Bakara Sûresi 219. Ayet

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِۜ قُلْ ف۪يهِمَٓا اِثْمٌ كَب۪يرٌ وَمَنَافِـعُ لِلنَّاسِۘ وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَاۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَۜ قُلِ الْعَفْوَۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَۙ  ٢١٩

Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: “Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür.” Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَسْأَلُونَكَ sana soruyorlar س ا ل
2 عَنِ -tan
3 الْخَمْرِ şarap- خ م ر
4 وَالْمَيْسِرِ ve kumardan ي س ر
5 قُلْ de ki ق و ل
6 فِيهِمَا o ikisinde vardır
7 إِثْمٌ günah ا ث م
8 كَبِيرٌ büyük ك ب ر
9 وَمَنَافِعُ ve bazı yararlar ن ف ع
10 لِلنَّاسِ insanlar için ن و س
11 وَإِثْمُهُمَا fakat onların günahı ا ث م
12 أَكْبَرُ daha büyüktür ك ب ر
13 مِنْ -ndan
14 نَفْعِهِمَا yararı- ن ف ع
15 وَيَسْأَلُونَكَ ve sana soruyorlar س ا ل
16 مَاذَا ne
17 يُنْفِقُونَ infak edeceklerini ن ف ق
18 قُلِ de ki ق و ل
19 الْعَفْوَ Af (ihtiyaçlarınızdan fazlasını) ع ف و
20 كَذَٰلِكَ böyle
21 يُبَيِّنُ açıklıyor ب ي ن
22 اللَّهُ Allah
23 لَكُمُ size
24 الْايَاتِ ayetleri ا ي ي
25 لَعَلَّكُمْ umulur ki
26 تَتَفَكَّرُونَ düşünürsünüz ف ك ر
 

Meysir, kolay olan şeydir. Kumarda kolay yoldan para kazanıldığı için adı kolaylık olmuş.

Burada infak edilecek şey için afv (lütuf, ihsan) kelimesi kullanılmış. Bu kelimenin ''fazlalık'' manasında olduğu yazılıdır. Türkçede suçu görmekten vaz geçmek manasında kullanıyoruz. Bu da bir çeşit lütuftur. Burada “kendi mülkünde olan bir şeyi başkasının mülküne geçirmek” anlamında kullanılmış. Tahkik sözlüğü bu kelimeyi birşeyden sarfı nazar etmek şeklinde tarif etmiş. Bu infakın en alt mertebesidir. Sonra nefsini kötü niyetten korumak gelir. Bu infaktan önce gerçekleşir. Yani infak etmemiz gereken kişi hakkında o bana şöyle şöyle yaptı, ona vermeyeyim gibi düşünmemek lazımdır. Sonra da hayır işlemek gelir. Dikkat edilirse 215. ayette de neyin infak edileceği sorulmuş, bu soruya cevap olarak infak edilecek yerler sayılmıştı. Burada da infak edilecek şey olarak umumi bir kelime olan afv kelimesi gelmiştir.

Bu sayfanın başındaki ilk ayette sevmediğiniz şeyler sizin için hayırlıdır geçmişti. İnfak da böyledir.

Günümüzde içkinin haram oluşu insanlara hatırlatıldığında bir kesim, onun faydası olduğunu, doktorunun kendisine tavsiye ettiğini vs. söylemektedir. Ayet içkinin faydaları olduğunu zaten teyit etmektedir. Ancak zararının faydasından daha çok olduğunu belirtmektedir.

Cahiliye arapları içki ve kumar meclislerini aynı zamanda fakir fukaraya ikram ve “meysir” adı verilen ve ayette yasaklanan kumar çeşidini fakirlere yardım için bir yol olarak görürlerdi.Veresiye bir deve alınıp oklar çekilerek kumar oynanır ,kaybedenler devenin bedelini öder ,kazananlar ise etlerini orada bulunanlara bağışlarlardı.Kur’ân bu masum yüzlü görünen kumarı yasaklamıştır.Yardımın daha meşru yolları vardır.Günümüzde hala Lasvegas gibi ekonomisini kumar üzerine kurmuş beldeler vardır.Buralardaki kumarhanelerde insanların bunalıp dışarı çıkmasını engellemek için içeri taze oksijen pompalanmakta ve kumar oynayanlara sürekli bedava içki ikramı yapılmaktadır.Lasvegas ın bağlı olduğu Nevada eyaleti Amerika da en fazla intiharın yaşandığı eyalet olarak kayıtlara geçmiştir.Ayette geçen. “Hamr-Şarap” aklı örten, sağlıklı düşünmeye imkan vermeyen her türlü içkinin ortak adıdır.

Bazı meal ve tefsirlerde zararı faydasından daha çoktur şeklinde tercüme edilmişse de, Kur’ân’ın içki ve kumar için kullandığı tamlama ”büyük günah” tır.Yani ikisinin günahı faydasından çoktur.

“Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar”

Daha önce de sormuşlardı hatırlarsanız (ayet 215) ve Allah cevap vermişti. Surenin başındaki sığırın kurban edilmesi hadisesini hatırlatıyor. Onlar sığırı kesmeyi geciktirmek veya kesmemek için soruları arttırmışlardı. Burada da yanıt sert geliyor. ”el afve (fazla olanı)” infak etsinler diyor Allah. Yani insan olarak yaşamak için gerekeni tut, gerisini ver demektir bu.

 

 Fekera فكر :

  فِكْرَةٌ  öğrenmek maksadıyla maluma meyleden kuvvedir. تَفَكُّرٌ ise bu kuvvenin akli nazara//akıl bakış açısına göre hareket etmesidir ki bu hayvanlar için değil insanlar için söz konusudur. Bu da sadece kalpte bir sûreti/şekli meydana gelebilen şeyler için kullanılır. رَجُلُ فَكِيرٌ çok düşünen adam için söylenir. Edebiyatçılardan biri şöyle demiştir:  فَرْكٌ sözcüğü ovmak fiilinin harflerinin yeri değiştirilerek oluşturulmuştur. Fakat anlamsal konularda kullanılmıştır. Bu da işlerin hakikatlerine ulaşmak için onları irdelemek ve araştırmaktır. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de iki farklı fiil formunda 18 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri fikir, tefekkür, efkar, mütefekkir, mefkure ve Fikret'tir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

  Hamr (خمر) kelimesinin aslı birşeyi örtmektir. Kendisi ile örtü yapılan şeye himâr (خِمَار) denir ki baş örtme ile ilgili olan ayette geçen humur bu kelimenin çoğuludur. Örfte kadının başını örttüğü örtü için kullanılır. Bu ayette de kullanıldığı üzere hamr aynı zamanda içki demektir. Aklın işleyiş mekanizmasını örttüğünden bu adı almıştır. Himâr kelimesinden Türkçe’ye geçen kelimeler hamur ve mahmurdur. Hamur kelimesi unun suyla mayalanıp kaybolmasından elde edildiği için böyle isimlendirilmekte olup mahmur ise sarhoşluğun verdiği uyuşukluk, sersemlik içinde bulunan kimse için kullanılmaktadır.

  İsmun kebîrun’da kastedilen büyük günah veya çok günahtır. Ayette geçen kebîr, kesîr (كَثِير) şeklinde de okunmuş olup, her iki kıraat de uygundur.

 

 

 

 يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِۜ

 

Fiil cümlesidir. يَسْـَٔلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

عَنِ الْخَمْرِ  car mecruru  يَسْـَٔلُونَكَ  fiiline mütealliktir.  الْمَيْسِرِ  atıf harfi وَ  ile makabline matuftur.


 قُلْ ف۪يهِمَٓا اِثْمٌ كَب۪يرٌ وَمَنَافِـعُ لِلنَّاسِۘ وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَاۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَۜ 

 

 Fiil cümlesidir. قُلۡ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l kavl  ف۪يهِمَٓا اِثْمٌ كَب۪يرٌ ’ dir. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen  mansubdur. 

İsim cümlesidir. ف۪يهِمَٓا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اِثْمٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. كَب۪يرٌ  kelimesi  اِثْمٌ ‘ nin sıfatı olup damme ile merfûdur.  مَنَافِـعُ  atıf harfi  وَ  ile اِثْمٌ ’ e matuftur. لِلنَّاسِ  car mecruru  مَنَافِـعُ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir.

وَ  itiraziyyedir. Haliyye olması da caizdir. اِثْمُهُمَٓا  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمَاۤ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَكْبَرُ  haber olup damme ile merfûdur. مِنْ نَفْعِهِمَا  car mecruru أَكۡبَرُ  ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَسْـَٔلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مَاذَا  istifham ismi, amili  يُنْفِقُونَ  ‘nin mukaddem mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur. 

یُنفِقُونَ  fiili  نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَاذَا  ifadesi  يَسْـَٔلُونَ  fiilinin ikinci mef’ûlu olarak mahallen mansubdur. 

ماذا ينفقون  ibaresi  یَسۡـَٔلُونَكَ  fiilinin ikinci mef’ûludur. ما  mübteda ve istifham harfidir. ذا haber olup ism-i mevsûl olan  الذي  manasındadır.(Ahmet bin Hırât, El’müctebî min-müşkil İrabi’l Kur’an) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

یُنفِقُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  نفق ’ dir. 

İf’al babı fiille ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekana duhul, temkin (imkan sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

كَب۪يرٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

أَكۡبَرُ  ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 


قُلِ الْعَفْوَۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَۙ

 

Fiil cümlesidir. قُلِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l kavl الْعَفْوَ ’ dir. ٱلۡعَفۡوَ  mahzuf fiilin mef’ûlun bihidir. Takdiri, أنفقوا (infak ederler) şeklindedir.

كَ  harfi cerdir. مثل (gibi) manasındadır. Bu ibare, amili  تبيّنا  olan mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. ذا  işaret ism-i sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك  ise muhatap zamiridir.  

یُبَیِّنُ  damme ile merfû muzari fiildir. ٱللَّهُ  lafza-i celâli fail olup damme ile merfûdur. لَكُمُ car mecruru  یُبَیِّنُ  fiiline mütealliktir.  الْاٰيَاتِ  mef’ûlun bih olup kesra ile mansubdur. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. 

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.

كُمْ  muttasıl zamiri, لَعَلَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَتَفَكَّرُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَتَفَكَّرُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. 

یُبَیِّنُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بين ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

تَتَفَكَّرُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındandır. Sülâsîsi فكر ’ dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِۜ


Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

‘İstemek’ manasındaki  سْـَٔل  fiili, عَنِ  harfi ceriyle kullanıldığında, sormak anlamına gelir. Bu tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْخَمْرِ - الْمَيْسِرِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Bu cümlede hazif yoluyla îcaz sanatı vardır. Tak­diri; عن حكم الخمر والميسر (İçki ve kumarın hükmü hakkında) şeklindedir. 

İstînâfiyye, İslam öncesi dönemde insanlar üzerinde galip gelen iki eylemi, yani şarap içmeyi ve kumarı geçersiz kılmak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ  [Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar.] Önceki ayetlerde cihad konusundan bahsedilmişti. Cihad ancak mal ve insanların dayanışması sayesinde yapılabilir. İçki ve kumar ise malı götürür ve insanlar arasındaki dayanışmayı yok eder. Bu sebeple onlardan kaçınsınlar ve daha güçlü bir şekilde cihad edebilsinler diye Cenab-ı Hak bu ikisinin haram olduğunu beyan etmiştir. Burada ashab-ı kiramın sorduğu sorular bir araya getirilerek cevaplanmaktadır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

الْخَمْرِ  kelimesi müştak bir isimdir. خَمَرَ  fiilinin masdarıdır. Kaynayıp yoğunlaşınca köpürerek sarhoş edici hale gelen üzüm suyuna denir. Bu şekle gelmiş üzüm suyu; aklın, ahlakî davranışlarına engel olduğu için mecazen örtmek manasındaki ٱلۡخَمۡرِ kelimesiyle isimlendirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

الْمَيْسِرِ  kelimesi يَسَر - يُسُر  kökünden mimli masdar olarak ‘’kumar oynamak’’ anlamındadır. Kumarda kolaylıkla zahmetsiz mal çarpmak veya çarptırmak vardır. Kumar demek de zar gibi ne olacağı belli olmayan tehlikeli bir şeye bağlanarak mal vermek veya almak demektir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)     

خَمْر  aslında örtmek anlamındadır. Sıkılmış ve köpük alıncaya kadar kaynatılmış üzüm suyuna  خَمْر  denilmesinin sebebi insanın aklını ve temyiz kudretini örttüğü içindir. Akıl ve temyizi haczettiği için ona  سَكَر  de denir.

الميسر - kumar, يُسْر (kolaylık) kökünden gelir. Çalışmadan, yorulmadan elde edilen bir kazanç olduğu için bu isim verilmiştir. Onun  يَسَار - servet kökünden geldiği de söylenir. Kumar, serveti götürdüğü için bu isim verilmiş olabilir. O zamanlar bu kumar kıdah, ezlâm ve aklâm dedikleri aletlerle oynanıyordu. (Ebüssuûd, İrşâdü ’l-Akli’s-Selîm)


 قُلْ ف۪يهِمَٓا اِثْمٌ كَب۪يرٌ وَمَنَافِـعُ لِلنَّاسِۘ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ف۪يهِمَٓا اِثْمٌ كَب۪يرٌ وَمَنَافِـعُ لِلنَّاسِۘ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  ف۪يهِمَٓا  , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اِثْمٌ , muahhar mübtedadır. اِثْمٌ ’ daki tenvin nev, kesret ve tahkir ifade eder. 

اِثْمٌ  için sıfat olan  كَب۪يرٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

كَب۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

اِثْمٌ ‘ün maddi bir varlık sıfatı olan büyük manasındaki  كَب۪يرٌ  ile sıfatlanması istiaredir. Canlılara mahsus olan bu sıfatla nitelenerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

كَب۪يرٌ  kelimesi, asıl olarak bütün çeşitleriyle cüssedeki büyüklüğü ifade eder. Kuvvetli olmak, çokluk, yaşlılık ve ahlaksızlık manasında mecazdır. Hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Kuvvetli olmak; kişideki cüssenin büyüklüğüne benzetilmiştir. Çünkü bu kuvvetli oluş bilinen bir şeydir. Burada makam karinesi ile günahlarıni büyüklüğü anlamındadır. Benzer şekilde günahlara da kebîre denmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Bakara/216)

مَنَافِـعُ  tezat nedeniyle  اِثْمٌ ‘a  atfedilmiştir. لِلنَّاسِ  car mecruru  مَنَافِـعُ ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

مَنَافِـعُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

وَاِثْمُهُمَٓا اَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَاۜ


 

وَ , itiraziyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Birbirini takip eden iki cümle arasına gelen ara cümle, beliğ kelâmın güzelliğini daha da artırır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)

İtiraz cümleleri vasıtasıyla, bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)

Cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

مِنْ نَفْعِهِمَاۜ  car-mecruru, ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade eden اَكْبَرُ ‘ya mütealliktir.

اِثْمٌ ‘ün  maddi bir varlık sıfatı olan büyük manasındaki  كَب۪يرٌ  kelimesine isnad edilmesinde istiare sanatı vardır. Canlılara mahsus olan bu sıfata isnad edilerek cansız olan  اِثْمُ , canlı bir varlık yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

كَب۪يرٌ  kelimesi, asıl olarak bütün çeşitleriyle cüssedeki büyüklüğü ifade eder. Kuvvetli olmak, çokluk, yaşlılık ve ahlaksızlık manasında mecazdır. Hissi birşeyin akli bir şeye benzetilmesi açısından istiaredir. Kuvvetli olmak; kişideki cüssenin büyüklüğüne benzetilmiştir. Çünkü bu kuvvetli oluş bilinen bir şeydir. Burada makam karinesi ile günahlarıni büyüklüğü anlamındadır. Benzer şekilde günahlara da kebîre denmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Bakara/216)

كَب۪يرٌ - أَكۡبَرُ  ve  مَنَـٰفِعُ - نَّفۡعِهِمَاۗ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِثْمٌ  ve  هِمَاۜ , ayette önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu tekrarda reddü’l-acüz ale’s-sadr ve ıtnâb sanatları vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


وَيَسْـَٔلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَۜ

 

Ayetin bu cümlesi atıf harfi  وَ ‘la ilk  یَسۡـَٔلُونَكَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İstifham üslubunda gelen  مَاذَا يُنْفِقُونَ  cümlesi  يَسْـَٔلُونَكَ  fiilinin ikinci mef’ûlüdür. Muzari fiil sıygasında gelerek hudus teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

مَاذَا , istifham harfi olarak  يُنْفِقُونَ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

İstifhâm ismi  مَاذَا , amili olan  يُنْفِقُونَ  ’ye takdim edilmiştir. İstifham isimleri sadaret hakkı nedeniyle takdim edilir.

يَسْـَٔلُونَكَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

یَسۡـَٔلُونَ  kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. "Ey iman edenler!" şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut - Belagat)

 

 

قُلِ الْعَفْوَۜ

 

Ayetin ikinci cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  الْعَفْوَ  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.  الْعَفْوَ  mahzuf bir fiilin mef’ûlüdür. Takdiri; أنفقوا (İnfak edin) şeklindedir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

قُلِ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Burada  الْعَفْوَ , ihtiyaçtan fazlası manasına gelir. Böylece infak etmek insanlar için kolaylaşmış olur. Onlara zor gelmez. Allah Teâlâ infakı insanlar için kolaylaştırdığını bildirmiştir. Onlara bu işi zorlaştırmamıştır. Sadaka ve infakı israf ve cimrilik olmayacak şekilde emretmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

الْعَفْوَ  kelimesindeki harf-i tarif, cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Allah infakı teşvik için burada العَفْوَ  kelimesini bütün infaklar manasında kullanmıştır. Bu da harcamaktan kastedilenin gönüllü harcama olduğuna dair delilidir. (Âşûr, Et - Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Onlara mallarından infak etmeleri emredildiği zaman, bu durum nefislerine çok ağır geldi ve kendilerini sıkıntıya sokacak şekilde infak edeceklerini sandılar. Nasıl infak edeceklerini sordular ve kendilerine ahiretlerinde fayda sağlayacak, dünyalarında şefkatle yaklaşacak bir karşılık buldular. Kendilerine ağır gelmeyecek bir infakla sorumlu tutuldular. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)


كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

كَذٰلِكَ , amili   يُبَيِّنُ  olan mahzuf bir mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Cümlenin takdiri, تبيّنا كذلك şeklindedir.

Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle önemini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile Allah’ın hükümlerine işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur.Durumun ciddiyetinin derecesini göstermek bakımından da dikkat çekicidir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  يُبَيِّنُ  fiiline müteallik car-mecrur  لَكُمُ , ihtimam için, mef’ûl olan  الْاٰيَاتِ ‘ye takdim edilmiştir.

Ayetlerin açıklanması, onların anlaşılabilir ve manası vazıh olarak indirilmeleridir; yoksa önceleri karışık ve anlaşılmaz iken sonrasında açıkladı demek değildir.

كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمُ الْاٰيَاتِ  cümlesinde mürsel mücmel teşbih vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

يُبَيِّنُ  [tebyin eder, açıklar] buyurulmak suretiyle istikbal kipinin kullanılması bunu insan zihninde canlandırmak içindir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)  

Müşarun ileyhin beyan konusundaki kemali dolayısıyla tazim için uzak için kullanılan işaret ismi tercih edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen işaret ismi ile  ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhân/54, c. 5, s. 177, 205)

لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَۙ

 

 Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.

“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لَعَلَّ  edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub;  “ لَعَلَّ  kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تَتَفَكَّرُونَ ’nin muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.