Âl-i İmrân Sûresi 72. Ayet

وَقَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اٰمِنُوا بِالَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُٓوا اٰخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَۚ  ٧٢

Kitap ehlinden bir grup, “Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَتْ ve dedi ki ق و ل
2 طَائِفَةٌ bir grup ط و ف
3 مِنْ -nden
4 أَهْلِ ehli- ا ه ل
5 الْكِتَابِ Kitap ك ت ب
6 امِنُوا inanın ا م ن
7 بِالَّذِي olana
8 أُنْزِلَ indirilmiş ن ز ل
9 عَلَى üzerine
10 الَّذِينَ kimseler
11 امَنُوا inanan(lara) ا م ن
12 وَجْهَ önünde و ج ه
13 النَّهَارِ günün ن ه ر
14 وَاكْفُرُوا ve inkar edin ك ف ر
15 اخِرَهُ sonunda ا خ ر
16 لَعَلَّهُمْ belki onlar
17 يَرْجِعُونَ dönerler ر ج ع
 

İçlerinden bazıları, Hz. Muhammed’in (sav) getirdiği mesaja sırf inatlarından ötürü karşı çıkmadıkları, aksine objektif bir yaklaşım içinde oldukları izlenimini vermek üzere zaman zaman onun bildirdiklerini onaylayan bir tavır takınıp kısa bir süre sonra da bunları inkâr yönüne gidecekler ya da onun bildirdiklerinin bir kısmını tasdik edip bir kısmını inkâr edecekler, böylece Kur’ân etrafında bir kuşku çemberi oluşturup hem kendi çevrelerinin bu mesaja iltifat etmesini önlemiş, hem de inancı henüz çok kuvvetli olmayan müminlerin hak yoldan dönmelerini sağlamış olacaklardı. 

Yüce Allah’ın, bu haince girişimi haber vermesi, Rasûlullah’ın ilâhî vahye mazhar olmuş hak bir peygamber olduğunu apaçık bir biçimde ortaya koymuş bulunuyordu. Dolayısıyla bu, bir taraftan düşmanların bu tür girişimleri için caydırıcı bir rol oynayan, diğer taraftan müminlerin bunlara karşı daha dikkatli ve bilinçli olmaları gerektiğini hatırlatan bir uyarı niteliğindeydi (Râzî, VIII, 95). (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)

 

  Nehera نهر :

  نَهْرٌ taşan suyun mecrası, süratle aktığı veya geçip gittiği yerdir. Çoğulu أنْهارٌ şeklinde gelir. نَهَرٌ ise suyun akışına benzetme yapılarak genişlik ve bolluk için kullanılmıştır. نَهارٌ kavramı temelde güneşin doğuşundan batışına kadar geçen zaman aralığıdır. Şer'i dilde ise fecrin doğuşundan güneşin batış vaktine kadar geçen zaman aralığıdır. Son olarak نَهْرٌ ve إنْتِهارٌ sert bir şekilde azarlamaktır.  (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de çeşitli kalıplarda 113 kere geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

  Türkçede kullanılan şekli nehirdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَقَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اٰمِنُوا بِالَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُٓوا اٰخِرَهُ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ  te’nis alametidir.  طَٓائِفَةٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْ اَهْلِ  car mecruru  طَٓائِفَةٌ ’ un mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْكِتَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mekulü’l kavli  اٰمِنُوا بِالَّذ۪ٓي ’dir. قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اٰمِنُوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ٓي müfred müzekker has ism-i mevsûl بِ  harf-i ceriyle  اٰمِنُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

اُنْزِلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  هُو ’ dir. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  عَلَى  harf-i ceriyle  اُنْزِلَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.  

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  وَجْهَ  zaman zarfı  اٰمَنُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. النَّهَارِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اكْفُرُٓوا  atıf harfi  وَ  ile  اٰمَنُوا ‘ya matuftur.

اكْفُرُٓوا  fiili  نَ ‘ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. اٰخِرَ  zaman zarfı,  اكْفُرُٓوا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمِنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir. 

اُنْزِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَۚ

 

İsim cümlesidir. لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir,  إنّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

هُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur.  يَرْجِعُونَ  cümlesi,  لَعَلَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَرْجِعُونَ  fiili  نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

وَقَالَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ اٰمِنُوا بِالَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُٓوا اٰخِرَهُ

 

 

وَ ,istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh olan  طَٓائِفَةٌ ‘ ün nekre gelişi tahkir ifade eder.

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli  اٰمِنُوا بِالَّذ۪ٓي اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mecrur mahaldeki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ٓي ‘ nin sılası  اُنْزِلَ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اُنْزِلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Yine mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , harf-i cerle  اُنْزِلَ  fiiline mütealliktir. Sılası  اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Zarf-ı zaman olan  وَجْهَ النَّهَارِ  izafeti, اٰمِنُوا  fiiline mütealliktir.

اٰمِنُوا - اٰمَنُوا  ve  الَّذ۪ٓي - الَّذ۪ينَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan  اكْفُرُٓوا اٰخِرَهُ  cümlesi atıf harfi  وَ ’ la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اٰمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ  cümlesi ile  وَاكْفُرُٓوا اٰخِرَهُ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır. 

اٰمَنُوا - اكْفُرُٓوا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab,  اٰخِرَ - وَجْهَ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

وَجْهَ النَّهَارِ  [gündüzün yüzü] ifadesinde istiare vardır. Gündüz insana benzetilmiştir. İnsanın bir cüzü olan yüz kelimesi gündüze isnad edilmiştir. Müşebbehün bihin bir cüzü olduğu için meknî istiaredir. Yüz, bir insanın en önemli dikkat çeken, tanınmasını sağlayan en önemli cüzüdür. Gündüz de aydınlık dolayısıyla her şeyin açıkça görüldüğü tespit edildiği bir zamandır. Vech-i şebeh açıklık, tanınmadır. 

[Ehl-i kitaptan bir grup şöyle dedi: Gün başlarken müminlere indirilmiş olana (görünüşte) iman edip günün sonunda inkâr edin. Belki onlar da dinlerinden dönerler.] Yani müminler dinlerinden dönerler. Hz. Muhammed’e indirilen Kur’an’a iman edin. Kur’an aynı zamanda müminlere de indirilmiş gibidir. Çünkü faydası onların hepsinedir. وَجْهَ النَّهَارِ  gündüzün başıdır. Zira gündüzün başı elbisenin yüzü gibi ilk karşılaşılan ve görülen kısmıdır. Ve yine bir şeyin yüzü, üstü ve değerli kısmıdır. Bu kelimenin mansub olması zarf olması sebebiyledir. Müfessirlerin çoğuna göre ayetin tefsiri şöyledir: Onları günün başında tasdik edip sonunda inkâr edin. Şüphesiz ki bu onları dinlerinden dönmeye sevk edecektir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

[Günün başında (وَجْهَ النَّهَارِ ; gündüzün başlangıcında) iman edin ve günün sonunda inkâr edin] sözü mecaz-ı mürekkebtir. Maksat zaman bildirmek değil alay etmektir.

Kitap ehlinin büyüklerinden ve başkanlarından bir grup, kendilerine tâbi olanlara, sabahleyin Kur an'a inanmalarını ve daha sonra da inkâr etmelerini söylemişlerdir. Böylece, müminlere iman etmiş olarak görünecekler. Sonradan da düşünüp, güya müminlerin görüşlerinin çarpık olduğunu anlayacaklar ve döneceklerdir. Böylece müminler de onlarla beraber döneceklerdir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Ayette geçen وَجْهَ النَّهَارِ , "gündüzün evveli" manasınadır. Arapça'da "vech", "her şeyin insana bakan tarafı ve yüzü" manasındadır. Çünkü insanın baktığı şeyde ilk karşılaştığı budur. Nitekim elbisenin görünen tarafına da  وَجْهَ السٌَوب  denilir.  (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَۚ

 

Ayetin son cümlesi ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.

Terecci harfi  لَعَلَّ ‘ nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.

لَعَلَّ ’ nin haberi olan  يَرْجِعُونَ ’ nin muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır.

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

يَرْجِعُونَ  fiilinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ  sözünün manası, "Biz şüpheyi onların kafalarına attığımızda, belki Muhammed'in taraftarları O'nun dininden bu yola dönerler ve vazgeçerler" şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)