رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ ٢
رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ
Fiil cümlesidir. رُبَمَا kâffe ve mekfûfe’dir. يَوَدُّ damme ile merfû muzari fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. لَوْ ve masdar-ı müevvel, يَوَدُّ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَوْ ‘in bir masdar harfi olabilmesi için daha çok وَدَّ ve أحَبَّ gibi temenni bildiren fiillerle birlikte kullanılması şarttır.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. مُسْلِم۪ينَ kelimesi, كَانُوا ’nun haberi olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
رُبَمَا ‘daki مَا harfi kâffedir ve onu cer etme fonksiyonundan çıkarır; o zaman fiile dahil olması caizdir. Hakkı da fiilin mazi olmasıdır. Ancak Allah Teâlâ’nın verdiği haberler mazi gibi tahakkuk ettiğinden يَوَدُّ muzari fiili onun yerine konulmuştur. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
مُسْلِم۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رُبَمَا يَوَدُّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِم۪ينَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hudûs, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَا , nice manasında cer harfi olan رُبَ ‘yi amelden düşürmüştür. رُبَ , böylelikle fiil cümlesine dahil olmuştur.
يَوَدُّ fiilinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi bahsi geçen kişileri tahkir ifade eder.
Masdar harfi لَوْ ve akabindeki كَانُوا مُسْلِم۪ينَ cümlesi, masdar teviliyle يَوَدُّ fiilinin mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan s.124)
Müsned olan مُسْلِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
كَفَرُوا ve مُسْلِم۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
رُبَ kelimesi Sîbeveyhi’ye göre harf-i cer olup, ona şu iki durumda مَا harfi bitişir:
مَا harfinin “şey” anlamında olmak üzere “nekre” olmasıdır. مَا edatının, ربّ ’den sonra olduğu zaman bazan isim olabileceğine delâlet eden şeylerden biri de ربّ kelimesinden sonra من edatının da gelebilmesidir.
Bir başka şekli ise, ربّ kelimesinin, bu ayette olduğu gibi, “mâ-i kâffe”nin başına gelmesidir. Nahiv alimleri bu مَا ‘ya, kâffe adını verirlerken, bununla o harfin kelimeye dahil olması ile kendisinden önceki harfi amelinden alıkoyduğu manasını kastederler. Bu مَا harfi, bu ayette de olduğu gibi, onun fiile dahil olmasını mümkün kılar. “Azlık” manası, tehdidi ifade etmede daha beliğ, daha etkilidir. Çünkü bunun manası “seni, bu fiilden alıkoyma hususunda azıcık bir pişmanlık bile sana yeter. Düşün, ya o pişmanlığın çoğu nasıl olur!” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
Zuhaylî bu ayetin tefsirinde şöyle der: Kâfirler küfür üzere bir hayat yaşadıkları için kıyamet günü pişman olacaklar ve keşke dünyada iken Müslüman olsaydık, diye temenni edeceklerdir. رُبَمَا kelimesiُ her ne kadar azlık/taklîl ifade etmek için kullanılsa da tehdit hususunda gayet beliğ bir tabirdir. İbni Abbas, İbni Mes’ud ve diğer bazı sahabinin zikrettiğine göre Kureyş kâfirleri cehenneme arz edilecekleri zaman keşke dünyada iken Müslüman olsaydık, diye temenni edeceklerdir. Zeccâc da “kâfir, her ne zaman azap hallerinden birini görse ve Müslümanın güzel hallerinden birine şahit olsa “keşke Müslüman olsaydım” diye arzu/temenni edecektir” demektedir.
İbn Âşûr da şu izahatı yapmaktadır: Ayette istikbal sıygasının manası gayet açıktır. Zira kâfirler hicretten önce İslam’ın kuvveti henüz ortaya çıkmamışken Müslüman olmayı arzu etmemişlerdi. Burada kelam haber cümlesi olup onların İslam’a tabi olmamaları hakkında tehdit ve korkutma manasında kullanılmıştır. Manası, “kâfirler muhakkak surette keşke Müslüman olsaydık diye arzu edeceklerdir” şeklindedir. Buradaki azlık ifadesi ise tehekküm ve korkutma amaçlı kullanılmıştır. Yani “Müslüman olmayı arzulamaktan sakının” anlamında olabilir. Ya da Arapların لَعَلَّكَ سَتَنْدِمُ عَلَى فَعْلِكَ /belki de yakında yaptığına pişman olacaksın” ifadesinde olduğu gibi nadiren tevbih anlamında da olabilir. Bu durumda da mana “onlar mutlaka keşke Müslüman olsaydık diye arzulayacaklar fakat iş işten geçtikten sonra” şeklinde olur. Onların bu arzuları, Müslümanların eliyle öldürülürken ve hesap gününde olacaktır. Ayrıca onlar daha dünya hayatında iken de birçok kez Müslümanların muzafferiyetine şahit olduklarında bunu istemişlerdir. İbn Mesud’dan nakledildiğine göre Kureyş kâfirleri Bedir günü Müslümanların muzafferiyetine şahit olduklarında bunu arzulamışlardı ve ahirette kâfirlikleri sebebiyle cehenneme sevk olunurken de bunu temennî edeceklerdir. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr Adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)
رُبَمَا ‘ daki مَا harfi kâffedir ve onu cer etme fonksiyonundan çıkarır; o zaman fiile dahil olması caizdir. Hakkı da fiilin mazi olmasıdır. Ancak Allah Teâlâ’nın verdiği haberler mazi gibi tahakkuk ettiğinden يَوَدُّ muzari fiili onun yerine konulmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)