِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Her ikisi de ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.
اِصْلَاحٌ - الْمُصْلِحِۜ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu cümlede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Hem vaad hem vaid içeren ‘Allah bozguncuyu, yapıcı olandan ayırır’ manasına, gereken cezayı verir manası idmac edilmiştir.
Cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır.
وَٱللَّهُ یَعۡلَمُ ٱلۡمُفۡسِدَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِۚ [Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır.] cümlesinde یَعۡلَمُ fiiline atıf için وَ yerine مِنَ kullanılarak ميز (ayırmak) fiilinin anlamı kazandırılmıştır. Zemahşerî “tazmin”nin gayesinin iki anlamı birlikte vermek olduğunu belirtmiştir. Tazmin, iki anlamı en kısa uslupla bir araya getirme yoludur. Bir fiil ve başka bir fiille kullanılan bir cer harfi, birlikte kullanılarak aynı anda iki fiilin anlamı elde edilmektedir. Tazmin, bir fiilin belâgat gayesiyle başka bir fiilin anlamına delalet ettiğinin kabul edilmesidir. Böylelikle birinci fiil ikinci fiilin geçişlilik, geçişsizlik ve cümlede kulllanım özelliklerini alır. (Arapçada Cer Harflerinin (Edatların) Birbirinin Yerine Kullanımı Olgusu Yusuf Karataş Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, Nüsha, Yıl: 13, Sayı: 36, 2013/I)
Burada yetimlerle bir arada kalan kişinin kastının Allah Teâlâ tarafından bilindiği ve kendisine niyetine göre karşılık verileceği ifade edilmiştir. Bu ifade en etkili söz ve tehditlerden biridir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Burada hem vaad hem de vaîd (tehdit) vardır. Çünkü Allah'ın ilmini haber vermekten maksat, bu ilmin sonucunu haber vermektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ
وَ , istînâfiyye, لَوۡ şartiyyedir. لَوۡ gayrı cazim şart edatıdır. Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmediğini bildiren bir edattır..
لَوْ harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَوْ edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوْ edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Şart üslubunda gelen terkipte müspet mazi fiil sıygasındaki شَٓاءَ اللّٰهُ cümlesi şarttır.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Şart fiili شَاۤءَ ’ nin takdiri إعناتكم (sıkıntılarınız) olan mef’ûlü mahzuftur. Bu hazif muhatabın muhayyilesini sınarlamadan düşünmesini sağlamak için yapılan îcaz sanatıdır.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Şartın cevabı olan لَ karinesiyle gelen اَعْنَتَكُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
أَعۡنَتَكُمۡ kelimesi kişiyi güç yetirilemiyecek bir meşakkate zorlamaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْ [Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı.] Yani size baktığınız yetimlerle birlikte durmayı yasaklardı ve bu size çok zor gelirdi. Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: ‘’Size darlık verirdi.’’ Mukātil şöyle demiştir: ‘’Bunu haram kılarak günaha girmenize neden olurdu.’’ Bir görüşe göre ‘’sizi helâk ederdi.’’ demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ
Müstenefe olarak fasılla gelen son cümle, إِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Hükmün illetini bildirmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Allah'ın عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında وَ olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
عَز۪يزٌ [Aziz] çok ihtiyaç duyulur, zor ulaşılır, alternatifi yok demektir. (İmam Gazali).
Önce gelen عَز۪يزُ ismini حَك۪يمُ isminin takip etmesi; O'nun aziz oluşunun, mazlumun ve hakka çağıranın zafer kazanması gibi, hikmet sahipleri tarafından övgüye lâyık bir konumda sapasağlam olduğunu belirtmek içindir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr Ankebût/26)
Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır.
Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Cümle mesel tarikinde tezyildir. Tezyil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekîd etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) Kur'an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murat sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c. 7, s. 314)
[Allah, gerçekten] kullarını meşakkate ve zora sokmaya gücü yetecek derecede bir galibiyeti haiz olup [mutlak izzet sahibidir ve] fakat O, kullarının takat kapsamı dışında kalan şeyle sorumlu tutmayacak derecede de [hikmet sahibidir.] (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t -Te’vîl)