İsrâ Sûresi 21. Ayet

اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً  ٢١

Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 انْظُرْ bak ن ظ ر
2 كَيْفَ nasıl ك ي ف
3 فَضَّلْنَا üstün yaptık ف ض ل
4 بَعْضَهُمْ onların kimini ب ع ض
5 عَلَىٰ üzerine
6 بَعْضٍ kimi ب ع ض
7 وَلَلْاخِرَةُ elbette ahiret ا خ ر
8 أَكْبَرُ daha büyüktür ك ب ر
9 دَرَجَاتٍ dereceler bakımından د ر ج
10 وَأَكْبَرُ ve daha büyüktür ك ب ر
11 تَفْضِيلًا üstünlük bakımından ف ض ل
 
Genel anlamda çeşitlilik güzeldir; insan hayatı da böyledir. Allah Teâlâ, –başka hikmetler yanında– insanlar arasında değişik yönlerden farklılıklar, çeşitlilikler olmasını da dilemiştir. Kimi yaşlı kimi genç, kimi sağlıklı kimi hasta, kimi zengin kimi yoksul, kimi inançlı kimi inançsız, kimi erdemli kimi erdemsiz, kimi akıllı kimi ahmak... Âyet, âhirette farklılıkların daha da fazla olacağını bildirmekle beraber hangi bakımlardan olacağı hakkında ayrıntı vermemektedir. Âhiret akılla kavranamayacağı için bu hususta âyetlerin ve sahih hadislerin bildirdiklerinin ötesinde görüş belirtmek yerine buralarda bildirilenlere iman etmekle yetinmek en uygun yoldur.Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 473
 
Riyazus Salihin, 1891 Nolu Hadis
Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Cennetlikler, kendilerinden yüksekteki köşklerde oturanları, aralarındaki derece farkı sebebiyle, sizin sabaha karşı doğu veya batı tarafında, gökyüzünün uzak bir noktasında batmak üzere olan parlak ve iri bir yıldızı gördüğünüz gibi göreceklerdir.” Bunun üzerine ashâb-ı kirâm:
- Yâ Resûlallah! O yerler, peygamberlere ait ve başkalarının ulaşamayacağı köşkler olmalıdır, dediler. Resûl-i Ekrem şöyle buyurdu:
- “Evet, öyledir. Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, o yerler, Allah’a iman edip peygamberlere bütün benlikleriyle inanan kimselerin de yurtlarıdır.”
(Buhârî, Bed'ü'l-halk 8; Müslim, Cennet 11)
 

اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ

 

Fiil cümlesidir. اُنْظُرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. كَيْفَ  istifham ismi olup amilinin hali olarak mahallen mansubdur.

فَضَّلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. بَعْضَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَلٰى بَعْضٍ car mecruru  فَضَّلْنَا  fiiline mütealliktir. 

فَضَّلْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  فضل ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. لَ  ibtidaiyyedir.  اَلْاٰخِرَةُ  mübteda olup damme ile merfûdur. اَكْبَرُ  haber olup damme ile merfûdur. دَرَجَاتٍ  temyiz olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.

اَكْبَرُ تَفْض۪يلاً  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. تَفْض۪يلاً  temyiz olup fetha ile mansubdur. 

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfuz mümeyyez şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَكْبَرُ  ism-i tafdil kalıbındadır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

اُنْظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍۜ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen, gerçek manada emir kastı taşımamaktadır. Aksine irşad anlamı taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazanan terkip, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلٰى بَعْضٍ  cümlesi,  اُنْظُرْ  fiilinin mef’ûlü konumundadır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen uyarı kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Amili  فَضَّلْنَا  olan soru ismi  كَيْفَ , mukaddem haldir. Halin takdimi, istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

فَضَّلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

فَضَّلْنَا  fiili  تفعيل  babındadır. Bu babın fiile kattığı en yaygın mana, kesrettir. 

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  فَضَّلْنَا  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

بَعْضٍ  ‘nin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Bundan murad, geçen ilahi ihsanın ve dünyevi ihsan mertebelerinin farklı olmasının mahzurlu olmadığını izah etmek ve bununla uhrevi ihsan mertebelerinin de farklı olacağına dikkat çekmektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

 وَلَلْاٰخِرَةُ اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin îrab ve hükümde öncekine ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

İbtidaiyye harfi  لَ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsned olan  اَكْبَرُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek, mübalağa ifade etmiştir.

دَرَجَاتٍ , cümledeki ilk  اَكْبَرُ ’nun, تَفْض۪يل  de birinciye matuf olan ikinci  اَكْبَرُ ’nun temyizidir. 

فَضَّلْنَا - تَفْض۪يلاً  kelimelerinde iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, اَكْبَرُ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَكْبَرُ دَرَجَاتٍ  ve  وَاَكْبَرُ تَفْض۪يلاً  ibarelerinde istiare sanatı vardır. دَرَجَ  bir yerin, başka bir kısımdan daha yüksek olan kısmı yani basamak demektir. Basamak arttıkça yükseklik artar. Burada derece ile kastedilen faziletin yüksekliği ve mükâfatın çokluğudur. Her iki  اَكْبَرُ  kelimesinde de istiare sanatı vardır. اَكْبَرُ , yeryüzünde görünür şekilde büyük olan manasındadır. Hissi şeyler için kullanıldığında istiare oluşur. Fazilet ve derece gözle görülen maddi bir şeye benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

فَضَّلْنَا  fiili  تفعيل  babındadır. Bu babın fiile kattığı en yaygın mana, kesrettir. 

تَفْض۪يلاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.

Ahiretin derece ve tafdil bakımından büyük olduğunun belirtilmesi taksim sanatıdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

الدَّرَجاتُ  şerefin büyüklüğü manasında istiaredir.  التَّفْضِيلُ  lütufta bulunmak demektir. Bu da yenilik ve nimettir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)