Tevbe Sûresi 46. Ayet

وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلٰكِنْ كَرِهَ اللّٰهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَق۪يلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِد۪ينَ  ٤٦

Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, “Oturun, oturan âcizlerle beraber” denildi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَوْ ve eğer
2 أَرَادُوا isteselerdi ر و د
3 الْخُرُوجَ çıkmak خ ر ج
4 لَأَعَدُّوا yaparladı ع د د
5 لَهُ onun için
6 عُدَّةً bir hazırlık ع د د
7 وَلَٰكِنْ fakat
8 كَرِهَ hoşlanmadı ك ر ه
9 اللَّهُ Allah
10 انْبِعَاثَهُمْ davranışlarından ب ع ث
11 فَثَبَّطَهُمْ ve onları durdurdu ث ب ط
12 وَقِيلَ ve denildi ق و ل
13 اقْعُدُوا oturun ق ع د
14 مَعَ beraber
15 الْقَاعِدِينَ oturanlarla ق ع د
 

وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلٰكِنْ كَرِهَ اللّٰهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَق۪يلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِد۪ينَ

 

وَ  istînâfiyyedir. لَوْ  cezmetmeyen şart harfidir. اَرَادُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْخُرُوجَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

لَ  harfi  لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır.

اَعَدُّوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ  car mecruru  اَعَدُّوا  fiiline mütealliktir.  عُدَّةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لٰكِنْ  istidrak harfidir. لٰكِنّ ’den muhaffefedir. كَرِهَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. انْبِعَاثَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.

Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ثَبَّطَهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قٖيلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. اقْعُدُوا  fiili naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

اقْعُدُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَعَ mekân zarfı  اقْعُدُوا  fiiline mütealliktir.  الْقَاعِدٖينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

اَرَادُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir. 

اَعَدُّوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  عدد ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

ثَبَّطَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ثبط ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الْقَاعِدٖينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  قعد  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلٰكِنْ كَرِهَ اللّٰهُ انْبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَق۪يلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِد۪ينَ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘i (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

لَوۡ  şartiyyedir. لَوۡ  gayrı cazim şart edatıdır. Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmediğini bildiren bir edattır.. 

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Şart üslubunda gelen terkipte müspet mazi fiil sıygasındaki  لَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ  cümlesi şarttır.

الْخُرُوجَ  kelimesi, savaşa gitmek manasından kinayedir. 

لَ  karinesiyle gelen şartın cevap cümlesi  لَاَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لَهُ  car mecruru ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

Mef’ûl olan  عُدَّةً ’deki nekrelik kesret ve nev ifade eder.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

İstidrak harfi  لٰكِنْ ’in dahil olduğu  وَلٰكِنْ كَرِهَ اللّٰهُ انْبِعَاثَهُمْ  cümlesi atıf harfi  وَ  ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında gelen cümle faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi  tecrîd sanatıdır.

Celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan  اللّٰهُ  lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra haberin kesinliğine delil içindir.

الْخُرُوجَ , انْبِعَاثَهُمْ  ve  عُدَّةً  kelimeleri, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerir. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

Aynı üslupla gelen müteakip  فَثَبَّطَهُمْ  ve  وَق۪يلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِد۪ينَ  cümleleri makabline atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

ق۪يلَ  fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.

ق۪يلَ  fiilinin naib-i faili olan mekulü’l-kavl cümlesi  اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِد۪ينَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قعد  fiili, savaşa gitmemek manasından kinayedir. 

لَاَعَدُّوا - عُدَّةً  ve  اقْعُدُوا - الْقَاعِدٖينَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اقْعُدُوا - الْخُرُوجَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

انْبِعَاثَهُمْ - فَثَبَّطَهُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Şayet “İstidrak harfinin  لٰكِنْ  konumu nedir?” dersen şöyle derim:  وَلَوْ اَرَادُوا الْخُرُوجَ  (Çıkmak isteselerdi) ifadesi onların çıkmadıkları ve gazaya hazırlık yapmadıkları anlamını verdiği için “Fakat Allah onların işe atılmalarını istemedi.” denilmiştir. Burada sanki “Onlar çıkmadılar, fakat harekete geçmek istemedikleri için sefere çıkmaktan geri kaldılar.” denilmiş olmaktadır.  فَثَبَّطَهُمْ  (Ve onları alıkoydu) yani onları tembelleştirdi, geri bıraktı, işe koyulma isteklerini zayıflattı.  وَقٖيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدٖينَ  [Oturanlarla beraber oturun!” denildi.] Yüce Allah’ın onların kalplerine sefere çıkmaktan hoşlanmamayı vermiş olması, onlara verilmiş oturma emri olarak ifade edilmiştir. Bir görüşe göre bu şeytanın vesvese ile onlara söylediği sözdür. Bir diğer görüşe göre bu onların kendi kendilerine söyledikleri bir söz; diğer bir görüşe göre ise onlara Peygamberin (s.a.v) geri kalma (oturmak) için vermiş olduğu izindir. (Zemahşeri, Keşşâf ’an Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

القُعُودُ, oturmak terk etmeye benzetilerek gazveyi terk etmek manasında kullanılmıştır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مَعَ القاعِدِينَ  sözünün ilavesi onlar için zem (yerme) ifade eder. Çünkü  القاعِدِينَ (oturanlar) gazveden geri duran; çocuklardan, kadınlardan, körlerden ve kronik hastalardan zayıf olanlar olmalıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)