Âl-i İmrân Sûresi 148. Ayet

فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟  ١٤٨

Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَاتَاهُمُ onlara verdi ا ت ي
2 اللَّهُ Allah (da)
3 ثَوَابَ karşılığını ث و ب
4 الدُّنْيَا dünya د ن و
5 وَحُسْنَ ve en güzelini ح س ن
6 ثَوَابِ karşılığının ث و ب
7 الْاخِرَةِ ahiret ا خ ر
8 وَاللَّهُ (çünkü) Allah
9 يُحِبُّ sever ح ب ب
10 الْمُحْسِنِينَ güzel davrananları ح س ن
 

فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِۜ

 

Fiil cümlesidir.  فَ  harfi sebebi müsebbebe bağlayan istînâfiyyedir.  

اٰتٰي  fiili elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. ثَوَابَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الدُّنْيَا  muzâfun ileyh olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

حُسْنَ  atıf harfi وَ  ’la  ثَوَابَ  ‘e matuftur.  ثَوَابِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.  الْاٰخِرَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰتٰي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

             

وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur. 

یُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  الْمُحْسِن۪ينَ  mef’ûlun bih olup, nasb alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

یُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  حبب 'dir.

الْمُحْسِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِۜ


فَ , istînâfiyedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesinde tecrîd sanatı vardır. 

حُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِ  ibaresi  وَ  ’la  ثَوَابَ الدُّنْيَا  ’ya atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Bu kelimelerin izafetle gelmesi veciz ifade içindir.

حُسْنَ ثَوَابِ  izafeti, sözü kısaltmış ve veciz (az sözle çok şey ifade etmek) hale getirmiştir. Bu izafet sıfatın mevsufuna muzâf olması şeklinde lafzî izafettir. Bu üslup, mübalağa içerir. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, S. 238) 

حُسْنُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

حُسْنُ  kelimesinde irsâd sanatı vardır. Ayetin sonunda müştakı gelmiştir. 

الْاٰخِرَةِۜ  ve  الدُّنْيَا  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

ثَوَابَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Muktezâ-i zâhirin hilafına kelamda muzari yerine mazi gelmesi, kesin olacağına işaret içindir. (Medine Balcı Dergâhu’l Kur’ân)

Önceki ayette lef bölümünde geçen  اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا [Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla] öğesi ile  وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا  [sebatımızı arttır] öğesinin neşr bölümündeki karşılıkları olan Allah’ın onlara [dünya nimetini ve ahiret nimetini vermesi] öğeleri arasında sıralı bir bağ bulunmamaktadır. Mürettep leff ü neşri bozan dünya nimetinin verilmesinin öne alınmış olması, muhtemelen savaş sırasında nazil olan bu ayetlerdeki müminlerin  ثَبِّتْ اَقْدَامَنَا  dualarına verilen karşılığın öncelenmiş olmasındandır. (Hasan Uçar, Kur’an-I Kerim’deki Anlamsal Bedî’ Sanatları)

Ayette, yalnız cennet ve cennet nimetlerinin güzellikle vasıflandırılması, onların faziletini, üstünlüğünü ve Allah Teâlâ katında asıl muteber olan mükâfatın ahiret mükâfatları olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Zemahşeri, Keşşâf’An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t - Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

  

وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, kalplerde teberrük, muhabbet uyandırmak ve ikaz içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. Hükmün illetini bildirmek ve muhabbeti artırmak için tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsned olan  يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüd ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.

Ayetin fasılası, mesel tarikinde tezyîl (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) olarak ıtnâb sanatıdır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟  [Allah muhsinleri sever.]  lâzım; “onlara destek verir, kafirlere karşı zafer verir” anlamı ise melzûmdur. Lüzûm alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

حُسْنَ  ve  الْمُحْسِن۪ينَ۟  arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْمُحْسِن۪ينَ۟ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

الْمُحْسِن۪ينَ  ’nin  ال  ile marifeliği cins için olup istiğrak anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in başka surelerinde de tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.