11 Nisan 2024
Bakara Sûresi 220-224 (34. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Bakara Sûresi 220. Ayet

فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ  ٢٢٠


Dünya ve ahiret hakkında düşünesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: “Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فِي (hakkında)
2 الدُّنْيَا dünya د ن و
3 وَالْاخِرَةِ ve ahiret ا خ ر
4 وَيَسْأَلُونَكَ ve sana soruyarlar س ا ل
5 عَنِ -den
6 الْيَتَامَىٰ öksüzler- ي ت م
7 قُلْ de ki ق و ل
8 إِصْلَاحٌ ıslah etmek ص ل ح
9 لَهُمْ onları(n durumlarını)
10 خَيْرٌ hayırlıdır خ ي ر
11 وَإِنْ ve eğer
12 تُخَالِطُوهُمْ onlara karışırsanız خ ل ط
13 فَإِخْوَانُكُمْ sizin kardeşlerinizdir ا خ و
14 وَاللَّهُ Allah
15 يَعْلَمُ bilir ع ل م
16 الْمُفْسِدَ bozanı ف س د
17 مِنَ -den
18 الْمُصْلِحِ ıslah eden- ص ل ح
19 وَلَوْ ve eğer
20 شَاءَ dileseydi ش ي ا
21 اللَّهُ Allah
22 لَأَعْنَتَكُمْ sizi zora sokardı ع ن ت
23 إِنَّ şüphesiz
24 اللَّهَ Allah
25 عَزِيزٌ daima üstündür ع ز ز
26 حَكِيمٌ hüküm ve hikmet sahibidir ح ك م

 

  فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ

 

فِي الدُّنْيَا  car mecruru, önceki ayetteki  تَتَفَكَّرُونَ  fiilline mütealliktir. Önceki ayette muzâf mahzuftur. Takdiri, تتفكرون في أمر الدنيا  şeklindedir.  الْاٰخِرَةِ  atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.

 وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ 

 

 

Fiil cümlesidir. يَسْـَٔلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنِ الْيَتَامٰى  car mecruru  يَسْـَٔلُونَكَ  fiiline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘ dir. Mekulü’l kavl  اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ ’ dur. قُلۡ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  اِصْلَاحٌ  mübteda olup damme ile merfûdur.  لَهُمْ  car mecruru   اِصْلَاحٌ ‘ nun mahzuf sıfatına veya اِصْلَاحٌ ‘ a mütealliktir.  خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. 

خَيْرٌۜ  ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُخَالِطُو  şart fiili olup, نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

اِخْوَانُكُمْ  mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, فهم إخوانكم (Onlar kardeşlerinizdir.) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’ si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’ si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’ si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُخَالِطُو  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  خلط ’dır. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. یَعۡلَمُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. يَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. الْمُفْسِدَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مِنَ الْمُصْلِحِ  car mecruru  الْمُفْسِدَ  ‘ nün mahzuf haline mütealliktir.

الْمُصْلِحِ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

الْمُفْسِدَ , sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَوۡ  gayri cazim şart harfidir. شَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Fiilin mef’ûlu bihi mahzuftur. Takdiri, إعناتكم (Sıkıntılarınız) şeklindedir. 

لَ  harfi  لَوْ ’ in cevabının başına gelen rabıtadır.

اَعْنَتَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Muttasıl zamir  كُمۡ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

اَعْنَتَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  عنت ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

 

 اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَزِیزٌ  kelimesi  اِنَّ ‘ nin haberi olup, damme ile merfûdur.  حَك۪يمٌ  ikinci haberi olup, damme ile merfûdur. 

عَز۪يزٌ - حَك۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ

 

Önceki ayetin devamı olan bu ayette  فِي الدُّنْيَا car-mecruru önceki ayette  تَتَفَكَّرُونَۙ  fiiline mütealliktir.  وَالْاٰخِرَةِۜ  , tezat nedeniyle  فِي الدُّنْيَا ‘ya atfedilmiştir.

فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِۜ  ibaresinde istiare vardır. Burada zarfiyye olan  فِي  harfi, kendi manasında kullanılmamıştır. Dünya ve ahiret hayatı içine girilmeye müsait bir şey değildir. Fakat durumu mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf  على  yerine kullanılmıştır. Dünya ve ahirette bulunmak, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhâfaza edilmesine benzetilmiştir.

فِي الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ  kelimeleri arasında tıbak-ı îcâb sanatı vardır. 

 

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْيَتَامٰىۜ

 

Ayet içki ve kumardan sonra gelmiş. İçki ve kumarın da çocukların yetim kalmasına sebep olduğu düşünülebilir. Ayrıca içki ve kumar tehlikesine en çok onlar düşebilir de diyebiliriz, çünkü aile koruması yoktur.

Ayetin bu cümlesi 219. ayetteki … يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِۜ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

عَنِ الْيَتَامٰى  car mecruru  يَسْـَٔلُونَكَ  fiiline mütealliktir.

Bu cümle gibi  یَسۡـَٔلُونَكَ عَنِ  kalıbıyla başlayan 217 ve 219. ayetlerle bu ayet arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

‘İstemek’ manasındaki  سْـَٔل  fiili, عَنِ  harfi ceriyle kullanıldığında, sormak anlamına gelir. Bu tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ

 

Ayetin ikinci cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

لَهُمْ  car mecruru  اِصْلَاحٌ ‘ un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اِصْلَاحٌ  bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.  

اِصْلَاحٌ ’daki nekrelik nev, kesret ve tazim  ifade eder.

خَيْرٌ  mübalağalı ism-i fail kalıbı olan ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. 

اِصْلَاحٌ - خَيْرٌۜ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

Konu yetimlere geçmiş olmakla beraber birbiri ile alakalıdır. Daha önce savaştan bahsedilmişti. Savaşta da insanlar ölüyor ve yetimler kalıyordu. Burada da onların islahı için çalışmak emredilmiştir.

Ayetteki "hayır" tabirinin manası, yetimin bakımını üzerine alan kimsenin hali ile ilgilidir. Yani "Bu iş, onun bakımını üzerine alan kimse için, yetimin hakkı hususunda kusurlu davranmasından daha hayırlıdır." Bu ifade yine yetimin hali ile de ilgilidir. Yani, "Bu iş onun kendi halinin ve malının ıslahını temin edeceği için yetim hakkında da hayırlıdır." Buna göre, خَيْرٌۜ  kelimesi, yetimin ve velisinin bütün işleriyle alakalı bir tabirdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)  

Ayet içki ve kumardan sonra gelmiş. İçki ve kumarın da çocukların yetim kalmasına sebep olduğu düşünülebilir. Ayrıca içki ve kumar tehlikesine en çok onlar düşebilir de diyebiliriz, çünkü aile koruması yoktur.


  وَاِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَاِخْوَانُكُمْۜ 


Cümle  وَ ’ la mekulü’l-kavl olan  اِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌۜ  cümlesine atfedilmiştir. 

Şart üslubundaki cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır.

Şart cümlesi müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen  فَاِخْوَانُكُمْ  cümlesi şartın cevabıdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. اِخْوَانُكُمْۜ  izafeti, takdiri  هم (Onlar) olan mahzuf mübtedanın haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

فَإِخۡوَ ٰ⁠نُكُمۡۚ  sözünde istiare sanatı vardır. Kelime, yakınlık anlamında müstear olmuştur. 

Bu cümle yetimlerle haşır neşir olmaya teşvik etmektedir. Yani onlar sizin din kardeşlerinizdir. Kardeşin hakkı da onunla karışmaktır. Karışmaktan maksat hısımlıktır da denilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Kelbî şöyle demiştir: [Yetimler hakkında soruyorlar] demek; “Yetimlerle birlikte yaşamak hakkında soruyorlar.” demektir. [Onları iyi yetiştirmek daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir.] şeklindeki cevap da bunu göstermektedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Kâdi şöyle demiştir: "Bu ifade, bilgi, terbiye ve fazilet üzere yetişmesi için, yetimin işlerini yoluna koymak, onu terbiye etmek ve benzeri diğer şeyleri yerine getirmeyi içine alır. Çünkü bu iş, yetim için, onun durumunu ticaret yoluyla düzeltmekten daha tesirlidir. Buna yine; harcamaları malını tüketmesin diye onun ticaret yoluyla ıslah edilmesi ve Cenab-ı Hakk'ın  وَاٰتُوا الْيَتَامٰٓى اَمْوَالَهُمْ وَلَا تَتَبَدَّلُوا الْخَب۪يثَ بِالطَّيِّبِۖ  [yetimlere mallarını verin, temizi murdar olan ile değişmeyin] (Nisa, 2) ayetinin ifade ettiği şey de dahildir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

  

وَاللّٰهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ

 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak ve ikazı artırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Müsned olan  يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِۜ  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنَ الْمُصْلِحِ  car-mecruru, الْمُفْسِدَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

الْمُفْسِدَ - الْمُصْلِحِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Her ikisi de ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

اِصْلَاحٌ - الْمُصْلِحِۜ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu cümlede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Hem vaad hem vaid içerenAllah bozguncuyu, yapıcı olandan ayırır’ manasına, gereken cezayı verir manası idmac edilmiştir.

Cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır.

وَٱللَّهُ یَعۡلَمُ ٱلۡمُفۡسِدَ مِنَ ٱلۡمُصۡلِحِۚ [Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır.] cümlesinde  یَعۡلَمُ fiiline atıf için  وَ  yerine  مِنَ  kullanılarak ميز (ayırmak) fiilinin anlamı kazandırılmıştır. Zemahşerî “tazmin”nin gayesinin iki anlamı birlikte vermek olduğunu belirtmiştir. Tazmin, iki anlamı en kısa uslupla bir araya getirme yoludur. Bir fiil ve başka bir fiille kullanılan bir cer harfi, birlikte kullanılarak aynı anda iki fiilin anlamı elde edilmektedir. Tazmin, bir fiilin belâgat gayesiyle başka bir fiilin anlamına delalet ettiğinin kabul edilmesidir. Böylelikle birinci fiil ikinci fiilin geçişlilik, geçişsizlik ve cümlede kulllanım özelliklerini alır. (Arapçada Cer Harflerinin (Edatların) Birbirinin Yerine Kullanımı Olgusu Yusuf Karataş  Eskişehir Osmangazi Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, Nüsha, Yıl: 13, Sayı: 36, 2013/I)

Burada yetimlerle bir arada kalan kişinin kastının Allah Teâlâ tarafından bilindiği ve kendisine niyetine göre karşılık verileceği ifade edilmiştir. Bu ifade en etkili söz ve tehditlerden biridir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Burada hem vaad hem de vaîd (tehdit) vardır. Çünkü Allah'ın ilmini haber vermekten maksat, bu ilmin sonucunu haber vermektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

 وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْۜ


وَ , istînâfiyye,  لَوۡ  şartiyyedir. لَوۡ  gayrı cazim şart edatıdır. Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmediğini bildiren bir edattır.. 

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Şart üslubunda gelen terkipte müspet mazi fiil sıygasındaki  شَٓاءَ اللّٰهُ  cümlesi şarttır.

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Şart fiili  شَاۤءَ ’ nin takdiri  إعناتكم (sıkıntılarınız) olan mef’ûlü mahzuftur. Bu hazif muhatabın muhayyilesini sınarlamadan düşünmesini sağlamak için yapılan îcaz sanatıdır.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Şartın cevabı olan  لَ  karinesiyle gelen  اَعْنَتَكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

أَعۡنَتَكُمۡ  kelimesi kişiyi güç yetirilemiyecek bir meşakkate zorlamaktır. (Ebüssuûd,  İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَاَعْنَتَكُمْ  [Eğer Allah dileseydi, sizi de zahmet ve meşakkate sokardı.] Yani size baktığınız yetimlerle birlikte durmayı yasaklardı ve bu size çok zor gelirdi. Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: ‘’Size darlık verirdi.’’ Mukātil şöyle demiştir: ‘’Bunu haram kılarak günaha girmenize neden olurdu.’’ Bir görüşe göre ‘’sizi helâk ederdi.’’ demektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)


اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ


Müstenefe olarak fasılla gelen son cümle, إِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Hükmün illetini bildirmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Allah'ın  عَز۪يزٌ حَك۪يمٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğu, bu sıfatların bir benzerinin olmadığı anlamına gelir. Aralarında  وَ  olmaması, Allah Teâlâ’da ikisinin de birlikte mevcudiyetini gösterir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)

عَز۪يزٌ [Aziz] çok ihtiyaç duyulur, zor ulaşılır, alternatifi yok demektir. (İmam Gazali).

Önce gelen  عَز۪يزُ  ismini  حَك۪يمُ  isminin takip etmesi; O'nun aziz oluşunun, mazlumun ve hakka çağıranın zafer kazanması gibi, hikmet sahipleri tarafından övgüye lâyık bir konumda sapasağlam olduğunu belirtmek içindir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr Ankebût/26)

Ayrıca bu sıfatlarla ayetin anlamı arasındaki mükemmel uyum, teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. 

Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Cümle mesel tarikinde tezyildir. Tezyil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekîd etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) Kur'an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in  birçok  suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murat sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c. 7, s. 314)

[Allah, gerçekten] kullarını meşakkate ve zora sokmaya gücü yetecek derecede bir galibiyeti haiz olup [mutlak izzet sahibidir ve] fakat O, kullarının takat kapsamı dışında kalan şeyle sorumlu tutmayacak derecede de [hikmet sahibidir.] (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t -Te’vîl) 

Bakara Sûresi 221. Ayet

وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّٰى يُؤْمِنَّۜ وَلَاَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْۚ وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَتّٰى يُؤْمِنُواۜ وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ اَعْجَبَكُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِه۪ۚ وَيُبَيِّنُ اٰيَاتِه۪ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ۟  ٢٢١


İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 تَنْكِحُوا evlenmeyin ن ك ح
3 الْمُشْرِكَاتِ müşrik (Allah’a ortak koşan) kadınlarla ش ر ك
4 حَتَّىٰ kadar
5 يُؤْمِنَّ inanıncaya ا م ن
6 وَلَأَمَةٌ bir cariye ا م و
7 مُؤْمِنَةٌ inanan ا م ن
8 خَيْرٌ daha hayırlıdır خ ي ر
9 مِنْ -dan
10 مُشْرِكَةٍ ortak koşan (hür) kadın- ش ر ك
11 وَلَوْ ve eğer
12 أَعْجَبَتْكُمْ hoşunuza gitse bile ع ج ب
13 وَلَا
14 تُنْكِحُوا evlendirmeyin ن ك ح
15 الْمُشْرِكِينَ ortak koşan erkeklerle ش ر ك
16 حَتَّىٰ kadar
17 يُؤْمِنُوا iman edinceye ا م ن
18 وَلَعَبْدٌ ve bir köle ع ب د
19 مُؤْمِنٌ inanan ا م ن
20 خَيْرٌ daha hayırlıdır خ ي ر
21 مِنْ -ten
22 مُشْرِكٍ müşrik erkek- ش ر ك
23 وَلَوْ eğer
24 أَعْجَبَكُمْ hoşunuza gitse bile ع ج ب
25 أُولَٰئِكَ (Zira) onlar
26 يَدْعُونَ çağırıyorlar د ع و
27 إِلَى
28 النَّارِ ateşe ن و ر
29 وَاللَّهُ Allah ise
30 يَدْعُو çağırıyor د ع و
31 إِلَى
32 الْجَنَّةِ cennete ج ن ن
33 وَالْمَغْفِرَةِ ve mağfirete غ ف ر
34 بِإِذْنِهِ izniyle ا ذ ن
35 وَيُبَيِّنُ ve açıklar ب ي ن
36 ايَاتِهِ ayetlerini ا ي ي
37 لِلنَّاسِ insanlara ن و س
38 لَعَلَّهُمْ umulur ki
39 يَتَذَكَّرُونَ düşünürler ذ ك ر

A’cebe, Arapçada olumlu bir mana taşır. Hayrete düşürecek kadar güzel demektir.

Bu ayette de mukabeleler var. Mananın tam olarak yerleşmesi istenmiş.

Peygamber Efendimiz s.a.v.’in hadisi: Evlenirken üç şeye bakın: soy, güzellik ve din. Siz dindar olanı seçin. İnsan sevdiği kişiden etkilenir. Bunun için müşrikle evlenmek küfre yol açabilir.

Kur’ân sadece ne yiyip ne içeceğinizi, nasıl giyinip nasıl infak edeceğinizi söyleyen bir din değildir. Bilakis hayatın her alanına dokunur. Önceki ayetlerde Allah yolunda hicretten bahsedilmişti. Hicretten sonra ortaya çıkabilecek olası evlilik durumlarını düzenliyor bu ayet. İyi bir evlilik iyi çocukları iyi çocuklar da sağlıklı bir toplumu oluşturur. İyi bir evliliğin temelleri için ana kural veriliyor.” Müşrik kadınlarla evlenmeyin.” Kur’ân kitap ehli olanlarla müşrikleri ayrı tutar.

Önce erkeklere “La tenkihu” yani evlenmeyin, sonra bekar kadınlara ”müşrik erkeklerle evlenmeyin” hitabıdır. Ama sorumluluk, kadının velisi olan erkekte olduğu için hitap yine erkeklere” müşrik erkeklerle (mümin kadınları) evlendirmeyin” şeklindedir.

  Şerake شرك :

  شِرْكٌ ister maddi ister manevi olsun, bir şeyin iki ve daha fazla kişiye ait olmasıdır. İnsan ve atın canlılıkta, iki atın koyu kestane ve siyah renkte ortak olmaları gibi.. Yine örneğin tuzak hakkında الشَرَك kelimesinin kullanılması, onun avlanma işleminde  avcıyla münasebeti sebebiyledir.

  İnsanın dinde şirk koşması iki çeşittir; 1- Büyük şirk Allah`ın ortağı olduğunu iddia etmektir. Bu küfrün en büyüğüdür. 2- Küçük şirk Bazı işlerde Allah'ın yanı sıra başkasının da hoşnutluğunu gözetmektir. Buda ayetlerde işaret edilen riya ve nifaktır. Şu ayet her iki şirk çeşidini de içermektedir, 18/110 قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اَنَّـمَٓا اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ رَبِّه۪ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّه۪ٓ اَحَداً Kimisi ayette geçen müşriklerden kastedilenin Ehli Kitabın dışındakiler olduğunu söyler. 
  كفر- شرك  farkına gekince; küfrün birçok özelliği vardır. Küfrün her bir hasleti imandan bir haslete zıddır. Çünkü kul küfürden bir haslet işlediği zaman imandan bir haslet yitirmiş olur. Şirk ise tek bir haslettir. Şirk Allah ile birlikte yada Allah dışında ilah icad etmektir. Şirk kelimesinin türeyişi bu anlamdan kaynaklanmaktadır. Küfrün asıl anlamı nankörlük etmek, zıddı ise şükürdür. Allah'a küfrün zıddı imandır. Ancak imanını yitirene Allah'ın haklarını ve verdiği nimetlere karşılık şükretme yükümlülüğünü zayi ettiği için kafir denilmiştir. Dolayısıyla o nimetleri kafir(örten) gibi olmuştur. Gerçek anlamda şirkin zıddı ihlastır. Daha sonra her tür küfür hakkında kullanıldığı için şirkin zıddı da iman olmuştur. Allah'ın nimetlerini inkar konumunda olmayan birinin kafir diye isimlendirilmesi caiz değildir. Çünkü küfür kelimesinin taşıdığı masiyet çok büyüktür. Küfür de iman gibi şeri bir isimdir.

 İnsan her halukarda  ya muvahhid yada müşrik olmaktan soyutlanamaz. (Müfredat-Tahqiq-Furuq) 

  Kuran’ı Kerim’de pekçok türevleriyle 168 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri iştirak, müşterek, şirk, müşrik, şerik ve şirkettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

 

وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّٰى يُؤْمِنَّۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَنْكِحُوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. الْمُشْرِكَاتِ  mef’ulun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يُؤْمِنَّ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, حَتّٰى  harf-i ceriyle  تَنْكِحُوا  fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. 

يُؤْمِنَّ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiil olup, mahallen mansubdur. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak.Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

یُؤۡمِنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

الْمُشْرِكَاتِ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَلَاَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْۚ وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَتّٰى يُؤْمِنُواۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لَ  ibtidaiyye olup, tekid ifade eder.  اَمَةٌ  mübteda olup, damme ile merfûdur.  مُؤْمِنَةٌ  kelimesi  اَمَةٌ ’ un sıfatı olup damme ile merfûdur.  خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur.  مِنْ مُشْرِكَةٍ  car mecruru  خَيْرٌ  ’ e mütealliktir. 

وَ  haliyyedir.  لَوْ  gayri cazim şart harfidir. وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

اَعْجَبَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى’ dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri; لو أعجبتكم المشركة فالمؤمنة خير (şayet müşrik kadın hoşunuza gitse de, mümin kadın daha hayırlıdır.) şeklindedir. وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِك۪ينَ  cümlesi, atıf harfi وَ  ile  لَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ  cümlesine matuftur. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُنْكِحُوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  الْمُشْرِك۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يُؤْمِنُوا  muzari fiilini gizli  اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  حَتَّىٰ  harf-i ceriyle  تُنكِحُوا۟  fiiline mütealliktir. 

یُؤۡمِنُوا۟  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak.Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَاَمَةٌ  kelimesinin başındaki  لَ  harfi vurgulama anlamı katmak için gelmiştir. اَمَةٌ câriye anlamına gelir. Çoğulu, إمَاءُ ’ dır. Mastarı  اَلْإِمْوَةُ ’ dür.

تَأَمَّيْتُهَا - اَمَيْتُهَا ; bir kadını câriye edinmek anlamına gelir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

تُنكِحُوا۟  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil ifâl babındadır. Sülâsîsi  نكح ’ dır.  

أَعۡجَبَتۡ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil ifâl babındadır. Sülâsîsi  عجب ‘dir.

مُؤْمِنَةٌ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

مُشْرِك۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

خَيْرٌ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ اَعْجَبَكُمْۜ اُو۬لٰٓئِكَ يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ

 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَ  ibtidaiyye olup, tekid ifade eder. عَبْدٌ  mübteda olup damme ile merfûdur.  مُؤْمِنٌ  kelimesi  عَبْدٌ  ’ un sıfatı olup damme ile merfûdur. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. مِّن مُشْرِكٍ  car mecruru  خَيْرٌ ’ e mütealliktir. 

وَ  haliyyedir.  لَوْ  gayri cazim şart harfidir. وَلَوْ اَعْجَبَكُمْ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

اَعْجَبَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri لو أعجبكم المشرك فالمؤمن خير (şayet müşrik erkek hoşunuza gitse de, mümin erkek daha hayırlıdır) şeklindedir. 

İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يَدْعُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يَدْعُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.  اِلَى النَّارِ  car mecruru  يَدْعُونَ  fiiline mütealliktir. 

أَعۡجَبَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  عجب ’ dir.

مُشْرِكٍ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.


وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِه۪ۚ


İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.  يَدْعُٓوا  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

يَدْعُٓوا  fiili و  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.  اِلَى الْجَنَّةِ  car mecruru  يَدْعُٓوا  fiiline mütealliktir. 

الْمَغْفِرَةِ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.  بِاِذْنِه۪  car mecruru  يَدْعُٓوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَيُبَيِّنُ اٰيَاتِه۪ لِلنَّاسِ

 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. یُبَیِّنُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir.  اٰيَاتِه۪  mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanırlar. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لِلنَّاسِ  car mecruru  یُبَیِّنُ  fiiline mütealliktir. 

یُبَیِّنُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين  ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ۟

 

 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

 هُمْ  muttasıl zamiri, لَعَلَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur.  يَتَذَكَّرُونَ۟  cümlesi,  لَعَلَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

یَتَذَكَّرُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.

یَتَذَكَّرُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ذكر ’ dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.  

 

وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّٰى يُؤْمِنَّۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

لَا  nahiyedir. Nehiy üslubundaki cümle talebî inşâî isnaddır. 

Gaye bildiren cer ve masdar harfi  حَتّٰى ’nın gizli  أنْ  ‘le masdar yaptığı  يُؤْمِنَّ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup  لَا تَنْكِحُوا  fiiline mütealliktir.

يُؤْمِنَّۜ - الْمُشْرِكَاتِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

وَلَاَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ

 

 

İstînâf  وَ ’ ıyla gelen cümledeki  لَ  tekid ifade eden ibtida harfidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مُّؤۡمِنَةٌ , mübteda olan  وَلَاَمَةٌ ’ un sıfatıdır. Dolayısıyla cümlede ıtnâb sanatı vardır.

مِنْ  car-mecruru  خَيْرٌ ’a mütealliktir.

خَيْرٌ , kelimesi mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

مُؤْمِنَةٌ  ve مُشْرِكَةٍ  kelimeleri ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

مُّؤۡمِنَةٌ - مُشْرِكَةٍ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

مُؤْمِنَةٌ - يُؤْمِنَّۜ  ve  مُشْرِكَةٍ - الْمُشْرِكَاتِ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

 

وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْۚ

 

Şart üslubunda gelen terkipte  لَوۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡ  cümlesi, cevabı mahzuf şart cümlesidir.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

Takdiri  فالمُؤْمِنَةٌ خير  (mümin daha hayırlıdır.) olan cevap cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Bir rivayete göre Müslümanların müşrik akrabalarının yetimleri kalıyor, onlar da bu yetimlerle bir arada bulunabilme ruhsatını elde etmek için onları nikâhlarına almayı istiyorlardı. Burada harp halinde olan müşrik kadınla evlenmenin böyle olmadığı beyan edilmiştir. ‘’Kâfir kadınlarla evlenmeyin’’ manasına gelmektedir. حَتَّىٰ یُؤۡمِنَّۚ [İman etmedikçe] ifadesi ‘’İslam’a girmedikçe’’ anlamındadır. Yasaklamanın süresi bir şarta bağlanmıştır.

خَیۡرࣱ مِّن مُشْرِكَةٍ [Müşrik bir hür kadından daha iyidir.] Yani müşrik bir hür kadından evlenilmeye daha layıktır. لَوۡ أَعۡجَبَتۡكُمۡۗ [Hoşunuza gitse bile] ifadesi isteseniz ve çok hoşlansanız bile demektir. Allah Teâlâ imkânları genişletmiştir, artık müşrik kadınlarla evlenmeye gerek kalmamıştır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)


وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَتّٰى يُؤْمِنُواۜ وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ اَعْجَبَكُمْۜ  


وَ , istînâfiyye, لَا  nahiyedir. Nehiy üslubundaki cümle talebi inşâî isnaddır. 

Gaye bildiren cer ve masdar harfi  حَتّٰى ’nın gizli  أنْ  ‘le masdar yaptığı  يُؤْمِنُواۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup  لَا تُنْكِحُوا  fiiline mütealliktir.

الْمُشْرِك۪ينَ - يُؤْمِنُواۜ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

 

وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ   

 

İstînâf  وَ ’ ıyla gelen cümledeki  لَ  tekid ifade eden ibtida harfidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

مُؤْمِنٌ , mübteda olan  لَعَبْدٌ ’ un sıfatıdır. Dolayısıyla cümlede ıtnâb sanatı vardır.

مِنْ مُشْرِكٍ  car-mecruru  خَيْرٌ ’a mütealliktir.

خَيْرٌ , kelimesi mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

مُؤْمِنٌ  ve  مُشْرِكٍ  kelimeleri ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

مُؤْمِنٌ - مُشْرِكٍ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

يُؤْمِنُواۜ - مُؤْمِنٌ - مُؤْمِنَةٌ - يُؤْمِنَّۜ  ve  الْمُشْرِك۪ينَ - مُشْرِكٍ - مُشْرِكَةٍ - الْمُشْرِكَاتِ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَمَةٌ - عَبْدٌ  kelime grupları arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır.

حَتَّىٰ - خَيْرٌ  kelimelerinin ayette tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَلَوْ اَعْجَبَكُمْۜ

 

 

Şart üslubunda gelen terkipte  لَوْ اَعْجَبَكُمْ  cümlesi, cevabı mahzuf şart cümlesidir.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.Sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

Takdiri  فالمؤمن خير  (Mümin daha hayırlıdır.) olan cevap cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

أَعۡجَبَكُمۡۗ - أَعۡجَبَتۡكُمۡۗ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّٰى يُؤْمِنَّۜ وَلَاَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ اَعْجَبَتْكُمْۚ  cümleleriyle, وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَتّٰى يُؤْمِنُواۜ وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ اَعْجَبَكُمْۜ  cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.

[İman etmedikçe müşrik erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin.] Yani kızlarınızı onlarla nikâhlamayın. Bu hüküm küçük yaştaki kızlarla ilgilidir. Büyüklerin kendi başlarına evlenme hakları vardır. Büyük yaştaki kızları ancak rızaları olması halinde babaları evlendirebilir. Kızlara [evlenmek isteyip istemedikleri sorulduğunda] susmaları razı geldikleri anlamı taşır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)


اُو۬لٰٓئِكَ يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِه۪ۚ وَيُبَيِّنُ اٰيَاتِه۪ لِلنَّاسِ


Müstenefe olarak fasılla gelen cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife oluşu, işaret edilene tahkir ifade eder. 

Cümlenin müsnedi olan  يَدْعُونَ اِلَى النَّارِۚ , müspet muzari sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِه۪ۚ  cümlesi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır.

Bu cümle de isim cümlesi formunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak içindir. 

Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. 

Cümlenin müsnedi olan  يَدْعُٓوا اِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِه۪ۚ , müspet muzari sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade etmektedir.

الْمَغْفِرَةِ  car-mecruru  اِلَى الْجَنَّةِ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i camiâ yezayüftür.

Veciz ifade kastına matuf  بِاِذْنِه۪ۚ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اِذْنِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

أُو۟لَـٰۤىِٕكَ یَدۡعُونَ إِلَى ٱلنَّارِۖ  cümlesi ile  وَٱللَّهُ یَدۡعُوۤا۟ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

ٱلۡجَنَّةِ , ٱلۡمَغۡفِرَةِ ‘ ye matuftur.

Allah’ın davet ettiklerinin cennet ve mağfiret olarak açıklanması taksim sanatıdır. 

یَدۡعُونَ - یَدۡعُوۤا۟  ve kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَيُبَيِّنُ اٰيَاتِه۪ لِلنَّاسِ  cümlesi, haber olan ...یَدۡعُوۤا۟  cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

ءَایَـٰتِهِ  izafeti, Allah Teâlâ’ya aid zamire muzâf olması nedeniyle  ءَایَـٰتِ  için tazim ve teşrif ifade eder.

ٱلۡجَنَّةِ  ve ٱلنَّارِۖ  kelimeleri arasında tıbak-ı icâb sanatı vardır. 

Bu ayette altılı mukabeleden başka tıbâk, cinas, müşâkele, tefrîk sanatları da vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, S. 38)

[Oysa Allah] yani Allah’ın velî kulları olan müminler  ٱلۡجَنَّةِ وَٱلۡمَغۡفِرَةِ [cennete ve bağışlanmaya] yani bu ikisine ulaştıracak olana  یَدۡعُوۤا۟ [çağırır.] Dolayısıyla, kendileriyle dostluk ve hısımlık bağı kurulması ve başkalarına tercih edilmemesi gerekenler onlardır. بِإِذۡنِهِ [Kendi izniyle] yani cennet ve mağfiretin, sayesinde hak edileceği ameli Allah’ın müyesser ve muvaffak kılmasıyla. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

 

 لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ۟

 

Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Gayr-ı talebî inşâî isnad olan cümlede  لَعَلَّ , tereccî harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. 

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir, yani ümitvar olma manasını ifade eder. Bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyh de bu görüştedir. Kutrub : لَعَلَّ  kelimesinin “için” manasında olduğunu söylemiştir. 

[Allah, ayetlerini insanlara açıklar.] Yani emir ve yasakları, vaad ve tehditlerini beyan eder. [Düşünüp ders alsınlar diye.] Yani öğüt alsınlar diye. ذكرته فتذكر “Ona hatırlattım, o da hatırladı yani öğüt aldı.” demektir. Zikir, öğüt vermek anlamına gelir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Ayeti kerime ihtimal ilişkisi kurar. لَعَلَّ ’nin tevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.  لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu) 

‘Umulur ki’ anlamında olan  لَعَلَّ , Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde ‘...olsun diye, ...olması için’ şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.يَتَذَكَّرُونَ۟  fiili  تفعّل  babındadır. Bu bab fiile mutavaat, tekellüf (çaba), ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar. Bu babta en çok kullanılan anlam tekellüftür.

لَعَلَّ ‘nin haberi olan  يَتَذَكَّرُونَ۟ , muzari fiil cümlesi olarak gelmiş, hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Kur’an’da, geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatımı bu ayette olduğu gibi  لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ۟  şeklinde tezekküre çağıran ifadelerle bitirilmiştir. 

Bu cümle Kur’an’da aynen veya ufak değişikliklerle birçok kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf Sûresi, C. 7, S. 314)

Kur’an’daki fasılalar, kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan  تَعَقُّل  kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken,  لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ  gibi tezekküre çağıran ifadelerle bitirilmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi) 

وَالْمَغْفِرَةِ بِاِذْنِه۪ۚ  sözünde mağfiretten murad tövbe olup, müsebbeb alakasıyla mecaz-ı mürseldir. Çünkü affetmek tövbenin sebebidir. (https://tafsir.app/aljadwal/2/221)

Bakara Sûresi 222. Ayet

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ قُلْ هُوَ اَذًىۙ فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ  ٢٢٢


Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَيَسْأَلُونَكَ ve sana soruyorlar س ا ل
2 عَنِ -den
3 الْمَحِيضِ adet görme- ح ي ض
4 قُلْ de ki ق و ل
5 هُوَ o
6 أَذًى eziyettir ا ذ ي
7 فَاعْتَزِلُوا çekilin ع ز ل
8 النِّسَاءَ kadınlardan ن س و
9 فِي süresince
10 الْمَحِيضِ adet ح ي ض
11 وَلَا
12 تَقْرَبُوهُنَّ onlara yaklaşmayın ق ر ب
13 حَتَّىٰ kadar
14 يَطْهُرْنَ temizleninceye ط ه ر
15 فَإِذَا zaman
16 تَطَهَّرْنَ temizlendikleri ط ه ر
17 فَأْتُوهُنَّ onlara varın ا ت ي
18 مِنْ -den
19 حَيْثُ yer- ح ي ث
20 أَمَرَكُمُ size emrettiği ا م ر
21 اللَّهُ Allah’ın
22 إِنَّ şüphesiz
23 اللَّهَ Allah
24 يُحِبُّ sever ح ب ب
25 التَّوَّابِينَ tevbe edenleri ت و ب
26 وَيُحِبُّ ve sever ح ب ب
27 الْمُتَطَهِّرِينَ temizlenenleri ط ه ر

  أذي Ezeye :

  أذَى kelimesi canlı varlıklara dokunan zararı anlatır. Bu canlının nefsine, cismine ya da kazancına yönelik dünyevi veya uhrevi zarar olabilir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 24 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekilleri ezâ ve eziyettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ


 Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسْـَٔلُونَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  عَنِ الْمَح۪يضِ  car mecruru  يَسْـَٔلُونَكَ  fiiline mütealliktir.


قُلْ هُوَ اَذًىۙ فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ


Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘ dir. Mekulü’l kavl  هُوَ اَذًى ’dır. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَذًى  haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Maksur isimdir. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir.Takdiri, إذا كان كذلك فاعتزلوا (Durum böyle olduğunda uzaklaşın) şeklindedir. 

اعْتَزِلُوا  fiili  ن ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  النِّسَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. فِي الْمَح۪يضِ  car mecruru  النِّسَٓاءَ ‘ nin mahzuf haline veya  اعْتَزِلُوا  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَقْرَبُو  fiili  ن ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يَطْهُرْنَ  muzari fiilini gizli  اَنْ ’ le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  حَتّٰى  harf-i ceriyle  تَقْرَبُو  fiiline mütealliktir.

يَطْهُرْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiil olup, mahallen mansubdur. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin nekre halinde sonundaki elif-i maksure kelimenin kök harflerinden biriyse bütün irab halleri takdiren olur ve tenvinli fetha ile yazılır ve okunur. Eğer ki kök harflerinden biri değilse bütün irab halleri yine takdiren olur, ancak tek fetha ile yazılır ve okunur. Çünkü sondaki illet harfi ilave olunca kelime gayr-ı munsarif olup cer ve tenvini kabul etmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamut talilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra. Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ٱعۡتَزِلُوا۟  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  عزل ’ dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 


 فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُۜ

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. إِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup cevabı  أْتُوهُنَّ  fiiline mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir.  تَطَهَّرْنَ  ile başlayan fiil cümlesi , muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تَطَهَّرْنَ  fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur.

فَ  harfi  اِذَٓا ‘ nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

أْتُو  fiili  ن ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنۡ حَیۡثُ  car mecruru  أْتُو  fiiline mütealliktir. اَمَرَكُمُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

أَمَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 حَيْثُ  mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı, yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.(Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ) 

تَطَهَّرْنَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi طهر ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder. 

اللّٰهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur.  يُحِبُّ  cümlesi,  اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir.  التَّوَّاب۪ينَ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti  ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

وَ  atıf harfidir.  يُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir.  الْمُتَطَهِّر۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

يُحِبُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if'âl babındandır. Sülâsîsi  حبب ‘ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الْمُتَطَهِّر۪ينَ  sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan  تَفَعَّلَ  babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

التَّوَّاب۪ينَ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ

 

Ayet,  وَ ’ la 217. ayette geçen  يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ ف۪يهِ  cümlesine atfedilmiştir. 215, 217, 219 ve bu ayet, benzer şekilde başlamıştır. Bu ayetler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. 

Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

‘İstemek’ manasındaki  سْـَٔل  fiili, عَنِ  harfi ceriyle kullanıldığında, sormak anlamına gelir. Bu tazmin sanatıdır.

Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ هُوَ اَذًىۙ

 

Ayetin ikinci cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هُوَ اَذًى  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَذًى , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

قُلۡ هُوَ اَذًى  cümlesinde teşbih-i belîğ vardır. Benzetme edatı ile benzetme yönü gizlenmiş, böylece belîğ olmuştur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

اَذًى  denizin üzerindeki kişiyi rahatsız eden dalgadır. O dönemdeki belirtiler mide bulantısı, karın ağrısı vs, dalgalı deniz üzerinde rahatsız olan kişinin çektiklerine benzer. O yüzden kadınlardan hayız esnasında uzaklaşın.

“Kadınların ay halini sorarlar.” Yani hayız durumunu sorarlar. Hayız mutat bir vakitte rahimden çıkan pis kandır. Buradaki soru mutlaktır. Sorudaki kapalılık cevapla açıklanmıştır. Onların sorusu hayızlı kadınlarla cinsel ilişkide bulunma konusundadır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hak, Bakara Suresinde altı soru zikretmiştir. Bunlardan ilk üçünü  وَ  olmadan, son üçünü de  وَ  ile başlatmıştır. Bunun sebebi şudur: Onların ilk üç hadise hakkındaki soruları ayrı ayrı durumlarda vaki olmuştur. Bu sebeple orada atıf harfi getirilmemiştir. Çünkü bu sorulardan her biri ayrı ayrı birer sorudurlar. Onlar son üç soruyu ise aynı anda yöneltmişlerdir. Dolayısıyla cem ifade eden atıf harfiyle getirilmiştir. Sanki şöyle denmek istenmiştir: “Soru soranlar, içki, kumar ve şunu şunu aynı anda sana soruyorlar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)  


 فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ 


فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan  فَاعْتَزِلُوا النِّسَٓاءَ فِي الْمَح۪يضِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri, …إذا كان كذلك  (Durum böyle olduğunda …)  olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فِي الْمَح۪يضِ  ibaresindeki  فِی  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi cerinde zarfiye manası vardır. مَحِیضِ , içi olan bir nesneye benzetilmiştir. Câmi’ her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu şekilde kadınların durumunun zorluğu vurgulanmıştır.

Umumi bir ifade kullanılarak kadınlar söylenmiştir ama aslında herkes kendi karısından ayrılacaktır. Umum-husus alakası ile mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiş olan  وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehiy üslubuna iltifat sanatı vardır.

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَطْهُرْنَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  لَا تَقْرَبُوهُنَّ  fiiline mütealliktir. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

يَطْهُرْنَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Birbirine atfedilmiş bu iki cümle ibhamdan sonra izah kabilinden ıtnâbtır.

لَا تَقْرَبُوهُنَّ  -  اعْتَزِلُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelime cinsel ilişkiden kinayedir.

ٱلۡمَحِیضِ  kelimesi konudaki önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اعْتَزِلُوا -  تَقْرَبُوهُنَّ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

لَا تَقْرَبُوهُنَّ  [Onlara yaklaşmayın.] Bu, cimadan kinaye olup "onlarla cima etmeyin" demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Önceki ayette kendisinde şirk necaseti bulunan müşrik kadınla evlenmek yasaklanmakta, ikincisinde ise kendisinde hayız necaseti bulunan Müslüman kadınla cinsel birliktelik men edilmektedir. Bunlar müminlere değer katan emirlerdir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

فَاِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُۜ

 

فَ  istînâfiye,  اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi ve  اِذَا ’nın muzafun ileyhi olan  تَطَهَّرْنَ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ اَمَرَكُمُ اللّٰهُ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle emir üslubunda geldiği halde gerçek manada emir değildir. Vaz edildiği emir anlamından çıkarak ibaha ifade eden terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

مِنْ حَيْثُ  zaman zarfı,  فَأْتُوهُنَّ ‘ye mütealliktir.  اَمَرَكُمُ اللّٰهُ cümlesi,  حَيْثُ ‘nün muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Bu cümlede lafza-i celâlin müsnedün ileyh olması, emrin ne kadar önemli olduğunun işaretidir.

Allah'ın emrinden maksat, kadınlardan faydalanmanın mübahlığıdır. Bu da ancak nikâh akdiyle sağlanır. Buradaki  مِن  harfi ta’lil ve sebebiyet içindir.  حَيْثُ  kelimesi mecazen mekân manasında müsteardır. Nehiyden önceki mübahlık halini ifade eder. Sanki faydalanılmaları caiz değildi veya yasaktı da sonra mübah kılınmıştır. Onların durumu, bir yere hapsedilip sonra salıverilen ve dilediği yere giden birinin durumuna benzetilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)   

Nehiyden sonra geldiği için  فَأۡتُوهُنَّ [onlara gidin] ifadesi emir değildir, mübahlık ifade eder. Yaklaşabilirsiniz anlamındadır.  مِنۡ حَیۡثُ ; zaman ve mekân zarfıdır. ‘’İstediğiniz zaman’’ manasını taşır.

Yahudiler adetli kadını hayattan tamamen dışlıyorlardı. Hristiyanlar ise bu dönemi hiç dikkate almıyorlar ve o dönemde ilişki kurabiliyorlardı. Yani, ifrat-tefrit yapıyorlardı.

Vücutta statik elektrik yükü vardır. Bu yük öfkelenince dört katına, cünüp olunca 12 katına çıkar. Gusül ile bu yük atılır. Bunun için öfkelenince de abdest almak tavsiye edilir.

حَتَّىٰ یَطۡهُرۡنَ [Temizlenmelerine dek],  تَطَهَّرۡنَ [temizlenirler] şeklinde aynı fiil ile gelmiştir. Birincisi adetin bitmesini, ikincisi yıkanıp temizlenmeyi, gusül abdestini ifade eder.

 اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ


Ta’liliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Lafza-ı celâl müsnedün ileyh,  يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ  cümlesi müsneddir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, telezzüz ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla, sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi) 

إِنَّ ’ nin haberine matuf olan  وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

یُحِبُّ  fiilinin tekrarı tekid ifade eden ıtnâbtır. Ayrıca bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تَطَهَّرۡنَ -  ٱلۡمُتَطَهِّرِینَ -  یَطۡهُرۡنَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ebü’l-Kāsım el-Hakîm şöyle demiştir: ‘’Allah günahlardan tevbe edenleri, ayıplardan/kusurlardan temizlenenleri sever.’’ Günahlar hırsızlık, zina, içki içme gibi açık olan fiiler; ayıplar/kusurlar ise kin, kötülük, ahlâksızlık ve haset gibi gizli olan fiillerdir. Cenab-ı Hak tövbe edenleri, temizlenenlerden önce zikretmiştir. Böylece isyan edenleri teskin etmek ve ümitsizliğe düşmemelerini sağlamak istemiştir. Bu konudaki başka bir yorum şöyledir: Çünkü tövbe edenler hiçbir günahla kirlenmeyen ve hep temiz kalanlardan daha fazladır. Bu sebeple ayetlerin çoğu şöyle başlar:  فَمِنكُمۡ كَافِرࣱ وَمِنكُم مُّؤۡمِنࣱ  [Sizden inkâr eden ve inanlar vardır.] (Tegābun 64/2),  فَمِنۡهُمۡ ظَالِمࣱ لِّنَفۡسِهِ  [Onlardan bir kısmı nefsine zulmeder.] (Fâtır 35/32) (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Bakara Sûresi 223. Ayet

نِسَٓاؤُ۬كُمْ حَرْثٌ لَكُمْۖ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ اَنّٰى شِئْتُمْۘ وَقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ مُلَاقُوهُۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ  ٢٢٣


Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin. Allah’a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) Mü’minleri müjdele.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 نِسَاؤُكُمْ kadınlarınız ن س و
2 حَرْثٌ bir tarladır ح ر ث
3 لَكُمْ sizin için
4 فَأْتُوا varın ا ت ي
5 حَرْثَكُمْ tarlanıza ح ر ث
6 أَنَّىٰ biçimde ا ن ي
7 شِئْتُمْ dilediğiniz ش ي ا
8 وَقَدِّمُوا ve hazırlık yapın ق د م
9 لِأَنْفُسِكُمْ kendiniz için ن ف س
10 وَاتَّقُوا ve sakının و ق ي
11 اللَّهَ Allah’tan
12 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
13 أَنَّكُمْ şüphesiz siz
14 مُلَاقُوهُ O’na kavuşacaksınız ل ق ي
15 وَبَشِّرِ ve müjdele ب ش ر
16 الْمُؤْمِنِينَ İnananları ا م ن

 

نِسَٓاؤُ۬كُمْ حَرْثٌ لَكُمْۖ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ اَنّٰى شِئْتُمْۘ وَقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْۜ


İsim cümlesidir.  نِسَٓاؤُ۬كُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  حَرْثٌ  haber olup, damme ile merfûdur. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri, ذوات حرث  (Tarla sahibi olanlar) şeklindedir.  لَكُمْ  car mecruru  حَرْثٌ  ‘ nun mahzuf sıfatına mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن رغبتم فيهنّ فأتوا (Onları arzu ederseniz girin) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. فَأْتُوا  fiili ن ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  حَرْثَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Mekân zarfı  اَنّٰى  şart manasında olup, أْتُوا  fiiline mütealliktir.  شِئْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

شِئْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَدِّمُوا  fiili  ن ‘ un hazfıyla emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  لِاَنْفُسِكُمْ  car mecruru  قَدِّمُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

أَنَّىٰ  harfinin şart ve soru anlamında iki türlü kullanımı vardır. Soru anlamında kullanıldığında nerede, ne zaman, nasıl anlamlarını içerir. Şart anlamında ise أينما- حيثما- كيفما  şart edatlarının anlamını verir. (Arap Dilinde Edatlar, Hasan Akdağ)  

قَدِّمُوا۟  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قدم ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ مُلَاقُوهُۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اتَّقُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir.  اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel,  اعْلَمُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

كُم  muttasıl zamir  اَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur.  مُلَاقُوهُ  kelimesi,  اَنَّ ‘ nin haberi olup ref alameti و ‘ dır. İzafetten dolayı  ن  harfi hazfedilmiştir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقى ’ dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.  

مُلَاقُو ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan müfâale babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. بَشِّرِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. الْمُؤْمِن۪ينَ   mef’ûlun bih olup, nasb alameti  ي ’ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. 

بَشِّرِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’ dir.

ٱلۡمُؤۡمِنِینَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

نِسَٓاؤُ۬كُمْ حَرْثٌ لَكُمْۖ

 

Ayetin ilk cümlesi, önceki ayette gelen ...فَأۡتُوهُنَّ  cümlesine tefsiriyye veya istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyh, az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf olarak izafetle gelmiştir.

Haber olan  حَرْثٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Kadınların tarla olması, teşbih-i beliğdir. Tarlanın önemli olduğu o zamanki toplum için övücü bir benzetmedir. Tarla ekinin ekildiği, tohumun gömüldüğü ve bitkinin yetiştiği yerdir. Çiftçi nasıl tarlasına bakıp emek verirse, erkeğin de karısı üzerine öyle titremesi lazımdır. Tarlayı zaman zaman dinlendirmesi de lazımdır.

فَأۡتُوا۟ حَرۡثَكُمۡ  ifadesinde tasrihî istiare vardır. Müşebbeh kadındır. Müşebbehün bih olan  حَرۡثَكُمۡ ‘ un zikredilmesi dolayısıyla tasrihî olan istiarede cihet-i camia, her ikisine verilen önem ve ikisinin de ürün vermesidir.

Her ikisinden de mahsül alındığı için, kadınların rahimlerine atılanlar ile tohumlar arasındaki ortak nokta sebebiyle, kadınlar tarlaya benzetilmiştir. Bu teşbih-i beliğdir. (https://tafsir.app/aljadwal/2/223)

[Kadınlarınız sizin için bir tarladır.] Yani çocukların ekileceği bir ekin yeridir. حَرْثٌ kelimesinde işin yapıldığı yer, fiilin masdarı ile adlandırılmıştır. Yatma yeri manasına gelen بيت  (ev) kelimesi de böyledir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr) Bunun için mecazî isnad vardır.

 

 فَأْتُوا حَرْثَكُمْ اَنّٰى شِئْتُمْۘ وَقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ

 

Şart üslubundaki cümlede  فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap olan  فَأْتُوا حَرْثَكُمْ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri ... إن رغبتم (Eğer arzu ederseniz …) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فَأْتُوا حَرْثَكُمْ  ifadesi cinsel ilişkiden kinayedir. 

فَأْتُوا  fiiline müteallik mekan zarfı  اَنّٰى , zaman zarfı anlamına da gelir. Muzfun ileyh konumundaki  شِئْتُمْۘ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

وَقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْۜ  cümlesi  وَ ’ la şartın cevabına atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Yine şartın cevabına matuf olan  وَاتَّقُوا اللّٰهَ  cümlesi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Her iki cümlenin de atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

حَرْثَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ  [Nefisleriniz için takdim edin], ilişkiden önce güzel sözler vb ile hazırlık yapın, ayrıca zürriyeti şeytandan korumak için ‘’besmele çekin’’ demektir.

Cinsel birliktelik sayesinde eşlerin birbirine örtü olması daha kolaydır. Zor yanlarına katlanmak gibi.

أَنَّىٰ , hem  كيف  [nasıl]  hem  من اين [nereden]  hem de  متى [ne zaman] manasına gelebilir.

Atâ şöyle dedi: “Nasıl isterseniz” ifadesi; ‘’gece gündüz ne zaman isterseniz’’ anlamındadır. Bazı alimler şöyle demişlerdir: Bu (yani Atâ’nın tefsiri) dil kullanımı bakımından doğru olmaz.  أَنَّىٰ  kelimesinin üç anlamı vardır. Nasıl, nerede ve ne taraftan. “Ne zaman” anlamında dilde kullanımı yoktur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)


وَاعْلَمُٓوا اَنَّكُمْ مُلَاقُوهُۜ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

وَ  istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اَنَّكُمْ مُلَاقُوهُ  , masdar tevilinde  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Masdar-ı müevvel;  اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Müsned olan  مُلَاقُوهُ , ism-i fail vezninde gelerek bu durumun devamlılığına işaret etmiştir.

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

Yine emir üslubunda, talebî inşâî isnad olan son cümle  وَبَشِّرِ الْمُؤْمِن۪ينَ , atıf harfi  وَ ’ la makabline atfedilmiştir.

بَشِّرِ  fiili , تفعيل  babındadır. Bu babın fiile kattığı en belirgin anlam, kesrettir.

الْمُؤْمِن۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

Bu cümlede önceki cümledeki cemi muhatap zamirden müfred muhatap zamire iltifat edilmiştir.

Müminler için Allah ile karşılaşmak bir müjdedir, çünkü yaptıklarının mükafatını görecektir. Dolayısıyla bu ifade lazım-melzum alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

[Biliniz ki siz ona kavuşacaksınız.] Yani kıyamet günü hesap vermek için O’na geleceksiniz. [(Ey Muhammed!) müminleri müjdele!] Kendileri için önceden hazırlık yapan müminleri müjdele. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Şayet  یَسۡـَٔلُونَكَ  [Sana ... soruyorlar]  ifadesinin üç kere [Bakara 2/215, 217, 219] وَ ’sız gelip, sonra üç kere de  [Bakara 2/219-ayetin ikinci şıkkı-, 220, 222]  وَ ’ lı gelmesi ne demek oluyor?” dersen, şöyle derim: Onların o ilk üç hadise ile ilgili sualleri farklı konumlarda vuku bulduğu için atıf harfi ile getirilmemiştir. Çünkü o suallerin her biri müstakil bir sualdir. Onlar, diğer soruları ise aynı vakitte sormuş olduklarından bu sorulanları bir araya toplayacak وَ getirilmiş ve sanki; “Sana içki ve kumarla, infakla, şuna ve buna dair hususlarla ilgili soruları birleştirip, öyle soruyorlar” denmiş gibidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t -Te’vîl)

 

Bakara Sûresi 224. Ayet

وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ  ٢٢٤


İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah’ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 تَجْعَلُوا kılmayın ج ع ل
3 اللَّهَ Allah’ı
4 عُرْضَةً engel ع ر ض
5 لِأَيْمَانِكُمْ yeminlerinize ي م ن
6 أَنْ
7 تَبَرُّوا iyilik etmenize ب ر ر
8 وَتَتَّقُوا ve sakınmanıza و ق ي
9 وَتُصْلِحُوا ve düzetmeye ص ل ح
10 بَيْنَ arasını ب ي ن
11 النَّاسِ insanların ن و س
12 وَاللَّهُ Allah
13 سَمِيعٌ işitendir س م ع
14 عَلِيمٌ bilendir ع ل م

Riyazus Salihin, 1720 Nolu Hadis

Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Her kim bir hususta yemin eder de ondan başkasını daha hayırlı görürse, yemininden dolayı kefâret versin ve hayırlı olanı yapsın."

Müslim, Eymân 11-13.

Riyazus Salihin, 1719 Nolu Hadis

Abdurrahman İbni Semüre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ona şöyle buyurdu:

"Herhangi bir konuda yemin ettiğinde ondan başkasını daha hayırlı görürsen, hayırlı olanı işle ve yeminine kefâret öde."

Buhârî, Ahkâm 5, 6, Eymân 1, Keffârât 10; Müslim, Eymân 19, İmâre 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 2; Tirmizî, Nüzûr 5; Nesâî, Âdâbu'l-kudât 15, 16

 

وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِۜ


Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَجۡعَلُوا۟  fiili  ن ‘ un hazfıyla meczum muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiillidir. Zamir olan çoğul  و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.

ٱللَّهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عُرْضَةً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  لِاَيْمَانِكُمْ  car mecruru  عُرْضَةً ’ e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, اَيْمَانِكُمْ ’ dan atfı beyan veya bedel olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

تَبَرُّوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. تَتَّقُوا۟  fiili atıf harfi وَ ’ la  تَبَرُّوا۟  fiiline matuftur. 

تَتَّقُوا  fiili  ن ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. تُصْلِحُوا  fiili atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.

تُصْلِحُوا  fiili  ن ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. بَيْنَ  mekân zarfı  تُصْلِحُوا  fiiline mütealliktir. النَّاسِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. Bir halden başka bir hale geçmek. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقى ’ dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

تُصۡلِحُوا۟  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صلح ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  


وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. للّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. سَمِیعٌ  haber olup damme ile merfûdur. عَل۪يمٌ  ikinci haber olup damme ile merfûdur. 

سَم۪يعٌ - عَل۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَلَا تَجْعَلُوا اللّٰهَ عُرْضَةً لِاَيْمَانِكُمْ اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayet nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Ayette lafza-i celâlin zikri, konunun ciddiyetini göstermektedir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Mef’ûl olan  عُرْضَةً  ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir.

لِاَيْمَانِكُمْ  car-mecruru,  عُرْضَةً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَبَرُّوا  cümlesi, masdar teviliyle  اَيْمَانِكُمْ ’dan bedel olarak mahallen mecrurdur. Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin, tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

وَتَتَّقُوا۟  ve  وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِۜ  cümleleri hükümde ortaklık nedeniyle masdar-ı müevvel cümlesine atfedilmiştir. Her iki cümle de mansub muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hangi konularda yemin ettiklerinin sayılması taksim sanatıdır.

Yeminlere Allah’ı kalkan yapmak, teşbih-i beliğdir. Kalkan savaşta insanları korur, yemin de sulh esnasında bazı şeyleri yapmaktan korur.

Hayırlı işler konusunda “Ben bunu yapmayacağım” diye yemin etmemek gerekir.

Bu ayet ile arkadan gelecek manalara bir hazırlık yapılmıştır.

Kaffâl şöyle demiştir: Allah Teâlâ önceki ayetlerde iyilik yapmayı emretmiş ve ayrılıktan ve isyandan insanları menetmiş, insanların arasını bulmaya, yetimlere, fakirlere, yolculara sahip çıkmaya ve kadınlara iyi davranmaya davet etmişti. Bu ayette de zikri geçen emir ve nehiylerin herhangi birinden yemin sebebiyle imtina edip geri durmayı yasaklamıştır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

اَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ  [İyilik etmeye, fenalıktan sakınmaya ve insanların arasını bulmaya…] ifadesi  لِّأَیۡمَـٰنِكُمۡ  [yeminlerinize] ifadesinin atf-ı beyanı olup, bu da “iyilik, takva ve insanların arasını düzeltme adına yemine konu olan işlere [Allah’ı siper yapmayın”] demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni ’ l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


  وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ

وَ , istînâfiyyedir. 

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması telezzüz ve teberrük içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. Allah’ın, mübalağa kalıbındaki  عَل۪يمٌ  ve  سَم۪يعٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)

سَم۪يعٌ - عَل۪يمٌ  kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

Kuranda işitme duyusu, çoğunlukla alîm (bilir) kelimesiyle fiiliyle bazen de basar (görme) ile birlikte gelmiştir. 

ٱلسَّمْعَ  kelimesinin kökü olan  سمع duymak-işitmek anlamındadır. Ayetlerde isim olarak kullanılmıştır.

ٱلْأَبْصَٰرَ  kelimesinin kökü olan  بصر  görme yetisi anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır. 

ٱلْأَفْـِٔدَةَ  kelimesinin kökü فاد (kalp, gönül) anlamındadır. Kuran’da bu kelime gerçek kalp olarak geçmez. İdrak etme yetisi, düşünme yetisi, bilinçlenme anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.

Çok ilginç şekilde tüm Kuran’da ‘ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ’ tamlaması 4 yerde geçer ve hep aynı sıra ile buyurulur: İşitme-Görme-İdrak etme.

Ayetlerde insanın yaratılışına ayrıca işaret vardır. 

Modern bilimin son yıllarda yapmış olduğu çalışmalar göstermiştir ki; İnsanın yaratılış esnasında işitme, görme ve idrak etme yetilerinin gelişim sırası Yüce Allah’ın ayetlerde belirttiği sıraya uygundur.

İnsanın ilk olarak işitme yetisi gelişir, daha sonra görme yetisi ve en sonunda idrak etme-düşünme yetisi gelişir. (https://kuranmucizeler.com/insanin-yaratilisindaki-mucizevi-sira-isitme-gorme-ve-idrak-etme-gonuller)

Allah iyi işitici ve iyi bilendir (yani gereğini yapar). Lâzım söylenmiş, melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bu ifadede ‘Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir’ manasına, emirlerine uymadığınız takdirde gereken cezayı göreceksiniz manası idmac edilmiştir.

Ya da lazım -melzum alakasıyla mecazı mürsel vardır.

Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır.

Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak, ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌ [Allah işiten ve bilendir.] Yani yeminlerinizi ve niyetlerinizi bilmektedir. Bu bir tehdittir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr) Yani haber cümlesi olmasına rağmen tehdit ifade ettiği için mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

Günün Mesajı
Eş seçiminde en önemli etken iman ve salih ameldir.
Kadınların tarla olması, teşbih-i beliğdir. Tarlanın önemli olduğu o zamanki toplum için övücü bir benzetmedir. Tarla ekinin ekildiği, tohumun gömüldüğü ve bitkinin yetiştiği yerdir. Çiftçi nasıl tarlasına bakıp emek verirse, erkeğin de karısı üzerine öyle titremesi lazımdır. Tarlayı zaman zaman dinlendirmesi de lazımdır.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Kapımı gürültüyle çaldığında, öyle bir irkildim ki neredeyse sandalyemden düşecektim. Gözyaşlarımdan ıslanmış örtümü düzelttim. Yüzüme renk gelsin diye kendimi bir iki tokatladım ve kapıyı açtım. Anlatsam, kelimelerle ifade edemeyeceğim biri duruyordu karşımda. Gülümsemesi kalbimin derinliklerinden ruhuma aktı.

“Müjde getirdim. Dinlemek ister misin?”

Başımı salladım.

 “Kararsızlıklara düştüğünde, korkulara kapıldığında, vesveselerle savaştığında. Geçmiş pişmanlıkların yakana yapıştığında, gelecek kaygıların boğazını sıktığında. Kulağını kime verdiğine dikkat et. Seni farz ibadetlerinden uzak tutan veya bu yola layık olmadığını söyleyen hiçbir sesi dinleme. Onlar oyalamak için yalnız yalan konuşurlar. İhtiyacın olduğunda da yanından giderler.

Rabbinin çağrısını hatırlatanları dinle. Mağfiret ve rahmet kapılarını çal. O ne güzel bir davettir. Gel! Ben neydim veya neyim ki demeden gel!

Hazır mısın, Allah’ın cennete ve bağışlanmaya olan davetine uymaya? Hayatında daha hayırlı bir sayfa açmaya? Geçmiş günahlarını çöpe basmaya? Allah yolunda koşanlarla yarışmaya? Her adımında şükretmeye ve af dilemeye? Allah’ın rızasını kazanmak için elden geleni yapmaya?”

Kılıcını kuşanmış ve şehit olmayı bekleyen bir savaşçı heyecanıyla: “Evet” dedim. “Hazırım. Allah şahidim olsun ki hazırım!”

Sessizliğimiz uzadıkça sanki sormamı beklediği soru döküldü dudaklarımdan: “Şimdi ne yapmalıyım?”

 Güldü. Öylesine içtendi ki: “Kelebekler gıdıklansa böyle gülerdi herhalde” diye düşündüm.

“İlk yapman gereken, Allah’ın adıyla ve O’nun yoluna ulaşma niyetiyle tek bir adım atmak. Devamı Allah’ın yardımıyla gelecektir.”

Allahım! Davetine uyanlardanız. Cennetini ve affını isteyenlerdeniz. Rızanı umanlardanız. Doğru yola iletilmek ve yolunda kalmak için dua edenlerdeniz. Geçmiş günahlarımızı merhametinle affet. Ömrümüzün geri kalanını, ömrümüzün gitmiş kısmından daha bereketli ve verimli kıl. Niyetimizi kabul buyur. Yolumuz ve çabamız mubarek olsun.

Sağ ayağımı kaldırdım:

“Bize bu daveti işittirene ve bu adımı attırana hamd olsun. Ya Allah! Ya Bismillah!”

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji