اِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ ف۪ي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ ٤٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّمَا | ancak |
|
| 2 | يَسْتَأْذِنُكَ | senden izin isterler |
|
| 3 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 4 | لَا |
|
|
| 5 | يُؤْمِنُونَ | inanmayan |
|
| 6 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 7 | وَالْيَوْمِ | ve gününe |
|
| 8 | الْاخِرِ | ahiret |
|
| 9 | وَارْتَابَتْ | ve kuşkuya düşen |
|
| 10 | قُلُوبُهُمْ | kalbleri |
|
| 11 | فَهُمْ | kendileri |
|
| 12 | فِي | içinde |
|
| 13 | رَيْبِهِمْ | şüpheleri |
|
| 14 | يَتَرَدَّدُونَ | bocalayıp duranlar |
|
اِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ ف۪ي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ
Fiil cümlesidir. اِنَّمَا kâffe ve mekfûfedir. Kâffe; men eden alıkoyan anlamında olup, buradaki مَا harfidir, اِنَّ harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. اِنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.
يَسْتَأْذِنُكَ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذٖينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا يُؤْمِنُونَ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru يُؤْمِنُونَ fiiline mütealliktir. الْيَوْمِ atıf harfi وَ ’la بِاللّٰهِ ’ye matuftur. الْاٰخِرِ kelimesi اَلْيَوْمِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. ارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ cümlesi, atıf harfi وَ ’la sılaya matuftur.
ارْتَابَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. قُلُوبُهُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. فٖي رَيْبِهِمْ car mecruru يَتَرَدَّدُونَ fiiline mütealliktir. يَتَرَدَّدُونَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يَتَرَدَّدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette hakkiki ve müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org
يَسْتَأْذِنُكَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi أذن ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
ارْتَابَتْ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ريب ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
يَتَرَدَّدُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ردد ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ ف۪ي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi اِنَّمَا kasr edatıyla tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّمَا kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Bu edatla kasr, müspet siyakında gelir (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İki tekit hükmündeki kasr, fiil ve fail arasındadır. يَسْتَأْذِنُكَ maksur/sıfat, الَّذ۪ينَ maksurun aleyh/mevsuf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması caizdir. Bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur.
İzin isteyenlerin, sadece Allah’a ve ahiret gününe inanmayanlar ve kalplerindeki şek ve şüphe sebebiyle kararsızlığa düşenler olduğu kesin bir dille vurgulanmıştır.
اِنَّمَا ile yapılan kasrlarda muhatap konunun yabancısı değildir.
يَسْتَأْذِنُكَ fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذٖينَ ’nin sılası olan لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi, bahsi geçenlere tahkir ifade etmesinin yanında, arkadan gelecek habere dikkat çekmek içindir.
وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ car-mecruru tezayüf nedeniyle يُؤْمِنُونَ fiiline müteallik olan بِاللّٰهِ ‘ye atfedilmiştir.
Güvenli oldu, emniyette oldu anlamındaki اٰمَن fiilinin بِ harfi ile gelerek ‘iman etti’ manasında olması, tazmîn sanatıdır.
الْاٰخِرِ kelimesi اَلْيَوْمِ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ cümlesi atıf harfi وَ ‘la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî muzari sıygadan müspet mazi sıygaya iltifat sanatı vardır.
فَهُمْ فٖي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. فٖي رَيْبِهِمْ car-mecruru ihtimam için amili olan يَتَرَدَّدُونَ ‘e takdim edilmiştir.
Cümlenin müsnedi olan يَتَرَدَّدُونَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye etmiştir.
ف۪ي رَيْبِهِمْ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla şüphe, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi, onların şüphesinin, onları tamamen kapladığını mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere kullanılmıştır. Bu ifadede tecessüm sanatı da vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetteki muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Önceki ayetteki لَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ cümlesiyle, bu ayetteki اِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
ارْتَابَتْ - رَيْبِهِمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
ف۪ي رَيْبِهِمْ ifadesi zarf-ı müstakardır ve çoğul zamirin haberidir. Bu zarf, kalplerinde var olan şüphenin onları ihata etmesi (kuşatması) manasında mecaz olarak kullanılmıştır. Yani şüpheleri kendilerine hakim olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَا يُؤْمِنُونَ ifadesinin muzari sıygasıyla gelmesi, onların imanlarını olumsuzlamak (reddetmek) noktasındaki sürekliliğe, وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ ifadesinin ise mazi sıygasıyla gelmesi de içinde bulundukları şüphe ve güvensizlik halinin kıdemine (eskiliğine) ve kalplerinde iyice yerleştiğine işaret etmektedir. Bu durum bu kimselerin imanlarını kaybetmeleri halinin devamlılığı sonucunu doğurur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu şüphenin ne kadar kötü bir şüphe olduğunu ve rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak için Rabb ismi onlara ait zamire izafe edilmiştir. Kendilerine bunca nimeti veren Rablerinden nasıl olur da şüphe duyarlar? (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Gerek bundan önceki gerekse bu ayette, imanın, yalnız Allah Teâlâ'ya ve ahiret gününe tahsis edilmesi, canı ve malı feda edilerek yapılan cihadın sebebinin, Allah'a ve ahiret gününe iman olduğunu bildirmek içindir. Çünkü ancak bu suretle müminin, fani dünya hayatını ve geçici zevkleri, ebedi hayata ve sonsuz nimetlere değişmesi mümkündür. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)