عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْۚ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۢ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً ٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | عَسَىٰ | belki |
|
| 2 | رَبُّكُمْ | Rabbiniz |
|
| 3 | أَنْ |
|
|
| 4 | يَرْحَمَكُمْ | size acır |
|
| 5 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 6 | عُدْتُمْ | siz dönerseniz |
|
| 7 | عُدْنَا | biz de döneriz |
|
| 8 | وَجَعَلْنَا | ve yapmışızdır |
|
| 9 | جَهَنَّمَ | cehennemi |
|
| 10 | لِلْكَافِرِينَ | kafirler için |
|
| 11 | حَصِيرًا | kuşatıcı |
|
عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْۚ
Fiil cümlesidir. عَسٰى terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. كَانَ gibi ismini ref haberini nasb eder.
رَبُّكُمْ kelimesi عَسٰى ’nın ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel عَسٰى ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَرْحَمَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Fiili muzarinin başına “اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdarı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۢ
وَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عُدْتُمْ şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ karinesi olmadan gelen عُدْنَاۢ cümlesi şartın cevabıdır.
عُدْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. جَهَنَّمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Gayri munsarif olduğundan tenvin almamıştır.
لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru حَص۪يراً ’a müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. حَص۪يراً kelimesi جَعَلْنَا fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْكَافِر۪ينَ ; sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَص۪يراً kelimesi فعيل vezninde sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Terecci manalı nakıs fiil عَسَى ’nın dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Tereccî, husûlu arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
عَسَىٰ muzarisi olmayan bir fiildir. Sadece mazisi çekilir.
“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
عَسٰى Allah Teâlâ’nın kelamında gereklilik, kulların kelamında ise umut ve arzu ifade eder.
رَبُّكُمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan كَ zamiri dolayısıyla Hz. Peygamber, şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki müspet muzari fiil cümlesi olan يَرْحَمَكُمْ , masdar teviliyle عَسَى ’nın haberi konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesiyle hüküm takviye edilmiştir.
Masdar-ı müevvel muzari fiil olarak gelmiş, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
رَبُّكُمْ - يَرْحَمَكُمْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۢ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte şart cümlesi olan عُدْتُمْ , müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan عُدْنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عُدْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Önceki cümledeki gaib zamirden bu cümlede söylenecek şeyin önemine dikkat çekmek için azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَا sözünde müşâkele sanatı vardır. ‘’Biz de döneriz, rahmetimizden yararlanmaz, cezalandırılırsınız’’ demektir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
عُدْتُمْ - عُدْنَا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً
وَ , istînâfiyyedir. Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. جَعَلْنَا fiiline müteallik olan لِلْكَافِر۪ينَ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
حَص۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat-ı müşebbehe vezninde gelen bu kelime ism-i mef’ûl manasındadır. Bulundukları yerden çıkmanın mümkün olmadığına mübalağa için yapılmış iltifat sanatıdır.
İki mef’ûle müteaddi olan جَعَلْنَا fiilinin ikinci mef’ûlü olan حَص۪يراً ’daki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.
Dönenlerin لِلْكَافِر۪ينَ adıyla belirtilmeleri, yaptıklarının zalimlik olduğunu vurgulamak için zamir makamında zahir isim zikredilmesi yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
جَهَنَّمَ - لِلْكَافِر۪ينَ - حَص۪يراً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
رَبُّكُمْ - عُدْنَاۢ kelimeleri arasında gaibden mütekellime, عُدْتُمْ - لِلْكَافِر۪ينَ kelimeleri arasında ise muhataptan gaibe geçişte iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
لِلْكَافِر۪ينَ ’deki marifelik muhatapları ve muhatap olmayanları kapsar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Hasan-ı Basrî, buradaki حَص۪يراً ’ın bilinen hasr manasında olduğunu söylemiştir.
وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً [Biz, cehennemi kâfirlere bir zindan yaptık.] buyurmuştur. فعيل vezninde olan hasr kelimesinin, فاعل manasına gelmesi ve böylece de mananın, “Biz, cehennemi, onları kuşatan ve bağlayan bir şey kıldık.” şeklinde olması muhtemel olduğu gibi bunun مفعول manasına gelmesi, Böylece de “Biz o cehennemi onların toplanacağı, içinde kuşatılacakları bir yer haline getirdik.” manasının murad edilmiş olması muhtemeldir. Buna göre mana, “Dünya azabı ve işkencesi, ne kadar kuvvetli ve fazla olursa olsun, bazı insanlar ondan kurtulur ve kaçar; o azabın içine düşen kimse, ya ölüm veya başka bir yolla ondan kurtulabilir. Ama, ahiret azabına gelince bu, insanı, kendisinden kurtulmak ümidi bulunmaksızın çepeçevre kuşatır.” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِر۪ينَ حَص۪يراً cümlesinin عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ يَرْحَمَكُمْ cümlesine atfedilmesi öncesinde zikredilen dünyevi azabı ifade etmek içindir. Onun arkasında ahiret azabı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cehenneme حَص۪يراً denmesinin sebebi, katları birbirlerini üst üste kuşatıp sardığı içindir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)