وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ ١٤٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve değildi |
|
| 2 | كَانَ |
|
|
| 3 | قَوْلَهُمْ | sözleri |
|
| 4 | إِلَّا | başka |
|
| 5 | أَنْ |
|
|
| 6 | قَالُوا | demelerinden |
|
| 7 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 8 | اغْفِرْ | bağışla |
|
| 9 | لَنَا | bizim |
|
| 10 | ذُنُوبَنَا | günahlarımızı |
|
| 11 | وَإِسْرَافَنَا | ve taşkınlığımızı |
|
| 12 | فِي |
|
|
| 13 | أَمْرِنَا | işimizde |
|
| 14 | وَثَبِّتْ | ve sağlam tut |
|
| 15 | أَقْدَامَنَا | ayaklarımızı |
|
| 16 | وَانْصُرْنَا | bize yardım eyle |
|
| 17 | عَلَى | karşı |
|
| 18 | الْقَوْمِ | toplumuna |
|
| 19 | الْكَافِرِينَ | kafirler |
|
وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
قَوْلَهُمْ kelimesi كَانَ ’nin mukaddem haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel كَانَ ’nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl رَبَّنَا اغْفِرْ ’dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اغْفِرْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لَنَا car mecruru اغْفِرْ fiiline mütealliktir. ذُنُوبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِسْرَافَنَا atıf harfi وَ ’la ذُنُوبَنَا ’ya matuftur. ف۪ٓي اَمْرِنَا car mecruru اِسْرَافَنَا ’ya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا ’dır.
وَ atıf harfidir. ثَبِّتْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. أَقۡدَامَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ٱنصُرۡنَا عَلَى ٱلۡقَوۡمِ ٱلۡكَـٰفِرِینَ cümlesi, atıf harfi وَ ile nidanın cevabına matuftur.
ٱنصُرۡ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mütekellim zamir نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلَى ٱلۡقَوۡمِ car mecruru ٱنصُرۡنَا fiiline mütealliktir. ٱلۡكَـٰفِرِینَ kelimesi ٱلۡقَوۡمِ ’nin sıfatı olup, cer alameti ی ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
Fiili muzarinin başına “ اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra ,gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثَبِّتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ثبت ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ
و , atıf harfidir. Ayet, önceki ayetteki فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir.
كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede, takdim-tehir sanatı vardır. قَوْلَهُمْ izafeti, كَانَ ‘nin mukaddem haberidir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا cümlesi, masdar teviliyle كَانَ ‘nin muahhar ismi konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nefy harfi ما ve istisna harfi إلا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, كَانَ ‘nin ismi ve haberi arasındadır. كان ‘nin haberi olan قَوْلَهُمْ maksur/sıfat, masdar-ı müevvel maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Nidanın cevabı olan اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا , emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Nidanın cevabı ve ona atfedilen müteakip iki cümle, emir üslubunda gelmiş olmalarına rağmen dua manası taşımaktadır. Cümleler vaz edildiği anlamın dışında mana kazandığı için, mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اغْفِرْ fiiline müteallik olan car-mecrur لَنَا , mütekellimin Allah'ın rahmetini istemedeki iştiyakını belirtmek için mef’ûl olan ذُنُوبَنَا ‘ya takdim edilmiştir.
Aynı üslupta gelen وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا ve وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ cümleleri hükümde ortaklık sebebiyle nidanın cevabına atfedilmiştir. Her ikisi de emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Veciz ifade kastına matuf رَبَّنَا izafeti muzâfun ileyhin şanı içindir.
Rab’den istenenlerin bağışlanmak, sebat ve yardım şeklinde sıralanması taksim sanatıdır.
وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا [Ayaklarımıza sebat ver.] ifadesinde istiare vardır. Ayakların sıkı, hareketsiz durması, fikir ve inançlardaki kararlılığa benzetilmiştir.
وثَبِّتْ أقْدامَنا ifadesinde, ayaklar kelimesi cüz küll alakası ile mecazı mürseldir. Ehemmiyetine binaen cüz zikredilerek kül olan, murad edilmiştir. Aslında kalbimizi, bedenimizi, bizi sabit kıl manasındadır. Alete isnad vardır.
قَوْلَهُمْ - قَالُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husule gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا Uhud Savaşı’nda savaş alanını terk edenlere apaçık bir tarizdir.
Kâdî şöyle demiştir: “Bu, ister cihad isterse başka hususlarda olsun, musibet ve sıkıntılar esnasında dualarla nasıl istekte bulunacakları hususunda Allah tarafından yapılan bir terbiyedir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)