وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ ١٤٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَكَأَيِّنْ | nice var ki |
|
| 2 | مِنْ | den |
|
| 3 | نَبِيٍّ | peygamber- |
|
| 4 | قَاتَلَ | çarpıştılar |
|
| 5 | مَعَهُ | kendileriyle beraber |
|
| 6 | رِبِّيُّونَ | Rabbani (erenler) |
|
| 7 | كَثِيرٌ | birçok |
|
| 8 | فَمَا |
|
|
| 9 | وَهَنُوا | yılmadılar |
|
| 10 | لِمَا | şeylerden |
|
| 11 | أَصَابَهُمْ | başlarında gelen |
|
| 12 | فِي |
|
|
| 13 | سَبِيلِ | yolunda |
|
| 14 | اللَّهِ | Allah |
|
| 15 | وَمَا |
|
|
| 16 | ضَعُفُوا | zayıflık göstermediler |
|
| 17 | وَمَا |
|
|
| 18 | اسْتَكَانُوا | boyun eğmediler |
|
| 19 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 20 | يُحِبُّ | sever |
|
| 21 | الصَّابِرِينَ | sabredenleri |
|
وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ
İsim cümlesidir. وَ istînafiyyedir. كَاَيِّنْ çokluk anlamında isim olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْ نَبِيٍّ car mecruru, temyizidir. قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ cümlesi, كَاَيِّنْ ’in haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. قَاتَلَۙ fetha üzere mebni mazi fiildir. مَعَ mekân zarfı قَاتَلَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رِبِّيُّونَ fail olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. كَث۪يرٌ kelimesi رِبِّيُّونَ ’nun sıfatı olup damme ile merfûdur.
كَاَيِّنْ lafzı كَمْ (nice) manasındadır. Bu kelime, teşbih edatı كَ ile sayıda çokluk ifade eden tenvinli اَيِّ kelimesinden meydana gelir. Bu kelime; devamlı cümle başında bulunan, temyize muhtaç olarak müphem halde gelen, temyizi çoğunlukla مِنْ harf-i ceriyle yapılan, mebni bir kelimedir.(Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَاتَلَۙ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَث۪يرٌۚ , sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. وَهَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا müşterek ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle وَهَنُوا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَصَابَهُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَصَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ي سَب۪يلِ car mecruru اَصَابَهُمْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا ضَعُفُوا cümlesi, atıf harfi وَ ile وَهَنُوا ‘ye matuftur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. ضَعُفُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا اسْتَكَانُوا cümlesi, atıf harfi وَ ile وَهَنُوا ‘ye matuftur.
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اسْتَكَانُواۜ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَصَابَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اسْتَكَانُوا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi كين ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamları katar.
وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. یُحِبُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الصَّابِر۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
یُحِبُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حبب 'dir.
الصَّابِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi صبر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ
وَ istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
İlk cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كم manasında haberiye olan كَاَيِّنْ edatı, mübteda olarak mahallen merfûdur.
Ayet-i kerîmede geçen كَاَيِّنْ lafzı, كم manasındadır. Bu kelime, teşbih edatı ك ile sayıda çokluk ifade eden tenvinli اىّ kelimesinden meydana gelir. Bu kelime; devamlı cümle başında bulunan, temyize muhtaç olarak müphem halde gelen, temyizi çoğunlukla من harf-i ceri ile yapılan mebni bir kelimedir. Süyûtî, el-İtkan, c. 1, s. 463)
مِنْ نَبِيٍّ , çokluk bildiren كَاَيِّنْ ‘nin temyizidir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnâbdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
Mahallen merfû olan نَبِيٍّ ’deki nekrelik, tazim ve kesret ifade eder.
كَاَيِّنْ , ‘nice, çok’ manalarına gelen çokluk edatıdır. Kendisinden sonra temyizi olan kelime مِنْ ile mecrur olur. (M. Meral Çörtü, Nahiv)
قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌ cümlesi, كَاَيِّنْ ’in haberidir. Cümlede müsnedin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebat, temekkün ve istikrar ifade eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Müsned olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. قَاتَلَ fiiline müteallik olan mekan zarfı مَعَهُ , ihtimam için, faile takdim edilmiştir
كَث۪يرٌ kelimesi, رِبِّيُّونَ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
“Rabbânî” ile “ribbî” arasında bir mana farkı bulunduğunu söylemişlerdir. İbni Zeyd demiştir ki: “Rabbanî, veli imamlar ve halktır ki ribbeye bağlıdırlar. Buna göre ‘rabbânî’ve ‘ribbî’ ikisi de ‘rabbe intisab’ manasını içermekle beraber, ribbe bağlanmakla terbiye ve öğrenim görmüş topluluk; Rabbanî de Rabbe bağlanmakla diğerlerine öğretim ve eğitim yaptırabilecek yüksek seviyede bulunanlar diye ayrım yapılması en uygun mana olacaktır.” (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ
Cümle, atıf harfi فَ ile قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesi, menfî mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَهَنُوا fiiline müteallik mecrur mahaldeki ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf سَب۪يلِ اللّٰهِ izafetinde Allah ismine muzâf olan سَب۪يلِ , şan ve şeref kazanmıştır.
Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle, bütün kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlin zikrinde tecrîd sanatı vardır.
سَبِیلِ ٱللَّهِ [Allah’ın yolu] ibaresinde tasrîhî istiâre vardır. سَبِیلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstear leh) hazfedilmiş, müşebbehün-bih (müstear minh) olan yol zikredilmiştir.
فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ ibaresindeki فِی harfi de إلى harfi yerine istiare edilmiştir. Allah’ın dini, mazruf yerine konmuştur. Bilindiği gibi فِی harfinde zarfiyet manası vardır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
مَٓا اَصَابَهُمْ tabirinde isabet eden şeyler müphemdir. Allah yolunda savaşırken yaralanmalar, ölümler, fakirlik, yakınlarını kaybetmek kastedilmiş olabilir.
وَمَا ضَعُفُوا cümlesi ve ona matuf olan وَمَا اسْتَكَانُواۜ cümlesi, aynı üslupta gelerek … مَا وَهَنُوا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
رِبِّيُّونَ ’nin özelliklerinin gevşeklik göstermemek, zaafa uğramamak, boyun eğmemek şeklinde sayılması taksim sanatıdır.
ضَعُفُوا - وَهَنُوا - اسْتَكَانُواۜ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Uhud Savaşı’nda kâfirlerin saldırıları karşısında ve Peygamberin (s.a.v) öldürülmesiyle ilgili olarak çıkan yalan haberi üzerine bazılarının gevşediklerine, azimlerinin kırıldığına, savaşta zaaf gösterdiklerine, münafık Abdullah b. Ubeyy b. Sekil vasıtasıyla Ebu Süfyan’dan eman almak istediklerine ve bu suretle müşriklere boyun eğdiklerine tarizdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm- Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ
وَ istînâfiyyedir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, kalplerde teberrük, muhabbet uyandırmak ve ikaz içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsned olan يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüd ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.
الصَّابِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.
Burada الصَّابِر۪ينَ [sabredenler] den murad; ya Uhud Savaşı’nda sabır ve sebat gösterenlerdir ki zamir kullanılmayıp zahir olarak zikredilerek hükmün (ilâhî sevginin) sebep ve illeti zımnen bildirilmiştir. Ya da bütün sabredenlerdir ve Uhud Savaşı’nda sabredenler de öncelikle bunlara dahildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu cümle, mefûl farklılığıyla Kur’an-ı Kerim’in başka surelerinde de tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)