İsrâ Sûresi 7. Ayet

اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً  ٧

İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ eğer
2 أَحْسَنْتُمْ iyilik ederseniz ح س ن
3 أَحْسَنْتُمْ iyilik etmiş olursunuz ح س ن
4 لِأَنْفُسِكُمْ kendinize ن ف س
5 وَإِنْ ve eğer
6 أَسَأْتُمْ kötülük ederseniz س و ا
7 فَلَهَا o da aleyhinizedir
8 فَإِذَا ne zaman ki
9 جَاءَ gelince ج ي ا
10 وَعْدُ zamanı و ع د
11 الْاخِرَةِ sonuncusunun ا خ ر
12 لِيَسُوءُوا kötü duruma soksunlar diye س و ا
13 وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi و ج ه
14 وَلِيَدْخُلُوا ve girsinler diye د خ ل
15 الْمَسْجِدَ Mescid’e (Kudüs’e) س ج د
16 كَمَا gibi
17 دَخَلُوهُ girdikleri د خ ل
18 أَوَّلَ ilk ا و ل
19 مَرَّةٍ kez م ر ر
20 وَلِيُتَبِّرُوا ve mahvetsinler diye ت ب ر
21 مَا şeyleri
22 عَلَوْا ele geçirdikleri ع ل و
23 تَتْبِيرًا helak ederek ت ب ر
 
Hz. Mûsâ’nın ölümünden sonra İsrâiloğulları’nın Filistin’deki çeşitli putperest toplulukların tesirinde kalarak bir yandan tevhide dayalı inançlarını bozarken bir yandan da Tevrat’ın ilkelerinden sapıp kötülüklere bulaşıyorlardı (bk. Hâkimler, 2/11-13). Azgınlıklarını peygamberlerini öldürmeye kadar götürmeleri neticesinde “ilk vaad” gerçekleşmiştir. Tefsirlerde bu ilk vaad hakkında, Bâbil esaretinin de dahil olduğu farklı olaylardan söz edilmiştir (bk. Şevkânî, III, 237). Tarihî bilgilere göre ise bu ilk vaad, milâttan önce VI. yüzyılda Bâbilliler’in Kudüs’ü işgal etmeleri ve Süleyman Mâbedi’ni (Birinci Mâbed) yıkmalarıyla başlayan sürgün ve esaret sürecini ifade etmektedir. 6. âyette, zamanın Pers Kralı Kyros’un milâttan önce 539’da Bâbil’i ele geçirdikten sonra İsrâiloğulları’nın ülkelerine dönmelerine izin vermesiyle başlayan ve milattan önce 63 yılına kadar süren millî birliğin yeniden kurulması, İkinci Mâbed’in inşası, Kudüs’ün imarı, dinî ve kültürel hayatın yeniden canlanması gibi olumlu gelişmelerin yaşandığı döneme işaret edildiği anlaşılmaktadır. 7. âyette ise bu parlak dönemin ardından girilen yeni bir dinî, kültürel, siyasî kriz ve yıkım dönemine atıfta bulunulduğu görülmektedir. Bu dönemde önce yahudiler arasında çeşitli fikrî ve siyasî ihtilâflar ve iç karışıklıklar başlamış; ardından iktidar mücadelesi veren bir yahudi grubunun iş birliği yaptığı Romalılar Kudüs’ü ele geçirerek şehri tahrip etmiş, yahudilerin bağımsızlığına son vermişler (m.ö. 63); bu arada on binlerce yahudi öldürülmüş ve nihayet 70 yılında İkinci Mâbed de Romalılar tarafından yıkılmıştır (konuyla ilgili tarihî bilgiler için bk. Moshe Sevilla-Sharon, s. 29-76). Tefsirlerde yahudilerin ikinci bozgunculuklarıyla ilgili olarak zikrettikleri Hz. Yahyâ’yı öldürmeleri olayı da bu dönemde vuku bulmuştur. Bundan sonra 1948’e kadar Filistin’de yahudi hâkimiyeti kurulamamıştır.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 463-464 
 

اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ 

 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Fiil cümlesidir. اَحْسَنْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  karinesi olmadan gelen  اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ  cümlesi şartın cevabıdır.

اَحْسَنْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. لِاَنْفُسِكُمْ  car mecruru ikinci  اَحْسَنْتُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. اَسَأْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

İsim cümlesidir. لَهَا  car mecruru mahzuf mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Takdiri,  إساءتكم (kötülükleriniz) şeklindedir. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَحْسَنْتُمْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  حسن ’dir.

اَسَأْتُمْ  fiili,sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi سوأ ‘dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَٓاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  وَعْدُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.  الْاٰخِرَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

لِ  harfi,  يَسُٓؤُ۫ا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle mukadder şartın cevabına mütealliktir. Takdiri,  بعثنا  şeklindedir.  

يَسُٓؤُ۫ا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. وُجُوهَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. لِ  harfi,  يَدْخُلُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mukadder şartın cevabına mütealliktir.

يَدْخُلُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الْمَسْجِدَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

كَ  harf-i cerdir.  مَا  ve masdar-ı müevvel,  كَ  harf-i ceriyle mahzuf mef’ûlu mutlaka mütealliktir. Takdiri,  دخول كدخولهم أوّل مرة  şeklindedir.

دَخَلُوهُ  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَوَّلَ masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  مَرَّةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  atıf harfidir.  لِ  harfi,  يُتَبِّرُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mukadder şartın cevabına mütealliktir.

يُتَبِّرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  عَلَوْا تَتْب۪يراً ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

عَلَوْا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  تَتْب۪يراً  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُتَبِّرُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi تبر ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan  اَحْسَنْتُمْ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

لِاَنْفُسِكُمْ  ifadesinde tecrîd sanatı vardır.

اَحْسَنْتُمْ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

Şart üslubunda gelen  وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ  terkibi, atıf harfi  وَ ’la önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubunda gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasındaki şart cümlesi  وَاِنْ اَسَأْتُمْ , temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. لَهَا , mahzuf mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Mukadder mübtedanın takdiri,  إساءتكم  [kötülükleriniz] şeklindedir.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اِنْ اَحْسَنْتُمْ اَحْسَنْتُمْ لِاَنْفُسِكُمْ  cümlesiyle, وَاِنْ اَسَأْتُمْ فَلَهَاۜ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

اَحْسَنْتُمْ  ile  اَسَأْتُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

Müfessirimiz,  فَلَهَا  lafzının  عَلَيْهَا  şeklinde  عَلٰى  harf-i ceri ile değil de  لَ  harf-i ceri ile gelmiş olmasını müzâvece sanatına bağlar. Konuyla ilgili görüşü şöyledir: 

لاَنَّهُ ثَوَابَهُ لَهَا وَ بَالَهُ عَلَيْهَا وَ اِنَّمَا ذَكَرَهَا بِلامِ اِزْدَوَاجًا (İyiliğin sevabı sizedir, kötülüğün vebali de sizin üzerinizedir).  لَهَاۜ  lafzının  لَ  harfiyle gelmesi izdivac sanatı sebebiyledir. Yani normalde bu ifadenin  عَلَيْهَاۜ  şeklinde gelmesi beklenirdi. Ancak birinci cümledeki  لِاَنْفُسِكُمْ  lafzına uyması için  عَلٰى  harfi terk edilerek  لَ  harfiyle  لَهَاۜ  şeklinde gelmiştir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

Şart üslubunda gelen bu cümlede ihtibak sanatı vardır.

İhtibâk bir belâgat terimi olarak; “ikinci cümlede benzeri zikredilen kelime veya ifadenin birinci cümleden, birinci cümlede benzeri zikredilenin de ikinci cümleden hazf edilmesi” şeklinde tanımlanır. Buna göre ihtibâk, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.2, 831)


فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً

 

فَ  atıf harfidir. اِذَا , şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. 

Şart üslubundaki terkipte, mazi fiil sıygasında gelen şart cümlesi olan  جَٓاءَ وَعْدُ الْاٰخِرَةِ , aynı zamanda  اِذَا ‘nın muzâfun ileyhidir. Şart manalı zaman zarfı  اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.) 

اِذَا  edatı  اِنْ  edatının aksine kesinlik, zan ve vukuu çokça olan cümlelerde bulunma özelliğine sahiptir.  اِنْ  edatı şüphe, vehim ve vukuu nadir olan cümlelerde bulunur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C. 1, s. 407)

جَٓاءَ وَعْدُ  cümlesinde istiare sanatı vardır. وَعْدُ  kelimesi  جَٓاءَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Vaadin, bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

وَعْدُ الْاٰخِرَةِ  ifadesinde de istiare sanatı vardır. Burada tehekkümî istiâre yoluyla vaad tehdit manasında kullanılmıştır. Genelde iyi bir şeyi vaad etmek için  وعده , kötü bir şeyle tehdit etmek için  اوعد  fiili kullanılır. Durumun korkunçluğunu mübalağa için vaad, vaid yerine kullanılmıştır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 5. ayetteki şart cümlesi olan …فَاِذَا جَٓاءَ وَعْدُ ’nun delaletiyle, şartın, takdiri  بعثنا عليكم عبادا  [Size kullar gönderdik]  olan cevap cümlesi hazf edilmiştir. Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur. 

Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle şartın mukadder cevabına mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لِيَسُٓؤُ۫ا وُجُوهَكُمْ  cümlesinde istiare sanatı vardır. لِيَسُٓؤُ۫ا  fiili, وُجُوهَكُمْ ‘a nisbet edilerek yüzler kişileştirilmiş, bir şahsa benzetilmiştir. Kötülüğün yüze yapılacak olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Veya kötülüğün yüze isnadı aklî mecazdır. Cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

Ayetteki aynı üslupta gelen ikinci masdar-ı müevvel cümlesi  وَلِيَدْخُلُوا الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ, önceki masdar-ı müevvele matuftur.

Bu cümlede teşbih harfi  كَ  nedeniyle mecrur mahaldeki masdar harifi  مَا  ve sılası olan   دَخَلُوهُ اَوَّلَ مَرَّةٍ , masdar teviliyle, mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sebata, temekkün ve istikrara işaret eden cümledeki teşbih, teşâbüh kabilindendir. 

Üçüncü masdar-ı müevvel cümlesi  وَلِيُتَبِّرُوا مَا عَلَوْا تَتْب۪يراً, sebep bildiren لِ  nedeniyle masdar tevilinde, ilk masdar-ı müevvele matuftur.

لِيُتَبِّرُوا  fiilinin mefulü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  عَلَوْا تَتْب۪يراً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

تَتْب۪يراً , mef’ûlü mutlak olarak ıtnâb sanatıdır.

عُـلُواًّ ‘da istiare sanatı vardır. Bu kelimenin aslı  ألعلْوٌ  yani irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. Düşmanların yaptığı yıkım, gözle görülür yüksekliğe sahip bir haldedir. Durumu mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

اَسَأْتُمْ  - يَسُٓؤُ۫ا  ve  يَدْخُلُوا - دَخَلُوهُ  ve  لِيُتَبِّرُوا - تَتْب۪يراً  gruplarındaki kelimeler arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cenab-ı Hakk, üzülme işini yüzlere nispet etmiştir. Çünkü kalpte mevcut olan ruhî hallerin emaresi yüzde belirir. Binaenaleyh eğer kalpte bir sevinç ve sürur hasıl olursa, yüzde parlaklık, güleçlik ve aydınlık zuhur eder. Yok, eğer kalpte bir hüzün ve bir korku bulunursa o zaman yüzde bir ekşime, rengin atması ve bir morarma meydana gelir. İşte bu sebepten dolayı bu ayette, kötülük, yüzlere nispet edilmiştir. Bunun benzeri olan manalar, Kur'an'da pek çoktur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Sayfadaki bütün ayetler fethalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.