مَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۜ وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً ١٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مَنِ | kim |
|
| 2 | اهْتَدَىٰ | hihayeti seçerse |
|
| 3 | فَإِنَّمَا | şüphesiz |
|
| 4 | يَهْتَدِي | seçmiş olur |
|
| 5 | لِنَفْسِهِ | kendisi için |
|
| 6 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 7 | ضَلَّ | saparsa |
|
| 8 | فَإِنَّمَا | şüphesiz |
|
| 9 | يَضِلُّ | sapar |
|
| 10 | عَلَيْهَا | kendi aleyhine |
|
| 11 | وَلَا | ve |
|
| 12 | تَزِرُ | taşımaz |
|
| 13 | وَازِرَةٌ | hiçbir günahkar |
|
| 14 | وِزْرَ | günah yükünü |
|
| 15 | أُخْرَىٰ | başkasının |
|
| 16 | وَمَا | ve |
|
| 17 | كُنَّا | değiliz |
|
| 18 | مُعَذِّبِينَ | biz azab edecek |
|
| 19 | حَتَّىٰ | sürece |
|
| 20 | نَبْعَثَ | göndermedikçe |
|
| 21 | رَسُولًا | elçi |
|
مَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ
مَنِ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اهْتَدٰى şart fiili olup, elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِنَّمَا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
يَهْتَد۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِنَفْسِه۪ car mecruru يَهْتَد۪ي ’deki failinin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اهْتَدٰى fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنِ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
ضَلَّ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اِنَّمَا kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise اِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan مَا demektir.
يَضِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلَيْهَا car mecruru يَضِلُّ ’deki failinin mahzuf haline mütealliktir.
اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan مَٓا harfi, اِنَّ ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü اِنَّ ispat, مَٓا nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/
Cumhura göre إنما hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. (https:// islamansiklopedisi.org)
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَزِرُ damme ile merfû muzari fiildir. وَازِرَةٌ fail olup damme ile merfûdur. Mevsufu hazf edilmiş sıfattır. Takdiri, نفس وازرة (kimse taşıyıcı) şeklindedir.
وِزْرَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اُخْرٰى muzâfun ileyh olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Mevsufu hazf edilmiş sıfattır. Takdiri, نفس أخرى şeklindedir.
وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كُنَّا nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَا mütekellim zamir كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. مُعَذِّب۪ينَ kelimesi, كُنَّا ’nın haberi olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
حَتّٰى gaye bildiren cer harfidir. نَبْعَثَ muzari fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ ve masdar-ı müevvel مُعَذِّب۪ينَ ’e müteallik, mahallen mecrurdur..
نَبْعَثَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. رَسُولاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُعَذِّب۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan مَنِ اهْتَدٰى , isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Şart ismi مَنِ , mübtedadır.
Haber konumundaki اهْتَدٰى cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ cümlesi şartın cevabıdır. Kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Fiille car mecrur arasındaki kasr, يَهْتَد۪ي maksûr/sıfat, لِنَفْسِه۪ maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Hidayet üzere olmanın, insanın sadece kendi menfaatine olduğu vurgulanmıştır.
Manevî tekit lafzı لِنَفْسِه۪ۚ ibaresinde ıtnâb ve tecrîd sanatları vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan birbirine atfedilmiş iki terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümleler, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Şart ve cevap cümleleri arasında müşakele ve müzavece sanatları vardır.
يَهْتَد۪ي - اهْتَدٰى kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۜ
Aynı üslupta gelen وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart cümlesi olan مَنْ ضَلَّ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelmiştir. Şart harfi olan مَنِ mübtedadır.
Haber konumundaki ضَلَّ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
فَ karinesiyle gelen فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا cümlesi şartın cevabıdır. Kasr edatı اِنَّمَا ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Fiille car mecrur arasındaki kasr, يَضِلُّ maksûr/sıfat, عَلَيْهَا maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. Hidayet üzere olmanın, insanın sadece kendi menfaatine olduğu vurgulanmıştır.
عَلَيْهَا ifadesinde nefse ait zamire dahil olan istila manası taşıyan عَلٰى harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. Nefis, binek yerine konmuştur. Sanki dalalet, onun üzerine binmiş, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَد۪ي لِنَفْسِه۪ۚ cümlesiyle وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ cümleleri arasında güzel bir mukabele sanatı vardır.
اِنَّمَا ve مَنِ ’lerin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr, ضَلَّ - يَضِلُّ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
عَلَيْهَاۚ - لِنَفْسِه۪ۚ ile ضَلَّ - اهْتَدٰى kelime grupları arasında tıbâk-ı îcab vardır.
اِنَّمَا kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۜ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. İnşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
اُخْرٰىۜ ‘nın muzafı olan وِزْرَ , mef’ûlu mutlaktır, tekid ifade eder.
Cümlede istiare sanatı vardır. وِزْرَ kelimesi günah manasında müstear olmuştur. Müşebbehu bih zikredildiği için istiâre-i tasrîhiyye/açık istiâre; kullanılan kelime, müştak bir kelime olduğu içinde istiâre-i tebeiyye vardır. وِزْرَ [ağır yük] müşebbehu bihtir (müstearun minh). Günahlar ise müşebbehtir (müstearun leh). Câmi’; her ikisinin de etkisinin gözükmesidir. Mübalağa ifade eden bu üslupta, tecessüm sanatı da vardır.
لَا تَزِرُ - وِزْرَ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
تَزِرُ - وَازِرَةٌ - وِزْرَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Fail olan وَازِرَةٌ ’daki nekrelik, herhangi bir cins, kıllet ve umum ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre, umum ve şümule işarettir.
“Kimse başkasının herhangi bir günahını taşımaz.” ibaresinde istiare vardır. Burada gerçek anlamda sırtlarda taşınan yükler yoktur. Sadece kötülük ve günahların ağırlığı vardır. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)
Bu cümledeki kelimeler arasında var olan tenasüp, dikkat çekicidir.
Ayette geçen وِزْرَ , günah, ağırlık ve yük anlamındadır. Yani günah taşıyan nefis başka bir nefsin günahını taşımaz. Aksine her nefis kendi günahını taşır. Bu sebeple, bir insan, başkasının günahıyla sorumlu tutulamaz. Bu ayet-i kerimenin açıklamış olduğu bu hüküm, daha önce açıklanan “Her insanın amelini boynuna bağladık.” (İsra Suresi, 13) ayetindeki hükmü pekiştirmektedir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ حَتّٰى نَبْعَثَ رَسُولاً
Cümle, atıf harfi وَ ‘la istînâfa matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. İnşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Menfî nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir, 3/79)
كَانَ ’nin haberi olan مُعَذِّب۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Gaye bildiren harf-i cer حَتّٰى ‘nın, gizli أنْ ‘le masdar yaptığı نَبْعَثَ رَسُولاً cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup حَتّٰى ile مُعَذِّب۪ينَ ’ye mütealliktir.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نَبْعَثَ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
نَبْعَثَ fiilinin mef’ûlü olan رَسُولاً , tazim için nekre gelmiştir.
Azaptan murad ne olursa olsun, “bir peygamber göndermedikçe” ifadesi, azabın mutlak olarak hiç olmayacağını bildirmek için değil, bunun tahakkukundan önce olmayacağını bildirmek içindir. Yoksa uhrevî azabın peygamber geldikten sonra hemen vaki olması mümkün olmadığı gibi dünyevî azap da onu gerektiren ahlâksızlık ve isyandan sonra ancak hasıl olur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)