ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٣
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Fiil cümlesidir. ذَرْهُمْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘ dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ karînesi olmadan gelen يَأْكُلُوا cümlesi mukadder şartın cevabıdır. Takdiri; إن تتركهم يأكلوا (Eğer yemelerine izin versen.) şeklindedir.
يَأْكُلُوا fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يَتَمَتَّعُوا cümlesi, atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
يَتَمَتَّعُوا fiili نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يُلْهِهِمُ cümlesi, atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
يُلْهِهِمُ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir هِمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْاَمَلُ fail olup damme ile merfûdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن يشغلهم أمر الدنيا فسوف يعلمون (Eğer dünya meseleleri onları meşgul ediyorsa, bilecekler.) şeklindedir.
سَوْفَ gelecek zamana işaret eder. Alimler bu edatı tesvif-erteleme diye isimlendirmişlerdir. Vaat veya tehdit bulunan yani istenen veya hoşlanılmayan bir fiile delalet eden bir muzari fiilin başına geldiklerinde tekid-vurgu olurlar.
يَعْلَمُونَ fiili نْ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يَتَمَتَّعُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi متع ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
يُلْهِهِمُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لهو ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesi ذَرْهُمْ şeklinde emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen, gerçek manada emir kastı taşımamaktadır. Aksine tehdit ve vaîd anlamı taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazanan terkip, mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır.
يَأْكُلُوا cümlesi, takdiri إن تتركهم يأكلوا [Eğer yemelerine izin versen.] olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi يَأْكُلُوا , meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Aynı üslupta gelen وَيَتَمَتَّعُوا cümlesi ile وَيُلْهِهِمُ الْاَمَلُ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
يَأْكُلُوا - يَتَمَتَّعُوا - يُلْهِهِمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayet-i Kerime, dünyadan lezzet alıp ondan yararlanmayı ve bunlara götürecek şeyleri tercih etmenin, tûl-i emel olduğuna ve müminlerin ahlâkından olmadığına delalet etmektedir. Mutezile, “Bu bir izin ve müsaade etmek değildir. Aksine, bir tehdit ve vaîd ifade etmektedir” demiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
الْاَمَلُ ’nun gerçek mahiyeti dünya tutkunluğu ve dünyaya dört elle sarılmak, dünyayı sevmek, ahiretten yüz çevirmektir. Resulullah (s.a.v) ’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Bu ümmetin ilkleri yakîn ve zühd ile kurtulmuştur. Sonrakileri ise cimrilik ve emel ile helak olacaktır.” (Kurtubi [Taberanî. Mu’cemu’l-Evsat, VII. 316: Beyhakî, Şuabu’l îman, VII. 345])
فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
İstînâfiye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Cümle, takdiri إن يشغلهم أمر الدنيا (Eğer dünya meseleleri onları meşgul ediyorsa..) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Tehdit makamında olan cümle istikbal harfi سَوْفَ ile tekid edilmiştir.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Haberî formda gelen cümle, muktezâ-i zâhirin hilafına olarak tehdit içeren manaya sahip olduğu için lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ [Yakında bilecekler] cümlesi, kâfirlerin akıbetini belirten bir haber cümlesidir. Fiilin mef’ûlu mahzuftur. Yani ‘yaptıklarının sonucunu anlayacaklar’ demektir.
Tesvif harfi سَوْفَ ’den murad; tekiddir. Çünkü iki tesvif harfi de - قَدْ harfinin mazi fiili tekidi gibi - müstakbel manayı tekid eder. Gelecekte muhakkak bileceklerini ifade eder. Şu an için bilene gelince bunun gerçek olduğuna güveninden kinayedir. Onlar batıldadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr, Araf/123)
سَوْفَ , ahirette bileceklerine işarettir. İlimden maksat ise başlarına gelecek azabı tadacakları gerçeğidir.
س harfi ile dünyada gerçekleşecek olayları, سوف harfi ile ise, ahirette gerçekleşecek olayları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmiştir. (Necmettin Çalışkan, Abdurrahman Hasan Habenneke El- Meydânî Ve Tefsîri)
Bu ayet, hüccetle ilzamdır ve ziyadesiyle uyarıdır. Zira vazgeçme emri, ancak uyarının tekerrüründen ve inatla inkârın gerçekleşmesinden sonra tahakkuk etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)