İbrahim Sûresi 27. Ayet

يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟  ٢٧

Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır, zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يُثَبِّتُ tesbit eder ث ب ت
2 اللَّهُ Allah
3 الَّذِينَ kimseleri
4 امَنُوا inanan(ları) ا م ن
5 بِالْقَوْلِ söz ile ق و ل
6 الثَّابِتِ sağlam ث ب ت
7 فِي
8 الْحَيَاةِ hayatında ح ي ي
9 الدُّنْيَا dünya د ن و
10 وَفِي ve
11 الْاخِرَةِ ahirette ا خ ر
12 وَيُضِلُّ ve şaşırtır ض ل ل
13 اللَّهُ Allah
14 الظَّالِمِينَ zalimleri ظ ل م
15 وَيَفْعَلُ ve yapar ف ع ل
16 اللَّهُ Allah
17 مَا ne
18 يَشَاءُ diliyorsa ش ي ا
 
“Sağlam söz” diye çevirdiğimiz el-kavlü’s-sâbit tamlaması 24. âyette geçen “güzel söz” ile eş anlamlı olarak “kelime-i tevhid” veya “kelime-i şehâdet” mânasında kullanılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber de bu sözü “kelime-i şehâdet” olarak açıklamıştır (bk. Buhârî, “Tefsîr”, 14/2). Allah Teâlâ, iman edenlerin kalbine bu sağlam sözü sarsılmaz bir biçimde yerleştirir ve onları hem bu dünya hayatında hem de âhirette iman üzerinde kararlı ve sabit kılar. Müminler imanın verdiği şuurla dünyada dengeli ve mutlu bir hayat yaşarlar, fitne, fesat ve kötülüklerden kendilerini korurlar; âhirette ise kurtuluşa erip bahtiyar olurlar. Bir görüşe göre âyette bildirilen dünya hayatından maksat, kabir hayatıdır; çünkü ölüler yeniden dirilinceye kadar dünyadadırlar. Âhiretten maksat ise hesap zamanıdır. Bir başka görüşe göre ise dünya hayatından maksat kişinin kabirde sorguya çekildiği andır; nitekim Hz. Peygamber de buna işaret buyurmuştur (Buhârî, “Tefsîr”, 14/2). Âhiret hayatından maksat da kıyamet gününde sorguya çekildiği zamandır (Şevkânî, III, 122). Allah Teâlâ inananları hem dünyada hem de âhirette iman üzere sabit kılarak mutlu ederken, zalimleri de inkârcılıktaki ısrarları sebebiyle kendi hallerine bırakır; doğru yolu bulamazlar. Böylece onlar hem dünyada hem de âhirette bedbaht olurlar. Allah hidayete ermek isteyenleri hidayete erdirir, sapkınlıkta ısrar edenleri de kendi hallerine bırakır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 316
 

يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ 

 

Fiil cümlesidir. يُثَبِّتُ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  اٰمَنُوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالْقَوْلِ  car mecruru  يُثَبِّتُ  fiiline mütealliktir. الثَّابِتِ  kelimesi  بِالْقَوْلِ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

فِي الْحَيٰوةِ  car mecruru  يُثَبِّتُ  fiiline mütealliktir.  الدُّنْيَا  kelimesi,  الْحَيٰوةَ ‘nin sıfatı olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. فِي الْاٰخِرَةِۚ  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُثَبِّتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ثبت  ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

الثَّابِتِ ; sülâsi mücerredi  ثبت  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الدُّنْيَا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُضِلُّ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. الظَّالِم۪ينَ  mef’ûlün bih olup, nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

وَ  atıf harfidir.  يَفْعَلُ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası  يَشَٓاءُ۟ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

يَشَٓاءُ۟  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. 

يُضِلُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi ضلل ‘dir.

الظَّالِم۪ينَ  ; sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

 

يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

يُثَبِّتُ  fiilinin mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Cümlede bahsi geçen kişilerin ism-i mevsûlle belirtilmeleri, o kimseleri yüceltmek içindir.

Cümledeki car-mecrurlar  يُثَبِّتُ  fiiline mütealliktir.

الثَّابِتِ  kelimesi,  الْقَوْلِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

القَوْلُ : kelam, söz demektir.  الثّابِتُ : içinde şüphe olmayan doğruluktur. Bundan murad ise Kur’an’ın sözleridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Allah’ın iman edenleri sağlam söz üzerinde tutmasının dünyada ve ahirette olarak açıklanması taksim sanatıdır.

فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ  ibarelerindeki  فِي  harflerinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü dünya hayatı ve ahiret hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Burada zarfa benzetilmişlerdir. Dünya ve ahiretle, oralarda  bulunan şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

الدُّنْيَا  ve  الْاٰخِرَةِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

يُثَبِّتُ - الثَّابِتِ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. 

Allah Teâlâ, güzel kelimenin vasfının kökünün sabit olması; kötü kelimenin vasfının da köksüzlük ve istikrarsızlık olduğunu beyan edince, bundan sonra, kendilerinden dünya hayatında sadır olmuş olan sabit sözün, onlar için Allah’ın lütfunun ve mükâfatının sübutunu gerektirdiğini zikretmiştir. Buradaki  بِ  edatından murad şudur: Allah onları dünya hayatında iken bu söze devam etmeleri sebebiyle kabirde de sabit kılar, onlara kuvvet verir.

القَوْلِ  sözündeki tarif sabit sözler için istiğrak (yani bütün sabit sözler) manasındadır. بِالقَوْلِ  sözündeki  بِ  harf-i ceri sebep içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  


  وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟

 

Cümle, atıf harfi  وَ  ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, mehabeti artırarak tehditte mübalağa içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Aynı üslupta gelen …  وَيَفْعَلُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ۟  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Lafza-ı celalin tehdidi ve korkuyu artırmak için zamir makamında üçüncü kez zikredilmesinde tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır..

يَفْعَلُ  fiilinin mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  يَشَٓاءُ۟  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil cümlede teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

…. يُثَبِّتُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  cümlesi ile  وَيُضِلُّ اللّٰهُ الظَّالِم۪ينَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Genel olarak  شَٓاءَ  fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibhâm; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi )

ويَفْعَلُ اللَّهُ ما يَشاءُ  cümlesi öncesindeki şeyler için tezyîl gibidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Ne zaman bir fiile çokça devam edilirse, bu halin akılda ve kalpte kök salması, daha güçlü ve kuvvetli olur. Bu yüzden kulun, “Lâ ilahe illallah” zikrine; bunun hakikatlerini ve inceliklerini düşünmeye devam etmesi ne kadar mükemmel ve tam olursa, bu marifetullahın, ölümden sonra da aklında ve gönlünde kök salması daha güçlü ve daha mükemmel olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Allah (c.c), müminleri üzerinde sebatlı kıldığı haktan, hür irade ve seçimlerinin gereği olarak zalimleri saptırır; istedikleri sapkınlığı onlarda yaratır.

Bu zalimlerden murad, kâfirlerdir. Zira bu zalimlerin mukabili müminlerdir. Kâfirlerin zalim olarak vasıflandırılmaları, eşyayı yerine koymadıkları, hakkı sahibine vermedikleri içindir. Yahut kendi nefislerine zulmettikleri içindir. Nitekim onlar, Allah'ın, insanları üzerinde yarattığı fıtratı değiştirmişler de, sabit söze gelmenin yolunu bulamamışlardır. Yahut bu zalimlerden murad, taklitte kalmak ve apaçık delillerden yüz çevirmekle kendi nefsine zulmeden, bu yüzden de fitne yerlerinde sebatlı bir duruş ortaya koyamayan ve hakk ve hidayet yoluna girmeyen herkestir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)