Hicr Sûresi 4. Ayet

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ  ٤

Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا
2 أَهْلَكْنَا biz yok etmedik ه ل ك
3 مِنْ hiçbir
4 قَرْيَةٍ kenti ق ر ي
5 إِلَّا dışında
6 وَلَهَا olanların
7 كِتَابٌ bir yazısı ك ت ب
8 مَعْلُومٌ bilinen ع ل م
 
Özel olarak Hz. Peygamber dönemindeki Mekke müşrikleri, genel olarak benzer inançlar benimseyen, benzer tutum ve davranışlar sergileyen topluluklar için yeni bir uyarı anlamı taşıyan bu âyetlerde bireyler gibi bütün uygarlıkların, dinî, etnik vb. toplulukların da sonlu olduğu, her bir uygarlık ve topluluğun, Allah tarafından bilinen belirli bir ömrünün, bir sonunun bulunduğu, bunun ilâhî bir yasa olduğu hatırlatılarak toplumsal hayatı, bu gerçek ışığında tam bir dikkat ve sorumluluk bilinciyle düzenlemek ve sürdürmek gerektiği ima edilmektedir (bu konuda bilgi için bk. En‘âm 6/2).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 332-333
 

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَهْلَكْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  قَرْيَةٍ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اِلَّا  hasr edatıdır. وَ  haliyyedir.  لَهَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. كِتَابٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  مَعْلُومٌ  kelimesi  كِتَابٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَهْلَكْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  هلك ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

مَعْلُومٌ ; sülâsî mücerredi  علم  olan fiilin ism-i mef’ûludur.

 

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ اِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle, mazi fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Kasr üslubuyla tekid edilmiştir. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)

Mef’ûl olan  مِنْ قَرْيَةٍ ’deki  مِنْ , tekid ifade eden zaid harftir.

اَهْلَكْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

قَرْيَةٍ  ’deki nekrelik, nev ve kıllet ifade eder. Zaid harf  مِنْ  kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Olumsuz siyakta nekre umum ve şümule işarettir.

وَ ‘la gelen  وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ  cümlesi,  قَرْيَةٍ ’den haldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Hal cümleleri anlamı zenginleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مَعْلُومٌ , muahhar müsnedün ileyh olan  كِتَابٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için gelen ıtnâb sanatıdır.

Nefiy harfi  مَٓا  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille hal arasındadır.  اَهْلَكْنَا  maksûr/sıfat, hal, maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfat olması da caizdir. O takdirde fâil, o hal  üzere gerçekleşen fiile tahsis edilmiş olur. 

Ayette ”Levh-i Mahfuz’da kendileri için yazılmış belli bir vadeleri olmaksızın hiçbir ahaliyi helak etmedik” anlamı,  مَٓا  ve  اِلَّا  ile oluşmuş kasr üslubuyla kesin bir şekilde ifade edilmiştir. 

وَمَٓا اَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ  [Biz hangi şehri helak ettiysek…] ayetinde mecaz-ı mürsel vardır. Şehirden maksat, oranın halkıdır. Bu mecaz, mahallin söylenmesi ve fakat o mahalde oturanın kastedilmesi kabilindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Hicr Suresi’nde zikredilen  كِتَابٌ , ecel manasındadır ve herkesin malumudur ki ecel inkâr edilemez bir gerçektir. Ayette mevsufu olan cümleye adeta yapışık olan ikinci cümle, tekid için atıf harfiyle gelmiştir. Böylece ecelin inkâr edilme ihtimalini yok etmiştir. Ayrıca daha önce zikredildiği gibi; bu atıf harfi farklılığı da ifade etmiştir. Sanki önce bir kavim zikredilmiş, sonra bu sıfatla mevsuf başka bir kavim zikredilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Levh-i Mahfuz’da yazılmış belli bir eceli vardır.  وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ  istisna cümlesi,  قَرْيَةٍ ‘ye sıfat olarak gelmiştir, aslı ona  وَ ’ın dahil olmamasıdır.  اِلَّا لَهَا مُنْذِرُونَۗۛ  (Şuarâ’/ 208) ayetinde olduğu gibi. Ancak şeklen hal’e benzediği için mevsufla ilişkisini belirtmek maksadıyla başına  وَ  getirilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)