Mâide Sûresi 31. Ayet

فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَاباً يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِۜ قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِم۪ينَۚۛ  ٣١

Nihayet Allah, ona kardeşinin ölmüş cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. “Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten âciz miyim ben?” dedi. Artık pişmanlık duyanlardan olmuştu.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَبَعَثَ derken gönderdi ب ع ث
2 اللَّهُ Allah
3 غُرَابًا bir karga غ ر ب
4 يَبْحَثُ eşeleyen ب ح ث
5 فِي
6 الْأَرْضِ yeri ا ر ض
7 لِيُرِيَهُ ona göstermek için ر ا ي
8 كَيْفَ nasıl ك ي ف
9 يُوَارِي gömeceğini
10 سَوْءَةَ cesedini س و ا
11 أَخِيهِ kardeşinin ا خ و
12 قَالَ dedi ق و ل
13 يَا وَيْلَتَا yazık bana و ى ل
14 أَعَجَزْتُ aciz miyim ع ج ز
15 أَنْ
16 أَكُونَ ben olmaya ك و ن
17 مِثْلَ gibi م ث ل
18 هَٰذَا şu
19 الْغُرَابِ karga غ ر ب
20 فَأُوَارِيَ gömmekten
21 سَوْءَةَ cesedini س و ا
22 أَخِي kardeşimin ا خ و
23 فَأَصْبَحَ ve oldu ص ب ح
24 مِنَ -dan
25 النَّادِمِينَ pişman olanlar- ن د م
 

Tefsirlerde anlatıldığına göre Kabil kardeşini öldürdükten sonra cesedi ne yapacağını bilememiş, şaşırıp kalmıştı. Bunun üzerine yüce Allah bir karga gönderdi. Karga yerde eşinerek Kabil’e kardeşinin cesedini nasıl örtüp gizleyeceğini gösterdi veya ölmüş bir kargayı bu şekilde gömdü. Böylece Allah bir kargayı örnek göstererek şaşkınlık ve cehaleti sebebiyle bocalamakta olan Kabil’i uyardı. Bir başka rivayete göre yüce Allah iki karga göndermiş, bunlardan biri diğerini öldürdükten sonra gagası ve ayaklarıyla yeri eşeleyip öldürdüğü kargayı gömmüştür. Bu konuda karganın kendisinden daha yetenekli olduğunu gören Kabil karga kadar olamadığına hayıflanmış ve yaptığına pişman olmuştur. 

 İbn Âşûr, görünen çirkin şeylerin örtülmesini istemek kabilinden olan bu büyük sahnenin insanlığın medeniyet yolunda attığı ilk adımı temsil ettiğini, aynı zamanda taklit ve tecrübe yoluyla kazandığı ilk bilgi olduğunu kaydeder. Ona göre bu olay insanın kendisinden daha zayıf varlıklardan bilgi edindiği sahnelerin de ilkidir. Nitekim (daha sonra) insanlar güzel görünmek için de hayvanlara benzemeye çalışmışlar, renkli, güzel deri elbiseler edinmişler, çiçeklerle, kıymetli taşlarla ve renkli tüylerle süslü taçlar giymişlerdir (VI, 174). Ölmüş bir insan cesedini gömmek geride kalanların ona karşı son insanî vazifeleri olduğu gibi tabiatın ve insan sağlığının korunması bakımından da önemlidir. Zira gömülmeyen ceset kokar, çürür ve bundan insan sağlığına zararlı mikroplar ürer. İnsanoğlu bu zararlardan kendini korumak amacıyla Allah’ın kendisine vermiş olduğu düşünme, deneme ve örnek alma yeteneği ile öğrenerek medeniyetini kurmuş ve geliştirmiştir. 

Kıskançlık ve benzeri nefsânî duygulara boyun eğen insan, kardeşini dahi öldürebilir; ancak bunun sonu dünyada insanı içten içe yakan vicdan azabı ve pişmanlık, âhirette ise cehennem ateşidir. Kıskançların gözleri kendi üzerlerindeki nimetlere karşı kördür; Allah’ın kendilerine lutfettiği nimetleri göremezler, başkalarının ellerindeki nimetleri görür ve onlara karşı kin güderler. Şüphesiz bu durum kötü bir hastalıktır. Bu hastalığın şifası ise İslâm’ın kurallarını yaşayarak nefsi terbiye etmek ve onu kötülükleri emreden bir nefis olmaktan çıkarıp Allah’ın kendisine lutfettiklerine razı olan bir nefis haline getirmektir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 256-257

 
َنَدِم Nedm ve nedâmet kavramları artık geri getirilemez yada ulaşılamaz şekilde elden kaçıp gitmiş bir meseleyle ilgili bir görüş değişikliği sonucunda üzüntü ve pişmanlık duyarak teessüf etmek anlamına gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 7 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Nedim, nedâmet, nâdim ve nedimedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَاباً يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِۜ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَعَثَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  ٱللَّهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. غُرَابًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ  cümlesi,  غُرَابًا ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.  

يَبْحَثُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. فِي الْاَرْضِ  car mecruru  يَبْحَثُ  fiiline mütealliktir.

لِ  harfi,  يُرِيَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  يَبْحَثُ  fiiline mütealliktir.  

يُرِيَهُ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

كَيْفَ  istifham ismi,  يُوَار۪ي  ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur. يُوَار۪ي  cümlesi  يُرِيَ  fiilinin ikinci mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.

يُوَار۪ي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir.  سَوْاَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur. Aynı zamanda muzâftır. اَخ۪يهِ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘dir. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَخ۪يهِ  esma-i hamsedir.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

يُرِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رأي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli, يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir.  وَيْلَتٰٓى  münada olup  تٰٓ  üzere mukadder fetha ile mansubdur. Sonundaki elif, istiğase içindir ya da mütekellim  يَ ‘ sından bedeldir. Nidanın cevabı  اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ ’dir. 

Hemze istifham harfidir.  عَجَزْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  عن  harf-i ceriyle  اَعَجَزْتُ  fiiline mütealliktir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

اَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. اَكُونَ ‘nin ismi müstetir olup takdiri  انا ’dir.  مِثْلَ  kelimesi  اَكُونَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur. İşaret ismi  هٰذَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الْغُرَابِ  ism-i işaretten bedel veya onun sıfatı olup kesra ile mecrurdur. اُوَارِيَ  fiili atıf harfi  فَ  ile  اَكُونَ ’ye matuftur.  

اُوَارِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  انا ’dir. سَوْاَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اَخ۪ي  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اُوَارِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi  وري ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِم۪ينَۚۛ


İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir.  اَصْبَحَ  nakıs, mebni mazi fiildir. كان  gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

اَصْبَحَ ’nın ismi müstetir olup takdiri  هُو ’dir.  مِنَ النَّادِم۪ينَ  car mecruru  اَصْبَحَ ’nın mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

النَّادِم۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  ندم  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَاباً يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِۜ

Ayetin ilk cümlesi atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  فَاَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, telezzüz ve tazim içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

غُرَابًا ‘deki nekrelik muayyen olmayan teklik ve cins ifade eder.

 يَبْحَثُ فِي الْاَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِۜ  cümlesi  غُرَابًا  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı   يُرِيَهُ كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِ  cümlesi, mecrur mahalde olup  يَبْحَثُ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَيْفَ  istifham ismi, يُوَار۪ي ‘deki failin halidir. Hal, anlama zenginlik kazandıran ıtnâb sanatıdır.

İstifham üslubunda talebî inşaî isnad olan  كَيْفَ يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِ  cümlesi,  لِيُرِيَهُ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

بَعَثَ - يَبْحَثُ  ve  لِيُرِيَهُ - يُوَار۪ي  gruplarındaki kelimeler arasında cinas-ı muzari ve reddü’l-acüz ale’s- sadr sanatları vardır.

Denildiğine göre Kābil, Hâbil'i öldürünce ne yapacağını bilemez halde onu bırakır. Daha sonra da yırtıcı hayvanlardan dolayı, Hâbil için endişeye kapılır. Derken onu, bir tulumun içinde sırtında taşır. Nihayet Hâbil'in cesedi değişmeye, bozulmaya başlar. İşte bunun üzerine Allah bir karga gönderir. Bu hususta şu izahlar yapılmıştır:

a. Allah, iki karga gönderdi. Derken bu kargalar dövüşmeye başlarlar. Neticede biri diğerini öldürerek gagası ve ayaklarıyla onun için bir çukur kazdı ve karganın cesedini o çukura attı. İşte Kābil, bunu kargadan öğrendi.

b. Esamm şöyle demektedir. “Kābil, Hâbil’i öldürüp onu öylece bırakınca Allah Teâlâ ölünün (Hâbil) üzerine toprak saçan bir karga gönderdi. Katil Kābil, Allah’ın, Hâbil’e ölümünden sonra ne şekilde ikramda bulunduğunu görünce pişman oldu ve: ‘Yazıklar olsun bana!’ dedi.”

c) Ebu Müslim de şöyle demiştir: “Kargaların âdeti, eşyayı gömmektir. İşte böylece bir karga gelip bir şeyi toprağa gömdü. Kābil de bunu kargadan öğrendi.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


قَالَ يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا وَيْلَتٰٓى اَعَجَزْتُ  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. وَيْلَتَنَا  izafeti, münadadır. 

Azaba bir sesleniş gibi olan nida cümlesi tahassür ve nedamet anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Nidanın cevabı olan   اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ  istifham üslubunda talebî inşaî isnaddır. Cümle zahiren istifham üslubunda inşa cümlesi olmasına rağmen mana itibariyle kendini kınama ve pişmanlık kastı taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazandığı için terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca istifhamda tecahül-i arif sanatı vardır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ  cümlesi, mahzuf  عن  harf-i ceriyle  عَجَزْتُ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كَانَ ’nin olan  مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ , az sözle çok anlam ifadesi için izafetle gelmiştir. Işaret ismi  هٰذَا , muzâfun ileyh, الْغُرَابِ , muşârun ileyh olup bedeldir.

كَان ’nin  haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪ي  cümlesi masdar-ı müevvele matuftur. Müspet  muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir.

Ayetin mazi fiil ile başlayıp, muzari fiillerle devam etmesinde olayı zihinde canlandırmak kastı vardır.

اُوَارِيَ - يُوَار۪ي  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr,  غُرَابِ - سَوْاَةَ - اَخ۪  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

سَوْاَةَ  kelimesi  ساء  fiilinden müştaktır. Kötü bir şey veya kötü bir şey yapmak manasındadır.

Âşûr, bu kelimeye ‘ortada görünmesi çirkin bir hal alan ceset’ manası vermiştir.

يُوَار۪ي سَوْاَةَ اَخ۪يهِ  cümlesiyle  فَاُوَارِيَ سَوْاَةَ اَخ۪يۚ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

سَوْاَةَ اَخ۪يۚ  tabirinin manası, “Kardeşinin avretini…” demektir. “Avret” kelimesi de kişinin bedeninde, açılması caiz olmayan kısım demektir. O halde  bu kelime, “çirkinliğinden dolayı insanı utandıran ayıp yerler, kusurlar” manasına gelir. Bu ifadenin, “kardeşinin leşi” anlamına geldiği de söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَعَجَزْتُ اَنْ اَكُونَ مِثْلَ هٰذَا الْغُرَابِ  ayetinde Kābil’in sorusunda karma bir durum söz konusudur. Kābil, burada çaresizliği hakkında soru sormayı amaçlamamış, fakat kendi kendisine bunu kabullenemediğini (inkâr), aynı zamanda kendisinin buna üzdüğünü (tahassür) ve şaşırdığını (taaccüb) kastetmiştir. (Mustafa Kayapınar, Belâğatta Talebî İnşâ) 


فَاَصْبَحَ مِنَ النَّادِم۪ينَۚۛ


فَ , istînâfiyyedir. Nakıs fiil  اَصْبَح ’nın dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ النَّادِم۪ينَ , nakıs fiil  اَصْبَحَ ‘nın mahzuf haberine mütealliktir.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

النَّادِم۪ينَ  ism-i fail vezninde gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لنَّادِم۪ينَ  kelimesi, lüzum, devamlılık için vaz edilmiştir. Meclise devam eden kimseye “nedîm” denilmesi bundandır; çünkü o, meclisten ayrılmaz.

Hz. Peygamber (s.a.v), “Nedamet, tövbedir.” (İbni Mâce, Zühd, 30 (2/1420)) buyurmuştur. Binaenaleyh Kābil pişman olduğuna göre o, tövbe edenlerden olmuş demektir. O halde daha nasıl onun tövbesi kabul olunmaz?

Alimlerimiz bu soruya şu şekilde cevap vermişlerdir:

a.Kābil, Hâbil’i nasıl defnedeceğini kargadan öğrenince o, Hâbil’i bir sene sırtında taşıdığına pişman oldu.

b. O, kardeşini öldürdüğü için pişman oldu, çünkü o, onu öldürmekle bir şey elde edemedi, üstelik bu yüzden ebeveyni ve kardeşleri ona kızdılar, gazap ettiler. Böylece onun nedameti, öldürmenin bir günah olduğuna inandığı için değil, işte bu sebeplerden dolayı olmuştur.

c. O, Hâbil'i öldürdükten sonra ona hakaret olsun diye çölde bıraktığına pişman olmuştu. Zira karganın diğer kargayı öldürüp sonra da onu gömdüğünü görünce kalbinin bu denli katı olmasına pişman olmuş ve: “Bu benim kardeşim ve diğer taraftan aynı batından ikizimdir. Onun eti benim etime, kanı da kanıma karışmıştır. Karga kargaya şefkat etti ama benden kardeşime karşı bir şefkat zuhur etmedi. Merhamet ve güzel huylar bakımından, ben kargadan daha aşağıyım!” demiştir.

Böylece onun nedameti Allah’tan korktuğu için değil, işte bu sebeplerden dolayı pişman olmuş; bundan dolayı bu pişmanlık kendisine fayda vermemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb- Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.