وَاٰخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّٰهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ ١٠٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاخَرُونَ | ve başkaları da var ki |
|
| 2 | مُرْجَوْنَ | bırakılmışlardır |
|
| 3 | لِأَمْرِ | emrine |
|
| 4 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 5 | إِمَّا | ya |
|
| 6 | يُعَذِّبُهُمْ | onlara azabeder |
|
| 7 | وَإِمَّا | ya da |
|
| 8 | يَتُوبُ | affeder |
|
| 9 | عَلَيْهِمْ | onları |
|
| 10 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 11 | عَلِيمٌ | bilendir |
|
| 12 | حَكِيمٌ | hüküm ve hikmet sahibidir |
|
وَاٰخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّٰهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰخَرُونَ mübteda olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. مُرْجَوْنَ kelimesi اٰخَرُونَ ’nin sıfatı olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. لِاَمْرِ car mecruru مُرْجَوْنَ ’ye mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اِمَّا yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. يُعَذِّبُهُمْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
يُعَذِّبُهُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. يَتُوبُ atıf harfi وَ ile يُعَذِّبُهُمْ fiiline matuftur.
يَتُوبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلَيْهِمْ car mecruru يَتُوبُ fiiline mütealliktir.
اِمَّا yargıyı seçmeli olarak birbirine bağlayan bir tercih edatıdır. اِمَّا ile yapılan atıfta genellikle yargılardan yalnızca birinin gerçekleşmesi söz konusudur. el-Mâlekî talebî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının tahyir ve ibaha, haberî cümlelerden sonra kullanılan اِمَّا edatının ise şek ve tereddüt ifade ettiğini söyler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, (Doktora Tezi))
يُعَذِّبُهُمْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عذب ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مُرْجَوْنَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. عَل۪يمٌ haber olup damme ile merfûdur. حَك۪يمٌ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
عَل۪يمٌ - حَك۪يمٌ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاٰخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِاَمْرِ اللّٰهِ اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْۜ
وَ atıftır. Cümle 102.ayetteki … وَآخَرُونَ اعْتَرَفُوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اٰخَرُونَ mübteda, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelam olan اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْۜ cümlesi haberdir.
مُرْجَوْنَ kelimesi mübteda için sıfatıdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf لِاَمْرِ اللّٰهِ izafetinde لِاَمْرِ kelimesinin Allah lafzına muzâf oluşu, şeref ve itibarının yüksekliğini gösterir.
لِاَمْرِ اللّٰهِ car-mecruru, rubai fiilin ism-i mef’ûlü olan مُرْجَوْنَ ‘ye mütealliktir.
Habere dahil olan اِمَّا , tafsil harfidir.
Cümleye dahil olan اِمَّا edatı, eylemdeki ibhamdan dolayı şek ve tereddüt ilişkisi ifade etmiştir. (https://tafsir.app/aljadwal/9/106)
Aynı üslupta gelen وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.
Muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Taksimden sıhhatü-l aksam sanatı vardır. Mevcut olan iki ihtimal de sayılmıştır.
وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ cümlesiyle اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَتُوبُ عَلَيْ - يُعَذِّبُهُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
اِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَاِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ ayetindeki اِمَّا [Ya, ya da, yahut] Arapçada iki işten birisi için kullanılır. Şanı yüce Allah da işlerin akıbetinin ne olacağını elbetteki bilendir. Fakat burada kullara onların bildikleri üslup ile hitap edilmiştir. Yani size göre onların durumu (iyi şeyler) ümit etmek şeklinde olsun. Çünkü kullar için bundan fazla yapabilecekleri bir şey yoktur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
وَاٰخَرُونَ tabirinden maksat Ka’b b. Malik, Hilal b. Ümeyye ve Mürare b. Rebi’dir. Resulullah (s.a.v) ashabına bunlara selam vermemelerini ve bunlarla konuşmamalarını emretmiştir. Bunlar da bu durumu görünce niyetlerini temiz tutmuş ve işlerini Allah’a havale etmişlerdir. Allah da onlara merhamet etmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Tebük seferine katılmayan Medine halkından ve çevresindeki bedevi Araplardan günahlarını itiraf edenlerden başka diğer bir grup daha vardı ki onların durumu, Allah'ın emrine ta'lik edilmişti. İbn Abbâs diyor ki: Bunlar Ka’b b. Mâlik, Mürare b. Rebî' ve Hilâl b. Ümeyye idi. Adları geçenler, Ebû Lübâbe ve arkadaşlarının yaptığı gibi tövbe ve özür beyanında acele etmeyen, kendilerini Mescidin direklerine bağlamayan; pişmanlık, üzüntü ve ıstıraplarını açıkça göstermeyenlerdi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
حَك۪يمٌ - عَل۪يمٌ kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. Allah’ın حَك۪يمٌ ve عَل۪يمٌ sıfatlarının nekre gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder.
حَك۪يمٌ ve عَل۪يمٌ kelimeleri mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28)
وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ حَك۪يمٌ cümlesinde zamir yerine Allah lafzının gelmesi konunun heybetini artırmak ve kalplere korku salmak içindir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - مٌ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)