Mâide Sûresi 33. Ayet

اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداً اَنْ يُقَتَّلُٓوا اَوْ يُصَلَّـبُٓوا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِۜ ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ  ٣٣

Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّمَا şüphesiz
2 جَزَاءُ cezası ج ز ي
3 الَّذِينَ kimselerin
4 يُحَارِبُونَ savaşanların ح ر ب
5 اللَّهَ Allah
6 وَرَسُولَهُ ve elçisiyle ر س ل
7 وَيَسْعَوْنَ ve çalışanların س ع ي
8 فِي
9 الْأَرْضِ yeryüzünde ا ر ض
10 فَسَادًا bozgunculuk yapmağa ف س د
11 أَنْ
12 يُقَتَّلُوا öldürülmeleri ق ت ل
13 أَوْ veya
14 يُصَلَّبُوا asılmaları ص ل ب
15 أَوْ yada
16 تُقَطَّعَ kesilmesi ق ط ع
17 أَيْدِيهِمْ ellerinin ي د ي
18 وَأَرْجُلُهُمْ ve ayaklarının ر ج ل
19 مِنْ
20 خِلَافٍ çapraz خ ل ف
21 أَوْ veya
22 يُنْفَوْا sürülmeleridir ن ف ي
23 مِنَ
24 الْأَرْضِ bulundukları yerden ا ر ض
25 ذَٰلِكَ bu
26 لَهُمْ onlar için
27 خِزْيٌ bir rezilliktir خ ز ي
28 فِي
29 الدُّنْيَا dünyada د ن و
30 وَلَهُمْ onlara vardır
31 فِي
32 الْاخِرَةِ Âhirette ise ا خ ر
33 عَذَابٌ bir azab ع ذ ب
34 عَظِيمٌ büyük ع ظ م
 

Nefeye نفي : نَفَى fiili atmak, çıkarmak, ihraç etmek, sürmek sürgüne yollamak, kabul etmemek, reddetmek ve olumsuz kılmak gibi anlamlara gelir.  ((Dağarcık))  Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil formunda 1 ayette geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres) Türkçede kullanılan şekilleri nefiy ve menfîdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 


 

اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداً اَنْ يُقَتَّلُٓوا اَوْ يُصَلَّـبُٓوا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِۜ

 

İsim cümlesidir. اِنَّمَا  kaffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; meneden alıkoyan anlamında olup, buradaki  مَا  harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ ‘ nin ameli ise engellenmiştir, yani mekfûfedir.

جَزٰٓؤُا  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  يُحَارِبُونَ اللّٰهَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يُحَارِبُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

رَسُولَهُ  atıf harfi  وَ ’la lafza-i celâle matuftur. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la sılaya matuftur.  

يَسْعَوْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ  car mecruru  يَسْعَوْنَ  fiiline mütealliktir. فَسَادًا  hal olup fetha ile mansubdur.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  جَزٰٓؤُا ’nun haberi olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

يُقَتَّلُٓوا  fiili  نْ ’un hazfıyla mansub meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. يُصَلَّبُٓوا  fiili atıf harfi  اَوْ  ile  يُقَتَّلُٓوا  fiiline matuftur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder.  تُقَطَّعَ  fetha ile mansub meçhul muzari fiildir.  اَيْد۪يهِمْ  naib-i fail olup,  ی  üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

اَرْجُلُهُمْ  atıf harfi  وَ ’la  اَيْد۪يهِمْ ’e matuftur. مِنْ خِلَافٍ  car mecruru  اَيْد۪يهِمْ  ve  اَرْجُلُهُمْ  kelimelerinin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri ; مختلفة (Farklıdır.) şeklindedir. يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِ  cümlesi, atıf harfi  اَوْ  ile  تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ ’ye matuftur.  

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. يُنْفَوْا  fiili mahzuf elif üzere merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْاَرْضِ  car mecruru  يُنْفَوْا  fiiline mütealliktir. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org 

(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُحَارِبُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale  babındandır. Sülâsîsi  حرب ’dur. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُقَطَّعَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  قطع ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


 ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. لَهُمْ  car mecruru  خِزْيٌ ’un mahzuf haline mütealliktir.  خِزْيٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. 

فِي الدُّنْيَا  car mecruru  خِزْيٌ ‘nun mahzuf sıfatına müteallik olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. لَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ  cümlesi, atıf harfi وَ  ile makabline matuftur.

لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere veya mahzuf hale mütealliktir.  فِي الْاٰخِرَةِ  car mecruru  عَذَابٌ ‘un mahzuf ikinci haline mütealliktir. 

عَذَابٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  عَظ۪يمٌ  kelimesi  عَذَابٌ ‘nun sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

عَظ۪يمٌ  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir.Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَاداً اَنْ يُقَتَّلُٓوا اَوْ يُصَلَّـبُٓوا اَوْ تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ اَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِۜ

 

Ayet istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. Kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasında, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

Müsnedün ileyhin izafetle marife olması az sözle çok anlam ifadesi içindir.

Bahsi geçenlerin ism-i mevsûlle ifadesi ise onlara tahkir ifade eder.

جَزٰٓؤُا ‘nun muzâfun ileyhi konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهَ  isminin zikri tecrîd sanatıdır.

يُحَارِبُونَ اللّٰهَ  ifadesinde istiare vardır. Savaş açmak anlamındaki  يُحَارِبُونَ  fiili, Allah’ın emir ve yasaklarına uymamak manasında müstear olmuştur. Allah’ın buyruklarına karşı gelenler, hükümdarla mücadele edenlere benzetilmiştir.

Lafza-ı celâle tezayüf nedeniyle atfedilen  رَسُولَهُ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması, resul için şan ve şereftir. 

رَسُولَ - اللّٰهَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

Cümlede Allah’a itaatten sonra resulüne itaatin zikredilmesi, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır.

Aynı üsluptaki  وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادً  cümlesi atıf harfi  وَ ’la sılaya atfedilmiştir. Cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَسَادًا  kelimesi haldir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. 

فَسَادًا , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُقَتَّلُٓوا  cümlesi, masdar teviliyle  جَزٰٓؤُا ‘nun haberi konumundadır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üsluptaki  اَوْ يُصَلَّبُٓوا  ile  اَوْ تُقَطَّعَ اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ  ve  يُنْفَوْا مِنَ الْاَرْضِ  cümleleleri, muhayyerlik ifade eden اَوْ  atıf harfi ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebepleri hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

مِنْ خِلَافٍ  car mecruru , اَيْد۪يهِمْ  ve  اَرْجُلُهُمْ  kelimelerinin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri ; مختلفة (Farklı ) şeklindedir.

Savaş açanların ve cezalarının sayılması taksim sanatıdır.

يُنْفَوْا - تُقَطَّعَ - يُصَلَّبُٓوا - يُقَتَّلُٓوا  fiilleri, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Muzari fiil sıygasında gelen cümleler, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

يُقَتَّلُٓوا - يُصَلَّبُٓوا  ve  اَيْد۪يهِمْ - اَرْجُلُهُمْ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الْاَرْضِ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayrıca ayette leff ü neşr-i müretteb sanatı vardır. Önce suç söylenmiş, sonra bunun cezaları zikredilmiştir. Suça göre cezalar değişir. Harb edenler öldürülür veya asılır. Fesat çıkaranların eli ayağı kesilir, daha hafif suç işleyenlere de sürgün cezası verilir.

اِنَّمَا  edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatab konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur, ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

يُحَارِبُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ  [Allah'a ve Resulüne karşı savaşanlar]’dan murad, bir kavle göre Resulullah'a (s.a.v) karşı mücadele edenler demektir. Burada önce Allah Teâlâ'nın zikredilmiş olması, Resulullah’ ın (s.a.v) Allah (c.c) katındaki mertebesinin ne kadar yüksek olduğuna dikkat çekmek içindir.

Bir başka görüşe göre ise asıl maksat, müslümanlara karşı savaşanların hükmünü belirtmektir. Ancak bu, müslümanları tazim için, Allah Teâlâ ile Resulüne karşı savaşmak olarak ifade edilmiştir. Yani Allah'ın ve Resulünün dostlarına karşı savaşanlar... demektir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)

حرپ  kelimesinin asıl manası soygundur; burada murad yol kesmektir. Bazılarına göre, şehirde de olsa hırsızlık yolu ile başkasının malını almaktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 

يُحَارِبُونَ اللّٰهَ  [Allah ile savaşmak] O’nun kulları ile savaşmak veya O’nun hükümlerine karşı çıkarak O’na savaş açmış olmak demektir.

الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ اللّٰهَ [Allah’a karşı savaşanlar] cümlesinde muzâf hazfedilmiştir. Takdir; Allah’ın dostlarına karşı savaşanlar şeklindedir. Çünkü Allah’a karşı ne savaşılır, ne de Allah mağlup edilir. Kelam, mecaz yoluyla söylenmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

وَيَسْعَوْنَ فِي الْاَرْضِ فَسَادًا  cümlesinin manası, onlar fesat iktisab ederler, onu toplarlar ve suç işlerler demektir. Çünkü  سعى  fiili, iktisab etmek ve biriktirmek anlamında kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اِنَّمَا جَزٰٓؤُا الَّذ۪ينَ يُحَارِبُونَ  ayetindeki  اِنَّمَا  ile olan hasr, sebebi nüzulündeki iki rivayetin daha doğru olanına göre izafî hasrdır ve Rasulullah’ın (s.a.v) emrettiği cezayı iptal için kalp kasrıdır. Taberi’nin İbni Abbas’tan rivayetine göre hasr, onların cezası ancak budur demektir. Öyleyse kasrdan maksat, bu dört şeyden biri için bundan daha az cezanın olmamasıdır. Hasr, takdir edilen bu cezayı büyük görenin ve hafifletilmesinden yana olanın düşüncesine cevap olabilir ki ayet aslında bu sebeple nazil olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

“Allah ve Resulü ile savaşanlar” Peygamber (s.a.v)’e savaş açanlardır. Müslümanlarla savaş da onunla savaş hükmündedir. “Yeryüzünde bozgunculuk yapmak için koşturanların” ifadesindeki  فَسَادًا  kelimesi  َمُفٔسدين  (fesatçı / bozucu olarak) anlamındadır ve haldir,  ya da yeryüzündeki koşturmaları fesat yolu ile yani bozuculuk şeklinde olduğu için ifade  ىفسدون في الارض  (Yeryüzünde bozgunculuk yaparlar.) mesabesinde olur, bu mana itibariyle de  فَسَادًا  lafzı mef'ûlu mutlak olmak üzere nasb edilir.  ِللفساد  (fesat için) takdirinde mef'ûlün leh olması da mümkündür. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

مِنْ خِلَاف  daki  مِنْ  harf-i ceri  اَيْد۪يهِمْ وَاَرْجُلُهُمْ  cümlesinden hal konumunda olup ibtidaiyyedir. Kesme eyleminin kaydıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 ذٰلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda,  خِزْيٌ  haberdir. 

لَهُمْ  car mecruru  خِزْيٌ ’un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

فِي الدُّنْيَا  car mecruru  خِزْيٌ ‘nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Sıfat, ihtimam için mevsufunun önüne geçmiştir.

Cümlede müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilene dikkat çekmek içindir. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun önemini vurgular.

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile ayette söz konusu edilen cezalara ve Allah’ın gazabına uğrama durumlarına işaret olunmaktadır.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi) 

خِزْيٌ ‘ daki tenvin nev, teksir ve tahkir ifade eder. Nekre gelerek bu cezanın anlayamayacağımız kadar kötü ve çok olduğu ifade edilmiştir. 

فِي الدُّنْيَا  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  الدُّنْيَا , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü dünya, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

Aynı üslupta gelerek makabline atfedilen  وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında tezat vardır.

Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَذَابٌ عَظ۪يمٌ  muahhar mübtedadır.

فِي الْاٰخِرَةِ  car mecruru,  عَذَابٌ ‘nun mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif, halin; sahib-i halin önüne geçmesi takdim-tehir sanatıdır.

عَذَابٌ , muahhar mübtedadır. Kelimedeki nekrelik tazim, kesret ve tarifi imkansız bir nev olduğunu ifade eder.

عَظ۪يمٌ۟  kelimesi  عَذَابٌ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

لَهُمْ  iki kere tekrarlanarak ve takdim edilerek vurgulanmıştır. Tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ  cümlesiyle, وَلَهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

الدُّنْيَا  ve  الْاٰخِرَةِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı,  خِزْيٌ  ve  عَذَابٌ  kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

"Harb" kelimesinin asıl manası soygundur; burada murad yol kesmektir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)