وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ ٦
وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul وَ ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup, damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الَّذ۪ي münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
نُزِّلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. عَلَيْهِ car mecruru نُزِّلَ fiiline mütealliktir. الذِّكْرُ naib-i fail olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı اِنَّكَ لَمَجْنُونٌ ‘dir.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مَجْنُونٌ kelimesi اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُزِّلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مَجْنُونٌ ; sülâsî mücerredi جنن olan fiilin ism-i mef’ûludur.
وَقَالُوا يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ اِنَّكَ لَمَجْنُونٌۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Mütekellimin münadayı ism-i mevsûlle ifade etmesi, muhatabının dikkatini çekme isteğine ve ona tahkir kastına işaret eder.
Müfred has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’nin sılası olan نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نُزِّلَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. نُزِّلَ fiiline müteallik عَلَيْهِ car mecruru, sözün onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Nidanın cevabı olan اِنَّكَ لَمَجْنُونٌ cümlesi, اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. İsim cümleleri zamandan bağımsız sübut ifade ederler.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)
İnkarcılar Hz. Peygamberi mecnun olmakla itham ederken sözlerini isim cümlesi, اِنَّ ve لَ olmak üzere üç tekidle kuvvetlendirmişlerdir.
Kâfirlerin, Hz. Peygamberin kendisine zikir indirilen kişi oluşu ile kendilerince mecnun oluşu özelliklerini söylemeleri taksim sanatıdır.
Onların Resulullah'a (s.a.v) bu şekilde hitap etmeleri, (ey kendisine Kur’an indirilen demeleri); bunu teslim edip inandıkları için değil, fakat Peygamberimizle (s.a.v) alay etmek ve "hiç şüphesiz sen mecnunsun" şeklindeki batıl hükümlerinin gerekçesini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)
Bu ayette de kâfirlerin Hz. Muhammed’i (s.a.v) alaya aldıklarını zannederek Kur’an ile ilgili kullandıkları الذِّكْرُ kelimesi adeta onların içini boşaltarak kullandıkları kelime olmaktan çıkmış 9. ayetteki اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ ifadesiyle karşılık bulmuştur. Cevabın gecikmesinin sebebi ise araya onların istekleriyle alakalı iki cümlenin girmesidir.
Bu ayette kâfirlerin Muhammed’i (s.a.v) biri Kur’an, biri de meleklerle ilgili iki inkârı dile getirilmiş, Allah (c.c) da onların önce meleklerle sonra da Kur’an ile ilgili düşüncelerine yanıt vermiştir. (İbn ‘Âşûr, VI, s. 20)