وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا فَفَسَقُوا ف۪يهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً ١٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | ve zaman |
|
| 2 | أَرَدْنَا | biz istediğimiz |
|
| 3 | أَنْ |
|
|
| 4 | نُهْلِكَ | helak etmek |
|
| 5 | قَرْيَةً | bir kenti |
|
| 6 | أَمَرْنَا | emrederiz |
|
| 7 | مُتْرَفِيهَا | onun varlıklılarına |
|
| 8 | فَفَسَقُوا | kötü işler yaparlar |
|
| 9 | فِيهَا | orada |
|
| 10 | فَحَقَّ | böylece gerekli olur |
|
| 11 | عَلَيْهَا | onlara |
|
| 12 | الْقَوْلُ | (azab) karar(ı) |
|
| 13 | فَدَمَّرْنَاهَا | biz de orayı yıkarız |
|
| 14 | تَدْمِيرًا | darmadağın |
|
وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا فَفَسَقُوا ف۪يهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَٓا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اَرَدْنَٓا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَرَدْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نُهْلِكَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. قَرْيَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı اَمَرْنَا cümlesidir.
اَمَرْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. مُتْرَف۪يهَا mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ’dir. İzafetten dolayı ن hazf edilmiştir. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَسَقُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru فَسَقُوا fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. حَقَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. عَلَيْهَا car mecruru حَقَّ fiiline mütealliktir. الْقَوْلُ fail olup damme ile merfûdur.
Fiili muzarinin başına “اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَرَدْنَٓا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
نُهْلِكَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi هلك ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُتْرَف۪ي kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. دَمَّرْنَاهَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. تَدْم۪يراً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
دَمَّرْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi دمر ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاِذَٓا اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا فَفَسَقُوا ف۪يهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً
Şart üslubunda gelen ayet, önceki ayetteki وَمَا كُنَّا مُعَذِّب۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Matufun haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Gerçekleşmesi kesin olan manaya delalet eden اِذَا şart ِedatı katiyet ifade eder.
اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi konumunda şart cümlesi olan اَرَدْنَٓا اَنْ نُهْلِكَ قَرْيَةً , mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Şart manalı zaman zarfı olan اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki نُهْلِكَ قَرْيَةً cümlesi, masdar teviliyle اَرَدْنَٓا fiilinin mef’ûludur. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نُهْلِكَ قَرْيَةً ibaresi mecazî isnaddır. Veya hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürsel diyebiliriz. Helak edilen karye değil karyedeki insanlardır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi اَمَرْنَا مُتْرَف۪يهَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Aynı üslupta gelen فَفَسَقُوا ف۪يهَا cümlesi, atıf harfi فَ ile şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فَسَقُوا ف۪يهَا ibaresindeki قَرْيَةً ‘e ait zamire dahil olan ف۪ي harf-i cerinde istiare vardır. Belde, mazruf yerine konmuştur. Yaptıkları fesadın kötülüğünü mübalağalı olarak ifade etme maksadı ve tecessüm sanatları da vardır. Câmi’ her ikisinde de olan mutlak irtibattır.
Makabline matuf فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ cümlesi de aynı üslupta gelmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فَحَقَّ fiiline müteallik عَلَيْهَا car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
الْقَوْلُ , Allah'ın iradesi manasındadır.
عَلَيْهَا ibaresindeki قَرْيَةً ‘e ait zamire dahil olan istila manası taşıyan عَلٰى harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila, mülazemet gerektirir. Sanki Allah’ın, oradaki şımarıkların fasıklıkları nedeniyle hükmettiği helak etme, beldenin üzerini tamamiyle kaplamıştır. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
فَدَمَّرْنَاهَا تَدْم۪يراً cümlesi makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Mef’ûlu mutlak olan تَدْم۪يراً , tekid ifade eder.
نُهْلِكَ dışındaki fiiller, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hudûs, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Ayetteki fiillerin hepsinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
مُتْرَف۪يهَا - ف۪يهَا kelimeleri arasında lûzum ma la yelzem sanatı vardır.
فَدَمَّرْنَاهَا - تَدْم۪يراً arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
دَمَّرْنَا - نُهْلِكَ kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bazı alimler, ayetteki اَمَرْنَا ifadesinin (onlara taati emrettik), bazıları da (onların zenginliklerini artırdık) veya (onları emirler yaptık) anlamında olduğunu söylemişlerdir. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları)
Allah'ın emirleri hepsine şamil olduğu halde bunların zikre tahsis edilmeleri, hitapta onların asıl olmaları, diğerlerinin ise onlara tabi olmaları sebebiyledir. Bir de emrin bunlara tevcih edilmesi, daha etkilidir. O şımarık zengin ileri gelenlere neyin emredildiği, ayette sarih olarak zikredilmemiştir. Ondan, hak ve hayrın murad olduğu anlaşılmaktadır. Zira Allah kötülüğü, edepsizliği emretmez, özellikle Kur'an’ın hidayeti zikredildikten sonra bu husus daha da açık olarak anlaşılmaktadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)