مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاًۜ وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاًۜ وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ ثُمَّ اِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ ٣٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مِنْ |
|
|
| 2 | أَجْلِ | sebeple |
|
| 3 | ذَٰلِكَ | işte bu |
|
| 4 | كَتَبْنَا | yazdık |
|
| 5 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 6 | بَنِي | oğullarına |
|
| 7 | إِسْرَائِيلَ | İsrail |
|
| 8 | أَنَّهُ | şüphesiz |
|
| 9 | مَنْ | kim |
|
| 10 | قَتَلَ | öldürürse |
|
| 11 | نَفْسًا | bir canı |
|
| 12 | بِغَيْرِ | olmaksızın |
|
| 13 | نَفْسٍ | bir cana karşılık |
|
| 14 | أَوْ | ya da |
|
| 15 | فَسَادٍ | bozgunculuğa karşı |
|
| 16 | فِي |
|
|
| 17 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 18 | فَكَأَنَّمَا | sanki gibidir |
|
| 19 | قَتَلَ | öldürmüş |
|
| 20 | النَّاسَ | insanları |
|
| 21 | جَمِيعًا | bütün |
|
| 22 | وَمَنْ | ve kim de |
|
| 23 | أَحْيَاهَا | onu yaşatırsa |
|
| 24 | فَكَأَنَّمَا | gibi olur |
|
| 25 | أَحْيَا | yaşatmış |
|
| 26 | النَّاسَ | insanları |
|
| 27 | جَمِيعًا | bütün |
|
| 28 | وَلَقَدْ | ve andolsun |
|
| 29 | جَاءَتْهُمْ | onlara getirdiler |
|
| 30 | رُسُلُنَا | elçilerimiz |
|
| 31 | بِالْبَيِّنَاتِ | açık deliller |
|
| 32 | ثُمَّ | ama |
|
| 33 | إِنَّ | muhakkak |
|
| 34 | كَثِيرًا | çoğu |
|
| 35 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 36 | بَعْدَ | sonra da |
|
| 37 | ذَٰلِكَ | bundan |
|
| 38 | فِي |
|
|
| 39 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 40 | لَمُسْرِفُونَ | israf etmektedirler |
|
Yüce Allah gerek İslâm’da gerekse İslâm’dan önceki ilâhî dinlerde insan hayatının kutsal olduğunu bildirmiş, bu sebeple bir canı korumayı bütün insanlığı korumak kadar üstün bir fazilet saymış; bir cana kıymayı da bütün insanları öldürmek kadar büyük bir cinayet olarak değerlendirmiştir. Çünkü bir insan, türünü temsil eder ve insanlar birbirine eşittir. Bir insanın haksız yere öldürülmesi toplumda öldürme olaylarının yayılmasına, insanların birbirine düşmesine ve toplum düzeninin bozulmasına yol açar. Hukukî bir gerekçe bulunmaksızın bir başkasının canına kıyan kimse, yalnızca o kişiye haksızlık etmiş olmaz, aynı zamanda insan hayatının kutsallığına inanmadığını ve başkalarına karşı hiçbir merhamet duygusu taşımadığını da göstermiş olur (kısas hakkında bilgi için bk. Bakara 2/178; yeryüzünde fesat çıkarma hakkında bilgi için bk. Mâide 5/33). Oysa insan hayatının korunabilmesi için insanların birbirine saygı göstermeleri, hayatın kutsal olduğuna inanıp korunmasına yardımcı olmaları ve katilleri korumamaları gerekir. Bütün dinler, hukuk ve ahlâk sistemleri haksız yere adam öldürmenin, cana kıymanın büyük bir suç olduğunda birleşmişlerdir. Ancak bu suçu önlemek için alınan caydırıcı tedbirler farklıdır. İslâm, haksız yere adam öldürmeyi önlemek, toplumun can güvenliğini sağlamak, onları huzurlu ve mutlu yaşatmak için bu suçu işleyenlere dünyada kısas cezasını öngörmüş, âhirette ise katilin Allah’ın gazabı, lâneti ve cehennem azabı ile cezalandırılacağını bildirmiştir (bk. Nisâ 4/93).
Allah Teâlâ insan hayatının önemi ve bu hayata kıyanlara verilecek cezalar hakkındaki âyetlerini peygamberleri vasıtasıyla göndermiş ve insanlara tebliğ etmiş olmasına rağmen birçok insan yine de yeryüzünde fesat çıkarmaya ve kan dökmeye devam etmektedir. Yeryüzünde bu tür katiller ve fesatçılar sürekli olarak bulunduğu için İslâm bunlara karşı sadece vicdanî ve uhrevî ceza ile yetinmemiş, insanların hayat hakkını korumak ve huzurlarını sağlamak için caydırıcı dünyevî müeyyideler getirmiştir.
Bir canı kurtarmak, bir insanın yaşamasına katkıda bulunmak, bu amaca yönelik bütün eylemler yanında, günümüzde –şartlarına uygun olarak– uygulanan kan, ilik, böbrek, kornea gibi organ nakli yapmayı ve organ bağışında bulunmayı da kapsar.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 257-258
مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ
مِنْ اَجْلِ car mecruru كَتَبْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. ذا işaret ism-i, sükun üzere mebni mahallen mecrur muzâfun ileyhtir. ل harfi buûd, yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
كَتَبْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى بَن۪ٓي car mecruru كَتَبْنَا fiiline müteallik olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ى ’dir. اِسْرَٓاء۪يلَ muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için fetha ile mecrurdur.
اَنَّ ve masdar-ı müevvel كَتَبْنَا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
هُ muttasıl zamiri إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَنْ قَتَلَ cümlesi إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
قَتَلَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. نَفْسًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. بِغَيْرِ car mecruru قَتَلَ fiiline mütealliktir. نَفْسٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. فَسَادٍ atıf harfi اَوْ ile نَفْسٍ ‘e matuftur. فِي الْاَرْضِ car mecruru فَسَادٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاًۜ
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
فَكَاَنَّمَا kaffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; meneden alıkoyan anlamında olup, buradaki مَا harfidir, اِنَّ harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. اِنَّ ‘ nin ameli ise engellenmiştir, yani mekfûfedir.
قَتَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. النَّاسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. جَم۪يعًا kelimesi النَّاسَ ‘nin hali olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاًۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَحْيَاهَا şart fiili olup, elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
فَكَاَنَّمَا kaffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; meneden alıkoyan anlamında olup, buradaki مَا harfidir, اِنَّ harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. اِنَّ ‘ nin ameli ise engellenmiştir, yani mekfûfedir.
قَتَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. النَّاسَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. جَم۪يعًا kelimesi النَّاسَ ‘nin hali olup fetha ile mansubdur.
اَحْيَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حيي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
جَٓاءَتْهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
رُسُلُنَا fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِالْبَيِّنَاتِۘ car mecruru جَٓاءَتْهُمْ fiiline mütealliktir.
ثُمَّ اِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
İsim cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كَث۪يرً kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. مِنْهُمْ car mecruru كَث۪يرً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir.
بَعْدَ zaman zarfı, مُسْرِفُونَ ’ye mütealliktir. ذٰ işaret ismi sükun üzere mebni mahallen mecrur, muzâfun ileyhtir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. فِي الْاَرْضِ car mecruru مُسْرِفُونَ ’ye mütealliktir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.
مُسْرِفُونَ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُسْرِفُونَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْساً بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يـعاًۜ
İstînâfiyye olan ayetin ilk cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. مِنْ اَجْلِ ذٰلِكَۚۛ car mecruru, كَتَبْنَا fiiline mütealliktir.
Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Burada مِنْ harf-i cerinin ibtida için kullanılması mecazdır. Bir şeyin sebebi, ortaya çıkan şeyin başlangıcına benzetilmiştir. Bu; مِنْ harfinin manalarından biri de ta’lil manasıdır, denmesi sebebiyledir. Çünkü اَجْلِ kelimesinin başına gelen مِن çoğunlukla ta’lil ifade eder. Bu harfin arkasından اَجْلِ kelimesinin hazfi, ta’lil manasını oluşturur. اَجْل kelimesinin ta’lil ifadesi, ل harfinden daha kuvvetli olduğu için tercih edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
ذٰلِكَۚۛ [bu] sözü edilen öldürme olayına işaret etmektedir. Yani anılan katil olayının işlenmesi, yazma hükmünü arkasından sürüklemesi, devşirmesi yüzünden “İsrâiloğulları’nın üzerine yazdık ki…demektir.” مِنْ harf-i ceri ibtida-i gaye içindir, yani yazma hükmünün başlangıcı bu olaydır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Muzâfun ileyh olan ذٰلِكَ ile, İsrailoğullarının Allah’ın emirlerine uymamalarına işaret edilmiştir. Dolayısıyla bu işaret isminde istiare vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur.
كَتَبْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.
كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ ifadesinde istiâre vardır. Burada yazma ile kastedilen, hüküm vermek, yargıda bulunmaktır. Mübalağa için yazmak, hüküm vermek yerinde kullanılmıştır. Camî her ikisindeki sabitliktir.
كَتَبْنَا fiili, شرعنا (farz kıldık) manasında müsteardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًاۜ cümlesi, masdar teviliyle كَتَبْنَا fiilinin mef’ûlü konumundadır.
Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar ve tekit harfi اَنَّ ‘ye dahil olan muttasıl zamir هُ , şan zamiridir.
اَنَّ ’nin haberi olan مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًاۜ terkibi, şart üslubunda gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.
Mübteda olan مَنْ ’in haberi قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkibin, مَنِ ’in haberi olması da caizdir. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
اَوْ فَسَادٍ muzâfun ileyh olan نَفْسٍ ‘e matuftur. Cihet-i camiâ, tezayüftür. Bu kelimelerdeki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Nefiy siyakında nekre selbin umumuna işarettir.
فِي الْاَرْضِ car mecruru فَسَادٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَسَادٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
فَ karinesiyle gelen cevap فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًاۜ cümlesine dahil olan كَاَنَّمَا , kâffe ve mekfûfedir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
جَم۪يعًا kelimesi النَّاسَ ‘nin halidir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
نَفْسًا - بِغَيْرِ نَفْسٍ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
نَفْسٍ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَنَّهُ deki هُ , şan zamiridir. مَنْ قَتَلَ نَفْسًا cümlesi şan zamirini tefsir eder. Yani ”Biz onlara çok önemli bir şeyi farz kıldık. Bu önemli şey birini haksız yere öldürmenin bütün insanları öldürmek gibi olmasıdır” demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
بِغَيْرِ نَفْسٍ ifadesi [Bir cana kıymaksızın] demektir, ancak kısas amacıyla cana kıymayı kapsamamaktadır. اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ ifadesi de nefse ma‘tūftur ve mana [veya yeryüzünde bozuculuk yapmaksızın] takdirindedir. Fesattan maksat şirktir. Yol kesicilik / haramilik olduğu da söylenmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
Kur’an’da فِي الْاَرْضِ ibaresiyle birlikte فَسَادٍ kelimesi çok kullanılmıştır.
فِي الْاَرْضِ ibaresinin takdimi ihtimam içindir. İsrafın ne kadar kötü olduğunu anlatmak için bu takdim yapılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاًۜ
Cümle, atıf harfi وَ ’la … مَنْ قَتَلَ نَفْسًا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Şart üslubundaki terkipte isim cümlesi formunda gelen مَنْ اَحْيَاهَا cümlesi şarttır.
Mübteda olan مَنْ ’in haberi اَحْيَاهَا cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعاً cümlesine dahil olan كَاَنَّمَا, kâffe ve mekfûfedir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
جَم۪يعًا kelimesi النَّاسَ ‘nin halidir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِي الْاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَم۪يعًا cümlesiyle وَمَنْ اَحْيَاهَا فَكَاَنَّمَٓا اَحْيَا النَّاسَ جَم۪يعًا cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
اَحْيَا - قَتَلَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وَمَنْ اَحْيَاهَا [Kim, o nefsi diriltirse] cümlesinde istiare vardır. Çünkü maksat, "kim onu sağ bırakır, öldürmeye teşebbüs etmezse" demektir. Zira ölümünden sonra bir nefsi diriltmeye Allah'tan başka kimsenin gücü yetmez. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu ve bundan önceki teşbihten maksad, biri için korkuyu diğeri için de rağbeti azami derecede uygun tasvirleri yapmak suretiyle katlin ne kadar korkunç bir cinayet; hayat kurtarmanın da ne kadar büyük bir insanlık hizmeti olduğunu belirtmektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayette temsili benzetme vardır. Teşbihin temelinde, kanın kutsallığı, Allah'a isyan etmek, bir ipucu uğruna birini öldürmeye cüret etmek ve Allah'ın büyük gazabını çekmek vardır.
Bu teşbihin faydası şudur: Tek bir canı öldürmeyi bütün insanları öldürüyormuş gibi göstererek korkutmak ve öldürmekten caydırmak ve bir insanı yaşatmanın bütün insanları yaşatmak gibi olduğunu göstererek insanı yaşatmaya teşvik etmektir. (https://tafsir.app/aljadwal/5/32)
وَلَقَدْ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ ثُمَّ اِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap olan جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِۘ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Veciz ifade kastına matuf رُسُلُنَا izafetinde, azamet zamirine muzâf olan رُسُلُ , tazim ve şeref kazanmıştır.
ثُمَّ اِنَّ كَث۪يراً مِنْهُمْ بَعْدَ ذٰلِكَ فِي الْاَرْضِ لَمُسْرِفُون cümlesi atıf harfi ثُمَّ ile kasemin cevabına atfedilmiştir.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
مِنْهُمْ car mecruru كَث۪يرً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Zaman zarfı بَعْدَ ذٰلِكَ ve فِي الْاَرْضِ car-mecruru ihtimam için, amilleri olan لَمُسْرِفُون ‘ye takdim edilmiştir.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile eyleme işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
لَمُسْرِفُون , rubaî mezid fiil أسرف ‘nin ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
قَتَلَ - نَفْسٍ - النَّاسَ - اَحْيَا - فِي الْاَرْضِ - جَم۪يعًاۜ - مَنْ - ذٰلِكَ kelimelerinin tekrarında reddü’l acüz ale’s -sadr sanatı vardır.
كَث۪يرًا - جَم۪يعًاۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazir ve muvazene sanatları vardır.
Bu cümle, daha önce geçen كَتَبْنَا عَلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ [İsrâiloğullarına şunu yazdık] cümlesine matuf olmayıp müstakil bir cümledir. Bu kelâmın şamil olduğu mananın tahakkukuna son derece önem verildiği için hem yeminle, hem de tahkik harfi ile tekid edilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Zamir makamında gelen işaret ismi ذٰلِكَ bunun son derece belli, müşahede edilebilir cinsten sayıldığını bildirir. Bunun uzaklık manasını içermesi de işaret edilen davranışın derecesinin yüksek ve mertebesinin uzak olduğunu bildirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Mevcut ifade yerine "Andolsun ki, Peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik" mealinde bir ifade kullanılmamış olması, Peygamberlerin tebliğ ve haberlerinin onlara ulaştığını sarahatle bildirmek içindir. Çünkü bu, onlann azgınlık ve inatta son derece ileri gittiklerine daha iyi delâlet eder. (Ebüssuûd ,İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
ذَ ٰلِكَ ile müşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)