Âl-i İmrân Sûresi 13. Ayet

قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ  ١٣

Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَدْ muhakak
2 كَانَ ك و ن
3 لَكُمْ sizin için vardır
4 ايَةٌ bir ibret ا ي ي
5 فِي
6 فِئَتَيْنِ şu iki toplulukta ف ا ي
7 الْتَقَتَا karşılaşan ل ق ي
8 فِئَةٌ bir topluluk ف ا ي
9 تُقَاتِلُ çarpışıyordu ق ت ل
10 فِي
11 سَبِيلِ yolunda س ب ل
12 اللَّهِ Allah
13 وَأُخْرَىٰ öteki de ا خ ر
14 كَافِرَةٌ nankördü ك ف ر
15 يَرَوْنَهُمْ onları görüyorlardı ر ا ي
16 مِثْلَيْهِمْ kendilerinin iki katı م ث ل
17 رَأْيَ görüşüyle ر ا ي
18 الْعَيْنِ gözlerinin ع ي ن
19 وَاللَّهُ Allah
20 يُؤَيِّدُ destekler ا ي د
21 بِنَصْرِهِ yardımıyle ن ص ر
22 مَنْ kimseyi
23 يَشَاءُ dilediği ش ي ا
24 إِنَّ elbette
25 فِي
26 ذَٰلِكَ bunda
27 لَعِبْرَةً bir ibret vardır ع ب ر
28 لِأُولِي olanlar için ا و ل
29 الْأَبْصَارِ gözleri ب ص ر
 

Riyazus Salihin, 429 Nolu Hadis

Enes radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Gerçek şudur ki kâfir bir iyilik yaptığı zaman, onun karşılığında kendisine dünyalık bir nimet verilir. Mümine gelince, Allah onun iyiliklerini âhirete saklar, dünyada da yaptığı kulluğa göre ona rızık verir.” Müslim, Münâfıkîn 57

Bir rivâyete göre de (Müslim, Münâfıkîn 56) Rasûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki Allah, hiçbir mü’minin işlediği iyiliği karşılıksız bırakmaz. Mümin, yaptığı iyilik sebebiyle hem dünyada hem de âhirette mükâfatlandırılır. Kâfire gelince, dünyada Allah için yaptığı iyilikler karşılığında kendisine rızık verilir. Âhirete vardığında ise, kendisiyle mükâfatlandırılacağı herhangi bir hayrı kalmaz.” 

 

Fieteyni ve fietun kelimelerinin kökü feye’e (فيأ) olup manası güzel bir şeye dönmektir. Bakara/226’da kocaların eşlerine yaklaşmamaya yemin ettikten sonra yeminlerinden dönmeleri için bu fiil kullanılmıştır. Fi’etun yardımlaşma konusunda birbirlerine dönen ve birbirlerini destekleyen topluluk için kullanılır ki ayette de bu manada gelmiştir. (Müfredat)

 

 

 

قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ

 

 İsim cümlesidir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

لَكُمْ  car mecruru  كَانَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اٰيَةٌ  kelimesi  كَانَ ’ nin muahhar ismi olup damme ile merfûdur.

ف۪ي فِئَتَيْنِ  car mecruru  اٰيَةٌ ‘ nün mahzuf sıfatına müteallik olup, müsenna olduğu için cer alameti  ى ‘dir. الْتَقَتَا  cümlesi,  فِئَتَيْنِ ’ nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

الْتَقَتَا  iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Tesniye kelimeler harfle îrablanırlar. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْتَقَتَاۜ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi لقي ’ dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ 

 

İsim cümlesidir. فِئَةٌ  mahzuf mübtedanın haberidir. Takdiri; إحداهما (Onlardan biri) şeklindedir. تُقَاتِلُ  cümlesi,  فِئَةٌ ‘ nin sıfatı olarak mahallen merfûdur.  

Fiil cümlesidir. تُقَاتِلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ’ dir. ف۪ي سَب۪يلِ  car mecruru  تُقَاتِلُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrudur. 

اُخْرٰى  atıf harfi  وَ  ile  فِئَةٌ  ‘ e matuf olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Veya  اُخْرٰى  mübteda olup, haber mahzuftur. Takdiri, تقاتل في سبيل الطاغوت (Tağut yolunda savaşırlar.) şeklindedir. كَافِرَةٌ  kelimesi  اُخْرٰى ’ nın sıfatı olup damme ile merfûdur. يَرَوْنَهُمْ  cümlesi, اُخْرٰى ‘ nın sıfatı veya ikinci haberi olarak mahallen merfûdur.  

يَرَوْنَ  fiili  نَ ‘ un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هِمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مِثْلَيْهِمْ  hal olup, müsenna olduğu için nasb alameti ى 'dir. رَأْيَ  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَيْنِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.   

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تُقَاتِلُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’ dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَافِرَةٌ  ; sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. يُؤَيِّدُ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.

Fiil cümlesidir. يُؤَيِّدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. بِنَصْرِ  car mecruru  يُؤَيِّدُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.  

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’ dir. 

يُؤَيِّدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  أيد ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 


 اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ


İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

ف۪ي ذٰلِكَ   car mecruru  اِنَّ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

لَ  harfi  اِنَّ ’ nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)

 عِبْرَةً  kelimesi  اِنَّ ’ nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur.  لِاُو۬لِي  car mecruru  عِبْرَةً ’ in mahzuf sıfatına müteallik olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için, cer alameti  ى dir. Aynı zamanda muzâftır. الْاَبْصَارِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )


 

 

 

قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ ف۪ي فِئَتَيْنِ الْتَقَتَاۜ فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ

 

Müstenefe cümlesi olarak fasılla gelmiştir. Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş, كَانَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede, îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  لَكُمْ  car-mecruru  كَانَ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  اٰيَةٌ  kelimesi, nakıs fiil  كَانَ ‘ nin muahhar ismidir.

اٰيَةٌ ‘ deki nekrelik nev ve tazim ifade eder. 

ف۪ي فِئَتَيْنِ  car-mecruru,  اٰيَةٌ ’ ün mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  الْتَقَتَاۜ  cümlesi, فِئَتَيْنِ  için sıfattır. Mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

الْتَقَتَاۜ  fiilinin İftiâl babında gelmesi mübalağa içindir.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede, îcâz-ı hazif sanatı vardır.  فِئَةٌ , takdiri إحداهما (O ikisinden biri) olan mahzuf mübtedanın haberidir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ   cümlesi  فِئَةٌ  için sıfattır. Mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ [Sizin için ibret vardır.] Burada fiil önde geldiğinden  كَانَتْ  şeklinde kullanılmamıştır. Çünkü ayet açıklama ve delil manasındadır. Müennesliği gayr-ı hakikîdir. Manası şöyledir: Ey sayılarına ve hazırlıklarına aldanan kâfirler! Sizde Hz. Muhammed’in Bedir’de Allah yolunda cihad eden ancak sayıları az ve güçsüz bir topluluk olan ashabı ile savaşmak için bir araya geleceğiniz ve onlara yenileceğinize dair iddiasının doğru olduğunu gösteren açık bir alamet vardır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et- Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  car-mecruru,  تُقَاتِلُ  fiiline mütealliktir.

Veciz ifade kastına matuf  ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olan  سَب۪يلِ  şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

سَبِیلِ ٱللَّهِ [Allah’ın yolu] ibaresinde tasrihî istiare vardır. Yol manasındaki  سَبِیلِ  kelimesi din için müstear olmuştur. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh olan din (müstear leh) hazfedilmiş, müşebbehün bih  (müstear minh) olan yol zikredilmiştir. 

فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ  ibaresinde  فِی  harfi de  إلى  harfi yerine istiare edilmiştir. Allah’ın dini, mazruf yerine konmuştur. Bilindiği gibi  فِی  harfinde zarfiyet manası vardır. سَبِیلِ  lafzına dahil olduğunda bu özelliği nedeniyle istiare oluşmuştur. Yol içine birşey konulabilecek yapıda olmadığı halde zarfiyet özelliği olan bir nesneye benzetilmiştir. Gün ve zarfiyyet özelliği taşıyan nesne arasındaki ortak özellik yani câmi’, mutlak irtibattır.

وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ  cümlesi,  وَ ’ la  فِئَةٌ  kelimesine atfedilmiştir.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. اُخْرٰى , mübteda, يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ  cümlesi haberdir.

اُخْرٰى  için sıfat olan  كَافِرَةٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

Haber konumundaki  يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. 

رَأْيَ  mef’ûlü mutlak olarak cümleyi tekit etmiştir. الْعَيْنِۜ , muzafun ileyh,  مِثْلَيْهِمْ  ise haldir. 

رَأْيَ  kelimesinde irsâd sanatı vardır. Ayetin sonunda muradifi olan  الْاَبْصَارِ  kelimesi zikredilmiştir.

مِثْلَيْهِمْ  izafetindeki gaib zamir iltifat yoluyla Müslümanlara aittir. Çünkü cümlenin gelişinden beklenen ifade  تَرَوْنَهم مِثْلَيْكم  şeklindedir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

فِئَتَيْنِ - فِئَةٌ  ve  يَرَوْنَهُمْ - رَأْيَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Görülen şey kolay kolay unutulmaz. Görmek fiili aynı zamanda anlamak anlamında da kullanılır, ama işitmek öyle değildir. Görmek işitmekten daha üstün bir duyudur.

فِئَةٌ تُقَاتِلُ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ  cümlesi ile  وَاُخْرٰى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۜ   cümlesi arasında mukabele sanatı vardır. 

رَأْيَ - الْعَيْنِۜ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الْتَقَتَاۜ - تُقَاتِلُ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَكُمْ اٰيَةٌ  ifadesinin aslı  اٰيَةٌ لَكُمْ  şeklindedir. Öne geçene itina göstermek, sonraya alınana da teşvik etmek maksadıyla kelimelerin yeri değiştirilmiştir.  اٰيَةٌ  kelimesinin nekre getirilmesi tefhim ve tazim içindir. Büyük bir ibret demektir. (Sâbûnî,Safvetü't Tefasir)

فِئَتَيْنِ  [iki topluluk] ile Bedir günü karşılaşan topluluklara işaret edildiğinde görüş ayrılığı yoktur. Ancak bunun muhatabının kim olduğu hususunda farklı kanaatler vardır. Bir görüşe göre bununla müminlere hitap edilmiş olması muhtemel olduğu gibi bütün kâfirlere olması da muhtemeldir. Medine yahudilerinin muhatap alınmış olması da muhtemeldir. Her bir ihtimali bir grup ileri sürmüştür. Müminlere hitabın faydası ruhlarına sebat vermek, onlarda kahramanlık duygularını uyandırarak -fiilen gerçekleştiği gibi- kendilerinin iki misli hatta birçok kat fazlası olan düşmanları üzerine atılacak hale gelmeleridir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l - Kur’ân)

رَأْيَ الْعَيْنِۜ [Göz görüşüyle] ifadesi gözle gördüklerinde anlamındadır.  رَأْيَ  gözle görmek anlamında kullanılır. İdrak etmek için rey, düş görmek için rüya kullanılır.  ف۪ي  harf-i ceri kaldırılarak nasb edilmiştir. Hal olarak mansub olduğu da söylenmiştir. Bu durumda ‘gözleriyle görerek’ anlamına gelir.  الْعَيْنِۜ  burada gözler manasınadır. Cins isim olduğundan tekil formu çoğul anlamında kullanılabilir.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et- Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

 

 وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye  وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

وَاللّٰهُ , mübteda, يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ  cümlesi haberdir.

Müsnedün ileyhin tüm esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil Allah ismiyle gelmesi teberrük, telezzüz, haşyet uyandırma ve teşvik amacına matuftur. 

Haber konumundaki  يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır.

Mef’ûl olan ism-i mevsûl  مَنْ ‘ in sılası olan  يَشَٓاءُۜ  müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يُؤَيِّدُ  fiiline müteallik olan car-mecrur  بِنَصْرِه۪ , konudaki önemine binaen, mef’ûle takdim edilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  بِنَصْرِه۪  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan نَصْرِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

بِنَصْرِه۪ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

وَاللّٰهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِه۪ مَنْ يَشَٓاءُۜ [Allah dilediğini yardımıyla destekler] ifadesi de kâfirlerin gözle görme itibariyle Müslümanların iki katı olduklarını, fakat sayıca onların üç misli olduklarını göstermektedir. (İbn Keysân devamla) der ki: Burada görme, yahudilere aittir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân) 

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ

 

 

Ayetin son cümlesi istînafiyye olarak fasılla gelmiştir.  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.  ف۪ي ذٰلِكَ  car mecruru, اِنَّ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

Cümlede müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun mertebesinin yüksekliğini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile Allah’ın müminlere olan desteğine işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku ” dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Veciz ifade kastına matuf izafetle gelen  لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ  car-mecruru, لَعِبْرَةً ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

اٰيَةٌ - عِبْرَةً  ve  رَأْيَ - الْاَبْصَارِ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden isim cümlesi, lam-ı muzahlaka ve  اِنَّ  olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgi Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s.190)

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ [Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.] Yani bir ayet ve delil vardır. Delilin ibret diye isimlendirilmesi insanın onun sayesinde cehaletten ilme geçmesidir. عبر  nehri geçmek ve aşmak anlamına gelir. اِعتَبارَ  İtibar (ibret almak) bilinenden hareketle bilinmeyene ulaşmaktır.  بْصَرِ , اَبْصَارِ  kelimesinin çoğuludur. Kalple idrak etmek anlamına gelir. Basîret de böyledir. Mukātil şöyle demiştir: [Az sayıda olan müminlerin zafer kazanıp çok kalabalık olan müşriklerin kaybetmesinde akıl ve basiret sahipleri için ibretler vardır.] (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et- Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)