مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ ٥
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
Fiil cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَسْبِقُ damme ile merfû muzari fiildir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. اُمَّةٍ lafzen mecrur, تَسْبِقُ fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. اَجَلَهَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَسْتَأْخِرُونَ fiili نَ ‘nun sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَسْتَأْخِرُونَ fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi أخر ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Fail olan مِنْ اُمَّةٍ ‘deki مِنْ tekid ifade eden zaid harftir. Kelimedeki nekrelik, nev ve kıllet ifade eder. Zaid harf مِنْ kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Olumsuz siyakta nekre, umuma işarettir.
Aynı üslupta gelen وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ve tezat ilişkisi mevcuttur.
Cümleler arasında ihtibak sanatı vardır. Birinci cümledeki مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا ibaresi ikinci cümleden düşürülmüş, sadece مَا يَسْتَأْخِرُونَ sözüyle yetinilmiştir.
İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 831)
مَا تَسْبِقُ مِنْ اُمَّةٍ اَجَلَهَا cümlesiyle وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
تَسْبِقُ - يَسْتَأْخِرُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
اُمَّةٍ kelimesine raci zamirin müzekker olması mana itibariyledir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Hiç bir ümmet kendi ecelini aşarak ona bir şey ekleyemez ve ondan önce de vadesi dolmuş gibi yok olmaz. Bunun bir benzeri de yüce Allah’ın şu ayetleridir: “O ecelleri gelince ne bir an geri bırakabilirler, ne de ileri alabilirler.” (A’râf, 7/34) (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Bundan önce helak edilen eski ümmetlerden her birinin helaki için belli bir vakit olduğu ve onların helakinin Levh-i Mahfuz'da yazıldığı gibi gerçekleştiği beyan edildikten sonra burada da, o ümmetlerden ve diğerlerinden her birinin bir yazgısı olduğu ve o yazgının öne alınmasının ya da geriye bırakılmasının mümkün olmadığı beyan edilmektedir.
Bu makam, onların azabının mutlaka gerçekleşeceğini kuvvetle beyan etmek makamı olduğu halde, ecellerin öne alınmayacağının önce zikredilmesi, tahakkukta bunun önce olması itibariyledir, yahut burada kastedilen, onlar azaba müstahak oldukları halde azaplarının tehir edilmesinin sırrını beyan etmektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Vahidî şöyle demektedir: “Ayetteki ümmet kelimesinin başında bulunan مِنْ tekid için getirilmiş, min-i zaide’dir. Bu senin tıpkı, “Bana, hiç kimse gelmedi” demen gibidir.” Başkaları ise, “Hayır, bu zaid değildir. Zira bu, ba’ziyyet ifade eder. Yani “bir hükmün, bir hakikatin kısımlarından bazısında tahakkuk etmesini ifade eder” demişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)