بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ۠ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْهَا۠ بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ۟ ٦٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | بَلِ | doğrusu |
|
| 2 | ادَّارَكَ | ardarda geldi |
|
| 3 | عِلْمُهُمْ | onların bilgileri |
|
| 4 | فِي | hakkındaki |
|
| 5 | الْاخِرَةِ | ahiret |
|
| 6 | بَلْ | fakat |
|
| 7 | هُمْ | onlar |
|
| 8 | فِي | içindedirler |
|
| 9 | شَكٍّ | bir kuşku |
|
| 10 | مِنْهَا | ondan |
|
| 11 | بَلْ | daha doğrusu |
|
| 12 | هُمْ | onlar |
|
| 13 | مِنْهَا | ondan yana |
|
| 14 | عَمُونَ | kördürler |
|
Rivayete göre putperestler, Resûlullah’ın peygamberliğini reddetmek için ona kıyametin ne zaman kopacağına dair bir soru yöneltmişler; bunun üzerine inen âyette kıyametin gayb olaylarından olduğu, Allah’tan başka kimsenin onu bilemeyeceği açıklanmıştır (İbn Âşûr, XX, 19; gayb hakkında bilgi için bk. Bakara 2/3). Âhiret hayatı insanın bu dünyada algılayabileceği alanın ötesinde yer alan bir gerçek olduğu için insanlar onu bilemez ve tam olarak tasavvur edemezler. Ancak 66. âyette putperest Araplar’ın bu bilgisizliği, kuşkuculuğa, hatta inkâra kadar götürdükleri bildirilmektedir. Ama onlar, âhirette gerçekle karşı karşıya geldiklerinde bilgileri tamamlanacaktır. Bu sebeple Kur’an, ölümden sonraki hayat hakkında bilgi verirken genellikle temsilî bir üslûp kullanmaktadır. “Onlar âhiretten yana kördürler” cümlesi, inkârcıların, âhiret hayatının ilâhî ilimdeki yaratma planının mantıkî bir sonucu olduğu gerçeğini idrakten âciz bulunduklarını ifade eder. Hakkıyla düşünselerdi insandaki sorumluluk ve adalet duygusu ve düşüncesinin ancak mutlak adaletin tecelli edeceği bir âhiret hesabı ve mahkemesiyle anlam kazanacağını, yerine oturacağını anlarlardı. Müfessirler “Hayır, onların âhiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır” meâlindeki cümlede geçen ve “yetersiz kalmıştır” anlamına gelen “iddâreke” fiilinin farklı kıraatine göre cümleye şöyle de mâna vermişlerdir: “Hayır, onların âhiret hayatı hakkında bilgileri yoktur” (Şevkânî, IV, 170; İbn Âşûr, XX, 22).
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 202-203
بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ۠ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْهَا۠
Fiil cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. ادَّارَكَ fetha üzere mebni mazi fiildir. عِلْمُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي الْاٰخِرَةِ۠ car mecruru ادَّارَكَ fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪ي شَكٍّ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. مِنْهَا car mecruru شَكٍّ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
بَلْ ; Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir. ‘Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki’ anlamlarını ifade eder. Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak ‘oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine’ manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ادَّارَكَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tefâ’ul babındadır. Sülâsîsi درك ’dir. Aslı تدارك ‘dir. Tefâ’ul babının ت harfi د harfine dönüştürülmüştür.
Tefâ’ul babı müşareket manasında kullanılır. Müşareket: Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Müşareket babı olan mufaale babı ile bu bab arasındaki fark: Mufaale babında lafızda fail olan, işi başlatan ve galip durumunda olandır. Bu babda ise fail ile mef’ûl arasında işi yapma konusunda müsavilik (eşitlik) olandır. Bu sebeple tefâ’ul babında her ikisi de faillikte aynı olup mağlup olan olmadığından bazen mef’ûl zikredilmez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ۟
İsim cümlesidir. بَلْ idrâb ve atıf harfidir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنْهَا car mecruru عَمُونَ ‘a mütealliktir. عَمُونَ mübtedanın haberi olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْاٰخِرَةِ۠
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. بَلْ , idrâb harfidir. İntikal için gelmiştir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh veciz anlatım kastıyla izafet formunda gelmiştir.
ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ tabirinde istiâre sanatı vardır. İradesi olan canlılara idrak etmek veya yetişmek özelliği, عِلْمُهُمْ ‘a isnad edilerek, ilim bir şahıs yerinde kullanılmıştır. Gerçekte yetişen idrak eden insanın kendisidir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
فِي الْاٰخِرَةِ۠ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü ahiret, hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Burada zarfa benzetilmiştir. Ahiret zamanı ile insanlar arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Ya da sebebiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
ادَّارَكَ fiili, تفاعل babındadır.
ادَّارَكَ aslında تدارك ‘dir. Tedarük, ardı ardına yetişip ulanmak, diğer bir ifade ile aralıksız birbiri ardınca gelmek: birbiri ardınca gelip katılmak, ara vermeden gelmek, demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْهَا۠
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiş cümlede بَلْ , idrâb harfidir. İntikal için gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan هُمْ ’un haberi mahzuftur. ف۪ي شَكٍّ bu mahzuf habere mütealliktir.
لَف۪ي شَكٍّ ibaresinde istiare vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla شَكٍّ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü شَكٍّ hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Onlardaki şüphenin derecesini mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
بَلْ atıf harfidir. Kendisinden sonra cümle geldiğinde idrâb harfi olur. İdrâbın manası bazen mukabilinin -kendinden öncekinin- hükmünü iptal, bazen da bir manadan diğerine intikaldir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1 s. 437)
بَلْ atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, matufu sadece îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
بَلْ harfi, cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
شَكٍّ şüphe demektir. Şüphe edilen şeyde ihtimal ikiye düştüğünde شَكٍّ , ihtimal ikiden fazlaysa ر َيْب kullanılır. (İsmail Yakıt, Semantik Analizler Işiğinda Kur’an’da “Reyb” Ve “Yakîn” Kavramlari)
بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ۟
Önceki cümleyle aynı formdaki bu cümle de mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بَلْ , idrâb harfidir. İntikal için gelmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْهَا car-mecruru, önemine binaen, amili olan عَمُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
عَمُونَ kelimesi عمي ’nın cemisidir. عمي kalbi ve gözü görmeyen için kullanılır. أعمي ise gözü görmeyendir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 3, s. 107)
Allah Teâlâ ahireti onların körlüğünün kaynaklandığı başlangıç noktası kılmış, bu yüzden de onu[n âmilini] عَنْ ile değil de مِنْ ile geçişli kılmıştır; çünkü akıbetin ve amele verilecek karşılığın inkârı, onları düşünmeyen ve dikkat etmeyen hayvanlar gibi kılan şeydir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
بَلْ هُمْ مِنْهَا عَمُونَ۟ [Hatta onlar, kıyamet hakkında kördürler] cümlesinde istiare vardır. Körlük, hakkı görmezlikten gelmek, Allah'ın nimetlerini düşünmemek yerinde müstear olarak kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
عَمُونَ۟ ; kelimesi, gözü kör anlamında da kullanılır. Kalbin körelmesi ise körlükten daha kötüdür. Basiretin kaybedilmesine oranla gözün kaybedilmesinin pek önemi yoktur. Çünkü, gözleri kör olup kalp gözü açık nice insanlar vardır. Öte yandan kâfirlerin, münafıkların ve gafil kimselerin durumu gibi gözleri gördüğü halde, kalpleri körelmiş nice kimseler vardır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)