Bakara Sûresi 200. Ayet

فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْراًۜ فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ  ٢٠٠

Hac ibadetinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler vardır. Bunların ahirette bir nasibi yoktur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِذَا zaman
2 قَضَيْتُمْ bitirince ق ض ي
3 مَنَاسِكَكُمْ ibadetlerinizi ن س ك
4 فَاذْكُرُوا anın ذ ك ر
5 اللَّهَ Allah’ı
6 كَذِكْرِكُمْ andığınız gibi ذ ك ر
7 ابَاءَكُمْ atalarınızı ا ب و
8 أَوْ veya
9 أَشَدَّ daha kuvvetli ش د د
10 ذِكْرًا bir anışla ذ ك ر
11 فَمِنَ
12 النَّاسِ insanlardan ن و س
13 مَنْ kimi
14 يَقُولُ der ki ق و ل
15 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
16 اتِنَا bize ver ا ت ي
17 فِي
18 الدُّنْيَا dünyada د ن و
19 وَمَا ve yoktur
20 لَهُ onun
21 فِي
22 الْاخِرَةِ ahirette ا خ ر
23 مِنْ hiçbir
24 خَلَاقٍ nasibi خ ل ق
 

“Babalarınızı andığınız gibi”

Arafata çıkmayan Kureyşliler Mina’da oturur ataları hakkında şiirler okur ve adeta film seyreder gibi, o zamanın en gözde konusu olan ataları, babaları hakkında hikayeler anlatırlardı birbirlerine. Çok sevdiğiniz birşey hakkında sohbet ederken saatlerin nasıl geçtiğini anlamazsınız. Şimdi bizim için “اٰبَاءَ” moda, çocuklar, spor, haberler, teknoloji vs. Oldu. Bunlar hakkında konuşurken heyecanla, istekle konuşuyoruz. Ve zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. İşte beni de böyle heyecanla, şevkle, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan saatlerce anın diyor Allah..

 

فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْراًۜ


Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

إِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfı olup  اذْكُرُوا  fiiline mütealliktir. Vuku bulma ihtimali kesin olan durumlar için gelir.  قَضَيْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

قَضَيْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  مَنَاسِكَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

اذْكُرُو  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

كَذِكْرِ  car mecruru mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Takdiri, ذكرا كذكركم  şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمۡ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰبَٓاءَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اَشَدَّ  atıf harfi  اَوْ  ile ذِكْرِ ‘ ye matuf olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. ذِكْراً  temyiz olup fetha ile mansubdur. 

اَوْ اَشَدَّ ذِكْراً  ibaresi, كَذِكْرِكُمْ  ibaresinde anmanın izafe edildiği şeye [mecrûr olan  كُمْ  zamirine ] atfedilmek üzere mahallen mecrûrdur. Bu senin; كَذِكْرِ قُرَيْشٍ ءَابَاۤءَهُمْ اَوْ قَوْمٍ اَشَدَّ مِنْهُمْ ذِكْرًا  [Kureyş ’in, kendi atalarını anması veya onlardan daha kuvvetli anan bir kavmin anması gibi] demene benzer. Yahut  ءَابَاۤءَكُمۡ  üzerine atfedilerek nasb mahallinde değerlendirilir ki, ذِكۡرࣰا  mastarının ‘anılan’ın fiili olmasına binaen mana; “babalarınızın anılmasından daha kuvvetli bir anışla...” şeklindedir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ile matufun aleyh arasında irab bakımından, siga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.Matufun irabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ

 

İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. مِنَ النَّاسِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَقُولُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl رَبَّنَاۤ ءَاتِنَا فِی ٱلدُّنۡیَا ‘ dir. يَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı  ءَاتِنَا فِی ٱلدُّنۡیَا ‘ dır. 

ءَاتِنَا  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’ dir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فِی ٱلدُّنۡیَا  car mecruru mahzuf mef’ûllerin mahzuf haline mütealliktir.Takdiri, آتنا نصيبنا حاصلا في الدنيا (dünyada hasıl olan nasibimizi bize ver) şeklindedir. Cümle, atıf harfi  وَ  ile müste’nef cümlesine matuftur. Takdiri,  فيعطى وما له.. من خلاق  şeklindedir.  

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. لَهُۥ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. فِي الْاٰخِرَةِ  car mecruru  خَلَاقٍ  ‘ın mahzuf haline mütealliktir. مِنْ  harfi zaiddir. خَلَاقٍ۠  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur.

مِنْ harfi, nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 اٰتِنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتى ’dir. İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 

 

فَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْراًۜ

فَ , istînâfiyye, اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Şart üslubundaki terkipte,  قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ  şart cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Şart cümlesi aynı zamanda  اِذَا ‘nın muzâfun ileyhidir. Şart manalı zaman zarfı  اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.

فَ  karînesiyle gelen  فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْراًۜ  cümlesi şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

فَاذْكُرُوا  lafzında irsâd sanatı vardır.

كَذِكْرِكُمْ  car-mecruru,  اذْكُرُوا ‘daki failden mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  كَذِكْرِكُمْ  car-mecruru ihtimam için, mef’ûl olan  اٰبَٓاءَكُمْ ‘a takdim edilmiştir

Cümlede mücmel temsili teşbih vardır. Çünkü teşbih edatı zikredilmiştir ve vech-i şebeh mürekkebdir.  كَذِكۡرِكُمۡ ءَابَاۤءَكُمۡ  müşebbehün bih,  فَاذْكُرُوا اللّٰهَ  müşebbehdir.

اَشَدَّ , atıf harfi  اَوْ ‘le  كَذِكْرِكُمْ ‘a atfedilmiştir. Cihet-i camia temasüldür.

ذِكْراًۜ  kelimesi temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.

فَٱذۡكُرُ - كَذِكۡرِكُمۡ - ذِكْراًۜ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Burada  إِنْ  değil, اِذَا  buyurulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü  اِذَا  harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır.  إِنْ  harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. Burada  إنْ  değil,  اِذَا  buyurulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü  اِذَا  harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır.  إنْ  harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 7, c. 2, s. 397)

117. ayette  قَضَی  fiili Allah Teâlâ için kullanılmıştı. Bu ayette insanlar için kullanılmış, tamamlama manası ifade etmiştir. ‘’Hac ibadetlerinizi tamamladığınız zaman’’ demektir.

مَّنـسك  ve  مَّنَـٰسِكَ  kelimelerinin kökü olan  نسك , düzenlemek ve sıra oluşturmak demektir. Burada hac ile ilgili ibadetler için kullanılmıştır. Çünkü onların belli bir sırayla yapılması gerekir. 

Sonra hacla ilgili ibadetlerinizi bitirdiğinizde, önceden atalarınızı anıp zikrettiğiniz gibi şimdi de öyle ve hatta daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı zikrediniz. Bu zikir emri de haccın arkasından Mina günlerine işarettir. İslam'dan önce Araplar, âdetleri üzerine hac ibadetlerini bitirdikten sonra Mina'da mescid ile dağ arasındaki yerde dururlar, atalarının övgülerini ve özel günlerini anıp hatırlarlardı. Bunun yerine şimdi Mina'da Allah'ın zikri ile meşgul olmak emredilerek o adetin kaldırılmasına ve bundan başka hacdan alınan kutsal uyanışın devamının gerektiğine işaret buyuruluyor ki şeytan taşlamak ve tekbirler almak, bunun son ve seçkin bir hatırasıdır. Bu şekilde kelime-i tevhiddeki şirki kaldırma manası, bütün amelî gerekleriyle yapılarak gösterilmiş olmaktadır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)  

أَوْ أَشَدَّ ذِكْراً  ifadesinde aklî mecaz vardır. Yani,  ذِكْراً  kelimesi ism-i fail olan  ذاكر  anlamında kullanılmıştır. (https://tafsir.app/aljadwal/2/200

Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Bu ayetin manası şudur: Çocuğun babasının adını söylemesi gibi siz de benim adımı söyleyin. Bebek ilk konuşmaya başlayınca önce babasının adını söyler ve “Baba! Baba!” der. Müslümanın da daima “Ya Rab! Ya Rab!” demesi gerekir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

مِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا

 

فَ , istînâfiyyedir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  مِنَ النَّاسِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Muahhar mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sılası olan  يَقُولُ رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَقُولُ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبَّنَٓا اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا  cümlesi, nida üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبَّنَٓا  izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, mütekellim zamirinin aid olduğu kişilerin Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.

Nidanın cevabı olan  اٰتِنَا فِي الدُّنْيَا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

فِي الدُّنْيَا  car mecruru mahzuf mef’ûllerin mahzuf haline mütealliktir.Takdiri, آتنا نصيبنا حاصلا في الدنيا (dünyada hasıl olan nasibimizi bize ver) şeklindedir. Halin hazf îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen, dua maksadıyla söylenmiş olması hasebiyle vaz edildiği anlamın dışına çıkmıştır. Bu nedenle mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

فِي الدُّنْيَا  ibaresinde istiare vardır. Burada zarfiyye olan  فِي  harfi, kendi manasında kullanılmamıştır. Dünya içine girilmeye müsait bir şey değildir. Fakat dünyadaki yaşamı mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf  على  yerine kullanılmıştır. Dünyada olmak, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhâfaza edilmesine benzetilmiştir.

 

وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ

 

Ayetin son cümlesine dahil olan  وَ , haliyedir. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  لَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  فِي الْاٰخِرَةِ  car mecruru  خَلَاقٍ۠ ‘ın mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

مِنْ zaid harftir.  خَلَاقٍ۠ , lafzen mecrur, mahallen merfû, muahhar mübtedadır.

خَلَاقٍ ‘deki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Zaid  مِنْ  harfi sebebiyle kelime “hiçbir” anlamı kazanmıştır. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder.

فِي الْاٰخِرَةِ  ibaresinde istiare vardır. Burada zarfiyye olan  فِي  harfi, kendi manasında kullanılmamıştır. Ahiret hayatı içine girilmeye müsait bir şey değildir. Fakat ahiretteki durumu mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf  على  yerine kullanılmıştır. Ahirette  olmak, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhâfaza edilmesine benzetilmiştir.

الدُّنْيَا  - الْاٰخِرَةِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

[Öyle insanlar var ki; Bize dünyada ver,] yani bize vereceğini tamamen dünyaya tahsis et der; [onların ahirette nasibi yoktur.] Yani hiçbir nasip talepleri yoktur. Yahut şu [dünyalık için] isteyip duranın ahirette hiçbir nasibi yoktur. Çünkü onun amacı dünyaya münhasırdır.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)   

وَمَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ  [Bunların ahirette nasibi yoktur.] Burada geçen  خَلَاقٍ   kelimesi nasip ve pay anlamındadır. Bu kimselerin kim olduğu konusunda görüş ayrılığı vardır. Bazıları şöyle demişlerdir: Bu kişiler kâfirlerdir. Onlar Kâbe’yi tazim eder, oraya gelip hac yaparlar, bu sırada ahiret için değil dünyalıklar için dua ederlerdi. Çünkü ölümden sonra dirilmeyi inkâr ediyorlardı. Bunun üzerine Allah onların ahirette müminlerin erişeceği cennet ve diğer nimetlerden hiçbir paylarının bulunmadığını haber vermiştir. Bazılarına göre burada kastedilenler ahiret için hiçbir şey istemeyip sadece dünyalık isteyen müminlerdir. Böyle bir şey aslında günahtır. Çünkü kutsal mekânlarda Allah’tan sadece geçici dünyalık istemişler, ahiret nimetinden gafil kalmışlardır. “Onların ahirette hiçbir nasibi yoktur.” ifadesinden “(bu yaptıklarına) tövbe edenler dışında” veya bir görüşe göre “Allah’ın affetmesi dışında” şeklinde bir istisna yapılmıştır. Ayrıca ayet “Allah’tan ahireti dileyenler gibi bir nasipleri yoktur.” şeklinde de tefsir edilmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

خَلَاقٍ  hisse manasındadır. Yaratmak fiilinden türemiş bir kelimedir. Başka yerlerde bu manada  نصيب , حظ  kelimeleri geçmiştir. Burada sanki bizim dünyada yaptığımız şeyin karşılığı olduğunu vurgulamak için  خَلَاقٍ  kelimesi kullanılmıştır. Yani biz dünyadaki davranışımızla ahiretteki nasibimizi yaratıyoruz.  خَلَاقٍ ’ ın burada kullanılması, ahireti unutup da dünyaya çalıştığımız için ahirette de karşılığında birşey oluşmadığını ifade etmiştir. 202. ayette ise نَصِیب  kelimesi gelmiştir. İkisini birden isteyen kişi için ahirette hisse vardır.